Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Eylül '18

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
1826
 

Sivas Kongresi'ne, "Wilson Prensipleri" ve "Amerikan Mandası" Tartışmaları Damga Vurmuştur...

Sivas Kongresi'ne, "Wilson Prensipleri" ve "Amerikan Mandası" Tartışmaları Damga Vurmuştur...
 

Bu harita, 1916'da Sykes-Picot Uzlaşım Haritası değil; Wilson Prensipleri Haritasıymış


Erzurum Kongresi sonrasına ve Sivas Kongresi sırasında "Amerikan Mandası'nı kabul edelim mi, etmeyelim mi?"  sorunu, M. Kemal(ATATÜRK)'in Canını çok Sıkmıştır...

 

Oysa ki, Mustafa Kemal, olacakları çok daha önceden görmüş ve 1904 yılında Harp Akademisi'ni bitirdiği gün arkadaşlarına, "Olanca kuvvetlerimizi Türk Anadolu'nun ortasında toplamalıyız; 1907 yılında da, "Köhneleşen ve hayatlılığını kaybeden Osmanlı İmparatorluğu'nun gövdesi üzerine devlet oturtulmaz" (1904 yılında söylediklerine gönderme yaparak); ancak Türk çoğunluğu toprağı üzerine oturtulabilir"(x) demiştir.

Bu konuya, bloğumun sonunda tekrar değinilecektir...Şimdi, biraz gerilere gidelim; Erzurum ve Sivas Kongrelerine kadar, konumuzla ilgili siyasi gelişmelere bir göz atalım..

*

"Zafersiz Barış"tan "Zaferli Barış"a...

ABD Başkanı Woodrow Wilson'un, Birinci Dünya Savaşı sonuna doğru, 1917 yılı başında, ortaya attığı "zafersiz barış" görüşü İtilaf Devletleri cephesinde(Fransa, İngiltere, Rusya, İtalya, Japonya ve ABD) olumlu bir yankı yarattı...Ama, gerisi gelmedi...Çünkü, Almanya, daha önce kararlaştırdığı "sınırsız" denizaltı savaşını başlattı...18 Mart'ta, Alman denizaltılarının, 3 Amerikan gemisini batırmaları üzerine, ABD, 6 Nisan'da Almanya'ya savaş açtı(1).

ABD Başkanı Wilson'un, "zafersiz barış" görüşü, aslında, bana göre, bir başka bloğumda da konu ettiğim gibi;  9-16 Mayıs 1916'da, İngiltere ve Fransa arasında  imzalanan ve "Ortadoğunun Paylaşımı" öngören "Sykes-Picot" uzlaşmasından esinlenmişti sanki...

Nitekim, Wilson'un bu görüşünü ortaya atmasının üzerinden daha bir yıl bile geçmemişken, yani savaşın sonlarına doğru, Aynı Wilson, "Savaştan sonra Türkiye'nin haritadan silineceğini"; Dışişleri Müşaviri Hause de, "Türkiye, galip devletler arasında paylaşılmalı ve oralarda ırklara göre özel yönetimler kurulmalıdır" demişlerdir(2).(Bloğumun başındaki haritaya bakın)

*

Wilson Prensipleri (ya da ilkeleri)...

ABD Başkanı Wilson, Amerikan Kongresi'nde 8 Ocak 1918'de, yaptığı konuşmasıyla "adil ve uzun süreli bir barışa temel oluşturacak" bir belge olarak "14 Madde" açıkladı...

Bu 14 maddede, genel olarak, "Savaş sonunda her devlet, kendi sınırları içine çekilecek; ülke bütünlüğüne saygı gösterilecek; gizli antlaşmalar ortadan kaldırılacak(örneğin, yukarıda konu ettiğim 'Sykes-Picot' uzlaşması gibi...cd); diplomasi açık olacak... Ancak Osmanlı Devleti ile ilgili olan 12. Madde, bu amacın biraz dışına çıkıyordu...

Bu madde ile, "Osmanlı'nın Türk bölgelerine mutlak egemenlik tanınıyor; ancak, Türk boyunduruğu altında yaşayan öbür uluslara kesin bir yaşama güveni, özgür ve engelsiz bir gelişme imkanı veriliyordu"(3).(Bloğumun başındaki haritaya bir kez daha bakın)

"Osmanlı'nın Türk bölgelerine mutlak egemenlik tanıyan" bu madde, Mustafa Kemal'in, 1904 ve 1907 yıllarında, "Olanca kuvvetlerimizi Türk Anadolu'nun ortasında toplamalıyız; köhneleşen ve hayatiyetini kaybeden Osmanlı İmparatorluğu gövdesi üzerine devlet oturtulamaz; ancak Türk çoğunluğu toprağı üzerine oturtulabilir" sözleri ile örtüşmüyor mu?

*

Wilson  Prensipleri, Osmanlı Aydınlarına, "Amerikan mandası(güdümü)" Olarak Yansıdı...

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Türkiye'nin parçalanacağını ve yoksullaşacağını düşünen kimi aydınlar, ancak, ABD gibi iktisadi bakımdan güçlü bir ülkenin mandası altında Türkiye'nin varlığını koruyabileceğini ileri sürdüler...Buna gerekçe olarak da, yukarıda da belirtiğim gibi, Wilson Prensipleri'nin 12. maddesinde, "Osmanlı'nın Türk bölgelerine mutlak egemenlik tanıması" gösteriliyordu.

Bu aydınlardan, bir grubu, Halide Edip(Adıvar), Yunus Nadi(Abalıoğlu), Ahmet Emin(Yalman), Dr. Celal Muhtar, Velid Ebüzziya, Ali Kemal, Celal Nuri, Necmettin Sadık(Sadak) Mahmut Sadık, 5 Aralık 1918'de,(Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir ay; İşgal Kuvvetleri'nin İstanbul'a çıkmasından 15 gün sonra) Başkan  Wilson'a ABD Mandası istemiyle başvurdu(4)

Bu grup, kesin tarafsızlığı tanınacak ve sınırları barış konferansında çizilecek bir Türkiye'nin, kendi ayakları üzerinde durabilecek bir duruma gelinceye kadar ABD tarafından eğitilmesinden yanaydılar...

Bu durum, yani "manda" düşüncesi ve istemi, "Müdafaa-i Hukukçulara da bildirildi.

Bunların dışında, Mayıs 1919'da Ahmet İzzet Paşa, Cevat Paşa, Çürüksulu Mehmet Paşa, İstanbul'daki Amerikan Kurulu'na başvurarak "ABD mandası" istediler... Ayrıca, İsmet Paşa(İnönü),  Saffet(Arıkan), Miralay Kara Vasıf gibi, Kurtuluş Savaşı'na katılmış, yararlıklar göstermiş komutanlar bile bu aşamada, "ABD mandası"nın Türkiye için tek çıkar yol olarak görmüşlerdir(5).

Bu arada, Osmanlı Saltanat Şurası'nda da ABD mandacılığını savunulduğunu ifade edelim.

*

Erzurum Kongresi'nde ABD Mandası...

23 Temmuz 1919'da başlayan ve 14 gün süren Erzurum Kongresi, bölgesel olmakla birlikte, milli bir kongre karakterinde geçmiştir. Tam bağımsızlık, bütün yurt için geçerli kabul edilmiş ve kongre sonunda alınan kararlar da bütün yurt için geçerli kabul edilmiştir. Ayrıca, daha sonra toplanacak olan Sivas Kongresi'nde takınılması gereken tutum da belirlenmiştir...

Amerikan Mandası konusu da, "Manda ve himaye kabul edilemez. Ancak ülkemize karşı istila emeli beslemeyen devletlerin fenni, sınai ve ekonomik yardımlarını memnuniyetle karşılarız. Bu adil ve insancıl şartlar altında kurulacak bir barışın dünyada da geçerli olması milli emellerimizdendir"(6).

Bu madde için farklı yorumlar yapılmıştır...Bu maddenin, "Amerikan Mandası" anlamına geldiği algısı yaratılmıştır ve bu durum "manda" yanlılarının hoşuna gitmiş; ancak, "manda" karşıtlarının da çok canını sıkmıştır...

*

Sivas Kongresi'nde Amerikan Mandası Fazlaca Tartışıldı...

Öyleyse önce, "manda" sözcüğünün anlamına bakalım. Bu sözcüğün Latin dilindeki karşılığı "mandatum"; Türkçedeki karşılığı ise "vekil"... Siyasi anlamda, "yönetim, güdüm" karşılığında kullanılır.

Konumuzla ilgili olarak, Henüz "bağımsız olma" yeteneğine sahip olmayan milletler, "Milletler Cemiyeti(Cemiyet-i Akvam) tarafından bu "yeteneğe" erişinceye kadar eğitilmesi gerekmektedir. Ancak, Cemiyet bu işi kendisi yapmayacak ve "büyük" bir devleti görevlendirecektir. Bu devlet, Milletler Cemiyeti'nin "vekili" olarak söz konusu milleti yönetecektir(7).

Kongre, 4 Eylül 1919 Günü Açıldı...

Tartışılan konu, Erzurum Kongresi'nde olduğu gibi, "Vatan bir bütündür. Ancak yurdu işgal emelleri taşımayan devletlerin fenni, sınai ve ekonomik her türlü yardımı kabul edilebilir" içerikli 7. maddesi idi...

Bu madde, Amerikan Yönetimi'ni-Manda'sı ya da Mandaterliği- isteyen Kongre üyelerince, bu konuda kendilerine yeşil ışık yakılmış gibi algılandı. Bu nedenle de, Kongre'nin dördüncü günü, Amerikan Yönetimi'nin kabul edilip edilmeyeceği konusu gündeme getirildi ve  tartışıldı.

Amerikan Yönetimi'nin kabul edilmesi için M. Kemal'e pek çok kimse başvurmuş, Kongre'de konuşmuş ve mesajlar göndermişlerdir...Bunların kanısına göre, "Amerikan Mandaterliği kabul edilirse, ülkemizi  işgal etmek isteyen ve bunun için korkunç hareketlere girişmekten çekinmeyen diğer devletler, ister istemez bu emellerinde vazgeçmek zorunda kalacaklardır"(8).

Amerikan Yönetimi'ni isteyenlerden Halide Edip(Adıvar), Mustafa Kemal'e gönderdiği bir mektupta, "Harici rekabetleri ve kuvvetleri memleketimizden uzaklaştırabilecek bir Zahir'e(Yardım eden, destekleyen, arka çıkan-cd ) ihtiyacımız var. Bunu ancak Avrupa haricinde ve Avrupa'dan kuvvetli bir elde bulabiliriz. İstilacı Avrupa'nın melun siyasetine karşı Amerika'yı kendimize kazanırsak şark meselesini de ati için kendimiz halletmiş olacağız"(9) diye yazıyordu.

"Amerikan Mandaterliği", bunu savunanlar için, katlanılabilir en az kötü(ehveni şer) bir durum olarak nitelendiriliyordu"(10).

Rauf Bey'in(Rauf Orbay), başlangıçta, "Manda'cı" olup olmadığı pek anlaşılmıyordu... Rauf Bey, daha önceden kabul edilmiş kararlara dayanarak (yukarıda ifade ettiğim gibi) "fenni, sınai, ekonomik her türlü yardım kabul edilir" cümlesini öne sürerek, "yardım alınacak devletin adının zikretmenin bir sakıncası olmadığını" söylediği için bazı delegeler tarafından "Manda" yanlısı olarak kabul edilmişti.

Mustafa Kemal de, Rauf Bey'in, gerçekten "Manda"cı olmadığına inandığı için, onun, "Amerikan Kongresi'ne başvurularak, bir heyetin Türkiye'ye gelip durumu incelemesi" önerisi kabul etmiş ve öneriyi  kongrenin onayına sunmuştur. Öneri kabul edilmiştir.

Öneriyi kabul edenlerin çoğu, Rauf Bey'i hala "mandacı" olarak "bilen" ya da "zanneden" üyelerdi.. Bunlar, hiç şüphe yok ki, Rauf Bey'e "mandacı"cılık izafe edenler, onun gıyabında kendi propagandaları bakımından faydalanmak isteyenler ve Mustafa Kemal'le arasındaki münasebeti zedelemeye çalışanlardı(11).

*

Amerikan Senatosu'na Davet Mektubu Yazıldı...

Amerikan Kongresi'ne gönderilecek mektubun müsveddesi yazılıp imza edildi; ama bu mektubun ne zaman yazıldığı ve nasıl gönderildiği hakkında kesin bir açıklama sonraki tarihlerde de hiç duyulmadı. Ancak, Mustafa Kemal, bu konuda şunları söylüyor : "Kongre Başkanlık Kurulu'nun(Sivas Kongresi, cd) imzasıyla bu yolda bir mektup müsveddesi hazırlandığını hatırlıyorsam da, bu mektubun gönderilip gönderilmediğini pek hatırlamıyorum. Doğrusu ya, bu mektuba özel bir önem vermiş değilim(12).

Bu konuda, kimi tarihçiler ve konu ile ilgilenenler arasında çeşitli tartışmalar oldu... Mustafa Kemal'in bu mektubu unutturmak istediği söylendi; kimileri de, M. Kemal'in "Amerikan Mandaterliğne" sıcak baktığı iddiasını dile getirdi.

*

Mektup Konusuyla İlgili Bir Açıklama...

Elimdeki, günlük gazetelerden kestiğim gazete kupürleri arasında bu konuyla ilgili belge sayılabilecek bir haber buldum... Günümüzde çok satılan gazetelerin birinden kesmiştim.

Haberin başlığı aynen şöyle: "Atatürk'ten Senatoya Mektup"

Mektup, "Amerika Birleşik Devletleri Senato Başkanlığı'na" diye başlıyor. Mektubun son paragrafı ise şöyleydi: "...Bu karar uygun olarak, Sivas Milli Kongresi, bugün oy birliği ile Amerika Birleşik Devletleri  Senatosu'ndan olumsuz bir barış antlaşmasıyla Osmanlı İmparatorluğu topraklarının ve halkının parçalanmasına müsaade edilmeden evvel, tarafsız bir devlet gözüyle, Türkiye'nin gerçek durumunu incelemek maksadıyla üyelerinden kurulu bir Komite'nin, memleketin her tarafını ziyaret etmek üzere gönderilmesini rica eder... Sivas Milli Komitesi Adına Başkan Mustafa Kemal"

Not: Bu mektubun yayınlandığı gazete sayfasında, aynı zamanda, mektubun eski yazı ile yazılmış metninin bir de fotokopisi bulunmaktadır.

Bu mektubu haber yapan gazete, mektupla ilgili şu ilave  bilgiyi de vermektedir: "Mektubun sonrasında, Kazım Karabekir Paşa, Mustafa Kemal'e bir telgraf göndermiş ve kararların tebliğ edilmesinde kendi imzası yerine, "Heyet-i Temsiliye Adına" ibaresinin kullanılmasının daha doğru olacağını bildirmiştir.

M. Kemal ise, telgrafa şu yanıtı vermiştir: "Yalnız Amerikan Senatosu'na yazılan ve malumunuz bu mektuba, kongre kararıyla, aralarında benim de bulunduğum  beş kişi imza koymuştur".

*

Amerikan Senatosu'na Yazılan Mektubun Gereği yapılıyor...

Sivas Kongresi'nin bitiminden bir hafta sonra, General Harbort başkanlığında bir heyetin Sivas'a gelmiş olması, bu mektubun yazılmış olmasının bir kanıtı olabilir; her ne kadar Mustafa Kemal tarafından hatırlanmamış olsa da...

Bu mektup meselesini, fazlaca abartıp baştan beri çizilen doğru çizgiyi eğriltmenin kimseye faydası olmaz... Unutulmuş olsa da, Mustafa Kemal'in baştan beri, "Vatan bir bütündür; ancak yurdu işgal emelleri taşımayan devletlerin fenni, sınai, ekonomik her türlü yardımı kabul edilebilir" düşüncesi, onun, "mandaterliğe" karşı olduğu doğrultusunu ne zedeler ne de eğriltir...

*

Daha çok şey yazılabilir ama, bloğumu burada noktalamak istiyorum...

Sİvas Kongresi sona erdi... BMM açıldı... Kurtuluş Savaşı'nı başlatıldı ve bitirildi... Saltanat kaldırıldı... Galip bir devlet olarak Lozan'a gidildi ve Cumhuriyet Devletini kuruldu..

Şimdi, Mustafa Kemal'in 1904 ve 1907 tarihinde dillendirdiği, "Olanca kuvvetlerimizi Türk Anadolu'nun ortasına toplayabildik mi?...Yeni devletimizi, Türk çoğunluğu toprağı üzerine oturtabildik mi?

Ne dersiniz?

 

cdenizkent

 

-------------------- :

  • (x) Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul: 1984, s.32
  • (1) AnaBritannica, Genel Kültür Ansiklopedisi, Cilt. 5(Birinci Dünya Savaşı)
  • (2) Laurence Evans, Türkiye'nin Paylaşılması(1914-1924), İstanbul: Milliyet Yayınları, ss.35-36
  • (3) Prof. Dr. Ahmet Mumcu, "Tarih Açısın Türk Devrimi'nin Temelleri ve Gelişimi", İstanbul: 1988, ss. 26-27
  • (4) Büyük Larousse, Sözlük ve Ansiklopedisi, 24.Cilt(Wilson Prensipleri Cemiyeti)
  • (5) A. g. y. , 15.Cilt(Mandacılık)
  • (6) Prof. Dr. İlhan Akın, "Türk Devrim Tarihi", İstanbul: 1989, s.106-107
  • (7) Ahmet Mumcu, A. g. y. , ss. 43-44
  • (8) Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Söylev, Cilt; I-II, İstanbul: 1999, ss. 85:90(Sivas Kongresi'ne "manda" tartışması sırasında, Amerikan Mandaterliği'ne yana olan Refet Bey'in konuşmasında, benzer ifadeler bulunmaktaydı).
  • (9) Mazhar Müfit Kansu, Erzurum'dan Ölümüne Kadar ATATÜRK'LE  BERABER, Birinci Cilt, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1988, s. 188
  • (10) Lord Kinros, Bir milletin Yeniden Doğuşu, İstanbul: 1967, s. 295
  • (11)  Mazhar Müfit Kansu, A. g. y., s. 250-251
  • (12) Hıfzı Veldet Velideoğlu,  Söylev, Cilt-1, s. 93

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 917
Toplam yorum
: 2415
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1388
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster