Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ocak '11

 
Kategori
Sivil Toplum
Okunma Sayısı
597
 

Sivil kurumlar işini yapsa

Sivil kurumlar işini yapsa
 

Hayrettin Karaca


Kredi kartı; son yıllarda bir “ödeme aracı” olmaktan çıkmış bir “borçlanma aracı” olmuştur. Bu durum tam anlamı ile tüketicinin “kendi kendini kazıklamasıdır”. Çünkü kredi kartı; (vakti zamanında) öncelikle yüksek miktarda nakit taşıma ihtiyacını gidermek ve beklenmeyen bazı harcama durumlarında sorun çözücü bir amaçla üretilmiştir. 

Ancak son yıllarda genel ekonominin sorunları, işsizlik, refah düzeyinden feragat edememek, hatta sınıf atlama ihtiyacı gibi nedenler ile israf ya da kendi kendini kredilendirme aracı olmuştur. Bu kesinlikle ürünün amacına terstir. Çünkü ilk günden beri kredi kartının vade faizi yüksektir. Tüketiciyi mahvedecek boyutta sorun yaratır. Zaten gerçekte de görüyoruz. Bu sorun ortaya çıkmaktan öte büyük bir toplum meselesi haline gelmiştir. Aslında yanlış kullanımdan kaynaklanan sorun, bankaların üzerine yüklenilerek giderilmeye çalışılmıştır. Kredi kartı faizlerinin düşürülmesi yolunda baskı yapılma yolu seçilmiştir.

Bankaların da bu konuda iyi niyetli oldukları söylenemez. Ancak, sorumluluk kart sahibine aittir. Kredi kartı kullanımı aslen gelecek ayki gelir ile ödenebilecek tutarı aşmamak üzere düşünülmüştür. Bu takdirde hiç bir sorun ortaya çıkmaz. Ama gelecek ay değil, çok daha ileriki aylara varıncaya kadar borçlanan kart sahibi, artık kredi faizi ödediğini görmezden gelir.

İşte bu noktada “kendi kendini kazıklama” başlar. Faizinin çok yüksek olduğunu “bilmesine” rağmen aldırmayıp borcunu taksitlendirir. Çünkü gelirinden fazla harcamaktan kendini alıkoyamaz. Sonuçta; bu durum yüksek faiz oranıyla borçlanmak anlamına gelir. 

Öte yanda düşük faizli tüketici kredisi yok değildir. Doğru olan; Kredi kartını sadece gelecek ayki gelir ile ödeyebilecek kadar kullanmak. Başkaca para ihtiyacını ise diğer, orta vadeli kredilerden yararlanarak karşılamaktır.

Daha da doğrusu, “ayağını yorganına göre uzatmak” borçlanmamaktır. “Tüketmemektir.” “israf etmemektir.”Mensubu olduğu kültürel sınıfı sevmek ve bu yolla mutlu olmaktır. Üst kültür sınıfı taklidi yapmaya çalışmamaktır. Refah düzeyini korumak adına gelecek ay ve yıllardaki gelirleri şimdiden “harcamamaktır.”

Sorumluluk sahibi Sivil Toplum Kurumlarının!!! görevi ise, popülist (kalabalıklara hoş görünmek için yalan söylemek) bir davranış sergileyerek bankalardan faizleri indirme yönünde talepte bulunmak değildir. Devlete bu yönde baskı yapmak değildir. Bu iş Ticaret Odalarının görevi hiç değildir.

Zaten aksini nasıl beklersiniz ki? Ticaret odası tüccarı korur,tüketiciyi değil. adı üstünde tüccarın odasıdır.

Asıl işini yapar. Üyesini korur. Tüccarı korur. Tüketim artsın ister. “Alın satın Ekonomi canlansın” diye dünyada eşi benzeri görülmemiş “haince” sloganlar ortaya atar.

Bu üstü kapalı olarak;

Tüketiciye "bol bol harcayın o zaman her şey çok güzel olacak!" demektir.

Tüccara ise "bak seni koruyor kolluyorum işlerin artacak kazanacaksın." demektir.

Devlete "bak ekonomi canlansın" diyerek seni destekliyorum (yalakalık yapıyorum) sen de bana iyi davran demektir.

Bankalara "bakın sizden faizleri indirmenizi istedim ama şimdide kartları daha çok harcasınlar diye onları (tüketicileri) tahrik ediyorum. Şimdi siz sürümden kazanacaksınız." demektir. 

Nihayet, “tavşana kaç, tazıya tut” demektir. İşini iyi yapmamak, hatta kötüye kullanmaktır. Ticaret odaları tüccarların odasıdır. Adı üstünde. Bankalarda bu odaya kayıtlıdır. Onlarında odasıdır.

Tüketiciyi koruyacak olanların ise adı üstündedir. Fakat onlar işlerini pek yapmazlar. Hatta hiç yapmazlar. Çünkü,  ne yapacaklarını bilmezler. Meydanlarda üç beş kişi toplanıp, megafonla bağırarak basın bildirisi yaparlar. Devleti mahkemeye verirler. Yani kahramanlığa soyunurlar. Maalesef onlarda popülist (kalabalıklara hoş görünmek için yalan söylemek) tavırla asıl işlevlerini yapmaktan uzaktır. Hiç birinin, bu yazıda söz ettiğim gibi konuyu doğru yönde ele almak akıllarının köşesinden geçmez. Geçecek olanlara da fikrini sormazlar. Plansız programsızdırlar. İlkesizdirler.

Bunları önceki yazılarımda açıklamıştım. İsteyenler bakabilir. Tekrar ediyorum. Herkes işini iyi yapmalı.Yapamayanlar gitmeli. Ya da doğrusunu öğrenmeli. Takkeyi önüne koymalı. Başka sorumluluk sahipleri de var.

Mesela üniversitelerin ilgili birimleri bu konuda eğitim verir de! eyleme geçmek akıllarına bile gelmez. Bakın Tüccarlar odası, mensuplarını başarı ile korudu. Tüketim çılgınlığını arttırdı. Kredi kartı harcamaları artıyor. Kart sahiplerinin evleri arabaları hacizle ellerinden gidiyor. Unutmayalım, bankalarda ticaret odalarına üye onlarda tüccar…! Buna mani olmak için yöntem üretmek sizin göreviniz. Tüketici örgütlerinin görevi. Sizin görevinizi “erozyon dede” yani, Sayın Hayrettin Karaca üstlendi ve başarıyla yapıyor. “param var ama harcamaya hakkım yok” diye başladı söze. Şimdi tasarruf nasıl yapılır onu anlatıyor. 

Bu arada kurucusu TEMA’ yı bıraktı, tüketiciyi ve toplumu koruma adına çabalıyor. Ama dinleyen kim. Not: Kimdir o? diyenler olabilir. TV deki “giderayak” isimli programda Sayın Muazzez İlmiye Çığ (Sümerolog) Hanımefendi ile sohbet eden beyaz sakallı tonton ihtiyar…! 

BÜLENT SELEN 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 89
Toplam yorum
: 52
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 960
Kayıt tarihi
: 09.07.10
 
 

Marmara Üniversitesinde  İşletme okudu. İstanbul Üniversitesinde yüksek lisans yaptı.  Dış Ticare..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster