Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '09

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
412
 

Siyah-Beyaz

Siyah-Beyaz
 

Sabah saat 10 suları…

Kapı çaldı. Eşi açtı. Postacıydı. Elindeki iyice hırpalanmış büyük zarfı doğru adrese geldiğinden emin olduktan sonra bayana uzattı.

Zarf Üniversite’den geliyordu. Beklenen postaydı. Açtılar. İki diploma, biri kendinin, diğeri eşinin…

Diplomaları heyecanla incelediler. Kadın sevgiyle kocasına baktı. Birlikte yaşadıkları anlar, yanaklarında tebessüm yarattı. Mutluydu. Bu adamı hala seviyordu. her şeye rağmen. Kadın düşündü. Sevdiği bu adam evlendiğinde sadece 69 kiloydu. Saçları daha yoğundu. Kilosu arttı. Saçları azaldı. Azalan her tel saçın yüreğine sevgi ektiğini düşündü. Eşinin artan kilolarının kas yoğunluğunu arttırmasına daha çok sevindi.

Kadın bu adamı seviyordu.

Bu adam çocuklarının babası, evinin direğiydi.

Sevgisinde şefkat vardı.

Onun yanında kendini güvende hissediyordu.

Diplomasını incelemekte olan adam kafasını kaldırdı, aynı duygularla kadına baktı.

Yıllar önce mezun oldukları fakülteden diplomalarını nihayet alabilmişlerdi. Yirmi yıla yakın zaman geçmişti mezuniyetleri üzerinden… Biraz daha zaman geçseydi oğulları onlardan önce alacaktı diplomasını… Bunu dile getirdiler. Gülüştüler.

Diplomaları yeniden zarfa yerleştirirken zarfın içinde daha küçük bir zarf olduğunu fark ettiler. Onu da açtılar. Küçük zarftan çocuklukları, ergenlikleri, lise yılları çıktı. İlkokul, ortaokul, lise diplomaları, hatta o yıllara ait siyah-beyaz vesikalık fotoğraflar… (Bu ince davranışları için Üniversitesinin Öğrenci işleri birimine teşekkür ettiler).

Kadın her haliyle bir çıtı pıtı bir şehir kızı, erkek yanık tenli köy çocuğu…

Adam “Şu objektife ürkek bakan kafası sıfıra vurulmuş çocuk benim” dedi kadına…

“Siyah beyaz yıllardı. Komşu Köy İlkokuluna gitmek için geçtiğimiz, Karaboğaz deresi üzerindeki dal köprüyü hatırlıyorum. Benden bir yaş büyük ablamla okula giderken üzerinden geçtiğimiz çökecekmiş gibi sarsılan köprüyü… Korkudan yüreğim ağzıma geldiği halde “sakın korkma” diyen ablama “hiç korkmadım ki” karşılığını verirdim.

Dal köprü Karaboğaz Deresi’nin taşkın yaptığı zamanlarda sele kapılır, yerine yeni dal köprüler yapılırdı. Tüm korkularıma rağmen dal köprüden geçmekten hiç vazgeçmedim.

Hiç unutmam; hoca mektebini birlikte kırdığımız hayta arkadaşlarımla (İlkokul 4. 5. sınıf seviyeleri) yaz sağanaklarıyla iyice kabarmış Karaboğaz’ın bulanık sularına dal köprünün üzerinden çivileme atlar, kendimizi sele bırakır, hızla akan suya karşı koymadan yüzer, birkaç yüz metre ileriden çıkardık… Bu eğlence açlığımız tahammül sınırını aşıncaya kadar devam ederdi” diye sürdürdü hatıralarını…

“Yaz tatillerimizin olmazsa olmaz klasiği din bilgilerinin ezberletildiği hoca mektebini pek sevmezdim. Gitmek istemezdim. (Hoca’nın elindeki sopanın bunda etkisi olduğunu hatırlıyorum). Yaz tatillerinde hoca mektebi dışındaki seçenek tarlaya gitmek. Tarlayı da sevmiyorum. Eee o zaman Hoca mektebine gidiyormuş gibi yapıp, sevdiğim şeyi yapmalıyım. Elifba’nın arasına öğretmenimin verdiği resimli hikaye kitabını koyup, düşüyorum yollara… Köy merasındaki (O zamanlar meraydı. Şimdilerde içine girilemez psödomakiliğe dönüştü) asırlık güzel ceviz ağacı karşılıyor beni… Tırmanıyorum. Devasa dalları arasında ayaklarımı rahatlıkla uzatıp kitap okuyabileceğim gizli yerime kuruluyorum. Okuyorum. Kitabımdaki Anka Kuşu’nun kanatlarına takılıp diyar diyar geziyorum.

Çocukluğumun sınırlı güzellikleri arasındaydı ceviz ağacım. Hala yerinde… Dimdik ayakta duruyor. Tam karşısına evimizi yapmakla ne iyi ettik. Zaman zaman gidip dertleşiyorum sevgili ceviz ağacımla” dedi kadına… Nedendir; sonra sustu… Çocukluğunun o kadar ilgi çekici olmadığını düşündü adam.

Sonra; daha zorlu geçecek ortaokul yıllarını hatırladı. Sonra dedi kendi kendine…

Karısına dönüp “Şu fotoğrafında çok güzel” dedi. Kadın tebessüm ederek karşılık verdi. Anlattı sonra… Çocukluğunu… Farklıydı…

Olması, yaşanması gerektiği gibiydi.

Zarftan çıkanların bir kısmı bunlardı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 165
Toplam yorum
: 184
Toplam mesaj
: 46
Ort. okunma sayısı
: 3850
Kayıt tarihi
: 25.08.07
 
 

Samsun Terme Şuvayip Köyü'nde doğmuşum. İlk ve ortaokulu Terme'de, lise öğrenimimi Ünye'de tamala..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster