Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mayıs '11

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
559
 

Siyanür toprağa sızıp, içme suyuna karıştı!

Siyanür toprağa sızıp, içme suyuna karıştı!
 

Bu günlerde altın fiyatlarına paralel olarak gümüş fiyatları da oldukça yükseldi. 

Altını, gümüşü çıkarmak zahmetli iş! Ancak bu işi yapmanın bir de kolay yolu var. Özellikle de gümüş’ü çıkarmak Siyanürle çok daha kolay. Hele yürütme siyanürlü suyu arıtmamana göz yumup, belli bir bölgedeki havuzlarda toplamana izin verdimi, kazancın en az üç dört misli artar. 

Çevre kirlenecekmiş, siyanür toprağa sızıp, çevrede yaşayan canlılara zarar verecekmiş, pek fazla da bir önemi yok. Yeter ki madeni çıkartanlar iyi para kazansın.

Malum; çevre felaketi olan yerde sanayi vardır, sanayinin olduğu yerde ise tedbir alınmazsa ölüm! 

Gelişmiş ülkelerde, ölümden ve her felaketten ders çıkaran devlet mekanizması, bu dünya üzerinde varlığını korur. Bizim gibi geri kalmış veya bıraktırılmış, ama gönlümüzü almak için “gelişmekte olan ülkeler” kategorisinde gösterilen ülkelerin yöneticileri ise, felaketi görmemeye daha eğimlidir. 

Çünkü görürlerse önlem almaları gerek ama önlemi alacak ne maddi alt yapı var, ne de onu yönlendirecek bilgi birikimi… Veya şöyle söyleyelim: Daha fazla para kazanmak için ne altyapıya, ne üst yapıya ihtiyaç var. Çevrenin uğrayacağı zarın da fazla önemi yok! 

Bilgi birikimi mi? 

O da ne? 

En iyisi körebecilik oynayıp, sorun yokmuş gibi radyasyonlu çayı, siyanürlü suyu içmek… 

Mazeret mi? 

Ölüm nereden gelirse gelsin, Allahın takdiridir… 

Madende insanlar ölür, mesleği ölmektir denir! 

Polis, asker, gencecik delikanlılarımız ölür, tercihleri ve Allahın takdiridir denir. Veya ‘Askerlik yan gelip yatma yeri değildir’ gibi veciz sözlerle geçiştirilir… 

İşte burada devreye maneviyat girer. ‘Yüce irade vermişse ölümü, yaşamak gerek, önlem almak onun kader yazısına karşı gelmek anlamındandır’ der ve önlem almaz... 

Önlem almayı zorunlu kılmaz… 

Ve alınmayan, aldırılmayan önlemler, her zaman ölümlere çağrı yapar… 

Hatırlar mısınız, sene 1986–87 Çernobil’deki nükleer santraldeki sızıntı, en fazla zararı bize verdi ve Karadeniz’deki ekili alanların tümü radyasyona maruz kaldı. Zamanın bakanı “Çayda radyasyon yok” dedi… Halkın gözünün içine bakarak, radyasyonlu çayı içti. 

Ancak o bakanın söylemediği bir şey vardı. Çayı içip, ucunda ölüm yok demedi! Bugün dahi Çernobil’in izleri varlığını koruyor! Her aileden birileri ölmeye devam ediyor. Japonya’da tsunami oldu, santral kaçak yaptı, bulutu bize yağmur olarak geldi. 

Sahi hiç araştırıldı mı? 

Hiroşima felaketinden bizim payımıza ne düştü? 

Yüksek radyasyona bağlı bazı hastalıklar oradan mı geldi dersiniz? 

Depremde yıkılan binaların yerine yapılan binalar, daha yeni bir depremi görmeden yıkıldı veya en küçük bir depremde yıkıldı! Yerine yenileri yapıldı… 

Örnek mi? İşte Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde meydana gelen deprem ve yapılan konutlar, bir kış bile dayanamadı! 

Değişen ne oldu dersiniz? 

Gümüş, altın çıkarmak için siyanür ile toprağın altını eşiyoruz. Topraktan maden ayıklıyoruz, artığını göletlere boşaltıyoruz. Göllete biriken su uçup gitmiyor, sızıyor. Toprağa sızıyor, havaya karışıyor… 

Nefes alıyoruz, su içiyoruz, toprağa ektiğimiz suluyoruz. 

Doğal olanı yok ettik, kirlettik! 

Yerin üstünü, altını, yüzeyini… Sonra tanrı bize bunu layık gördü, onun çizdiği kadere karşı gelmeyelim diye sustuk! 

Birileri kasalarına para, evlerini başka diyarlara yapmaya devam ediyor… 

Felaketin olduğu yerde yaşayan bizleri birer işçi, köle, canlı olarak görüyorlar. Felaketler ile bizleri baş başa bırakırken, kendileri kırmızı halılar üstünden geçip, lüks yaşamlarına devam ediyorlar… 

Yaşadıklarımız birer kader değil, tanrının çizdiği çizgi hiç değil. Birlerinin kasalarını para ile doldurmak için bize söylediği masaldır. O masala inanıp sessiz kaldıkça, bizler daha çok siyanürlü suyu içeceğiz, felaketlerin taşlarını hep üzerimizde göreceğiz. 

Felaketleri en az hasarla nasıl atlatacağımız konusunda bilgi birikimini görmek istiyorsak eğer, gelişmiş ülkelere bir bakmamız yeterlidir. Ama bizlerin oralara bakmamızı engellemek için her türlü yolu deniyorlar, yasal zemini oluşturmak için yasalar düzenliyorlar. Yasal olarak çocuklarımızı korumak bahanesi ile bizlerin bilgi almamızı engelleyecek düzenlemeler yapıyorlar. 

Hatırladınız mı? 22 Ağustos’taki internet filtreleme olayını… 

Sessiz kalıyoruz, sessiz kaldıkça suyu para karşılığında plastik şişlerde satın almaya devam edeceğiz. Ne kadar sağlıklı ve doğal olduğunu bilmeden tüketeceğiz… 

İşte Kütahya… İşte sızan siyanür… İşte içme suyuna siyanür karışan köyler… 

Çevre Mühendislerinin veya çevreye duyarlı vatandaşların, yırtınmalarının, seslerini duyurmaya çalışmalarının her hangi bir etkisi oldu mu? 

Siyanür toprağa sızdı… 

Devlet büyüğü ne dedi dersiniz? 




 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu haberi ilk duyduğumuz gün eşimle aynı şeyi düşündük. Hemen her kanalda hangi lider nasıl bağırmış çağırmışlar bitmiş, haberler sonlarına yaklaşmış, neredeyse magazin haberlerine başlayacaklar, bu haberi vermeye başladılar. Yani gündemde son sıralarda yer bulmuştu. Medeni herhangi bir ülkede olsa bu kesinlikle "ilk haber" olurdu. Hatta bültenin süresinin en az yarısını buna ayırırlardı. Başka söze ne hacet? Saygı ve selamlarımla..

Bekir Gümüş 
 20.05.2011 16:20
Cevap :
Merhaba Bekir Bey. Yorum ve katkı için teşekkürler. selamlar, saygılar...  27.05.2011 10:41
 

Başbakanımız ve bakanımız her türlü önlem alındı dei ise alınmıştır. Siyanürden herkes rahatça ölebilir.O pek sayınlar yalan söyleyecek değil ya... Saygı ve selamlar

izmirli doksanyedi 
 19.05.2011 11:23
Cevap :
Merhaba Osman Bey. Yorum ve katkı için teşekkürler. selamlar, saygılar...  27.05.2011 10:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 3842
Toplam yorum
: 6442
Toplam mesaj
: 310
Ort. okunma sayısı
: 3034
Kayıt tarihi
: 23.03.08
 
 

Antalya'da 1956 yılında doğdum. Emekliyim, Üniversite mezunuyum. Evliyim, bir oğlum var Mimar. Gü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster