Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
297
 

Siyaset fikre dayanmalıdır

Siyaset fikre dayanmalıdır
 

CHP Kurultayı


Düşünce dünyadaki en büyük güçtür. Para, şöhret, makam gelir geçer, iktidar, kudret, karar yer değiştirir; ölümsüzlük kazanan tek şey; düşüncedir…

Siyasetin düşünce akımlarının sentezinden beslenmesi, siyasal partilerde, düşünceye dayalı hareketlerin yükselmesi, esastır.

Türkiye’de dört ana akım vardır: bilinen parti kodlarıyla: CHP, DP, MHP, MSP…

Ortanın solu, demokratik sol, soysal demokrasi ve bugünün merkez solu…

Liberal, muhafazakar, milliyetçi sentezi ve DP, AP, ANAP ile kısmen AKP…

Milliyetçi, Türkçü, Turancı çizgisiyle MHP…

Muhafazakar, mukaddesatçı, İslami referanslarıyla MSP; RP; FP, Saadet birikimi…

Bu dört ana akım kendi içinde dallanabildikleri gibi, ara kesitlerini taşıyan siyasal unsurlara da kaynaklık etmişlerdir… Daha genel olarak Özal daha dar anlamıyla Erdoğan’ın yaptığı da budur. Fakat, siyasetteki bu "toplamanın" günü geldiğinde ve hele ki üzerine iktidar yorgunluğu da eklendiğinde kristalize olarak ait olduğu yere dönmesi neredeyse, kaçınılmazdır.

O arada, bu 4 ana akıma en son eklenen, zeminde feodal söylemde sosyalist (!), siyasal Kürtçülük (HADEP, BDP) hareketidir… Fakat o da bölgeseldir; onun için bu çıkışı, ülke siyasetini 5 değil olsa olsa, 4 çeyrek akım, yapar.

Kuşkusuz siyasal akımları mutlak anlamda oy oranlarına göre sıralamak yetersizdir. Alabildiği oyu aşan ve bir siyasal etkinlik alanı açan kimi sosyalist ya da İslamcı akımlar da söz konusudur. Bu noktada siyasal akım partisinden güçlüdür de…

Kökenleri olan ya da güncel dinamiklerden yükselen ve belki de gelecekte kendi sentezleriyle siyasete özgül ağırlık yaratacak olan HEPAR (Pamukoğlu) ve İşçi Partisi gibi birikimler/nüveler bunlara örnektir.

Fakat bu oluşumların, yukarıda betimlenen, “sol”, “sağ”, “milliyetçiler”, “mukaddesatçılar”ın paylaştığı -düşünce akımına dayalı- siyasal yelpazede kendilerine yer açmaları programsal soruna karşılık gelir. Oy tabanı itibariyle merkeze yerleşebilmeleri, mevcut yelpazenin sağında ve solunda kendilerine yer açmalarına bağlıdır.

Türkiye’de parti siyaseti dışında ama özellikle sağ siyasetin yer yer tam da öbeğinde olan tarikat gerçeği de vardır. Öyle ki, sendikaları gerileyen, sivil toplumu tam olarak ilerlemeyen koşullarda, çağdaş işleyiş aleyhine olsa da, siyasete etkileri kesindir.

Yapılan bir çok kamuoyu araştırmasında Türkiye seçmeninin muhafazakarlaştığı kaydedilmekte bu durum sınıf bilinciyle hareket edilme alanını daraltmaktadır.

Seçmenin, doğal olarak ekonomik zorluklardan, zamlardan, hayat pahalılığından yakınması başkadır, geliri, geçimi, sosyal şemsiye içindeki konumu ve emeklilik koşullarına dayanarak, ekonomik sınıf bilinciyle tercihlerini yapması çok daha başka bir şeydir.

Yılların yasakçılığı üzerine kendi özgürlüklerinden bile feragat edebilen bir medya yapılanmasının karartmasıyla, daha kolaylıkla manipüle edilebilen kitlelerden söz edilmekte, “işçinin sermaye partilerine oy vermesi”, “kentsoylu girişimcinin solcu partilerde yer alması” ilginçliği bir yerde bu gerçeğin yansıması olarak belirmektedir.

Yine de bütün bu sosyal dinamikler, parti siyasetinin fikir akımlarının senteziyle olgunlaşması ve fikir akımlarına dayanarak toplum içinde yükselebilecekleri gerçeğini değiştirmez. Bu aynı zamanda evrensel bir kuraldır da… Özellikle de sol diskurda…

“Enternasyonaller” işçi sınıfına Batı’dan veya Dünya’dan bakış anlamında ayrışmalara konu olmuş, Irak savaşı İngiltere İşçi Partisi’nde emperyalist mevzi tartışmalarını başlatmış, İtalya solu, daha geniş bir ittifak eksenini -revizyonist suçlamasına aldırmadan- tartışmış ve yaratmış, Latin Amerika, korporatist solculuğu özgürlük ilahiyatıyla dengeleyip ve sonra ikisini birden çevreye itekleyip, demokratik sosyalizme evrilmiş, Almanya’da sol, yeşillerden etkilenerek dengelenmiş, İskandinav solu, sosyal konutlar ve eğitim reformu alanında daha pragmatik sonuçlarla yenilenmiştir.

Bizde de merkez solun düşünsel temelde ve partisel anlamda ilkelerine bağlı kalarak yenilenmesi, 74 ve 77’de görüldüğü gibi, kendisini, iktidarın büyük partisi yapmıştır.

Kitle partilerinde hele ki, rekabet gücü düşünceye daha çok dayanması gereken ‘solda, merkez kanatın yanı sıra, uygulamada değişik düşünen kanatların olması doğaldır. Yeter ki, demokratik disipline dayansın ve ana ilkelere sımsıkı sahip çıksın.

Ne yazık ki, “medeniyetler çatışması”, “tarihin sonu” tezlerinin alanda karşılık bulduğu dünyamızın genel karartma çevrimden esinlenerek ve duvarların yıkılmasına karşın, üçüncü dünyaya yönelik, göçmen politikasından ya da silahlanma yarışından dolayı tekelleşen iklimden etkilenerek, bizdeki sol anlayış giderek otokritikleşmiştir. Bu tabloda ve koşullarda, eşi emsali zor bulunan despotik bir siyasal partiler yasasının ardına sığınan liderlikleri eliyle de, düşüncenin tutsaklığına bürünmüştür.

Oysa, eğer özgürce bir tartışma olanağı olur-da, parti içinde yarışma düşünce temeline dayanırsa, toplumsal ve siyasal dinamiklere ve değişime yanıt verilmesi akamete uğramaz…O arada, uygulama ölçünlerinin değil ana ilkelerin zemin dışı tartışılmasının etkisiyle; değişimin başkalaşmaya yol açması iddiaları en aza iner, yenileşmeye direncin yarattığı rastlantısal dağılım minimize edilir ve toplumda karşılık bulan bir yapı-süreç tamamlaması yaratılabilir…

Bu nedenle ve tüm verili koşullarda, siyaset fikir akımına dayanmalıdır, “fikirden korkulmamalı”, aksine “tutarlı fikirlere saygı duyulmalı”dır. Tıpkı Atatürk’ün yaptığı gibi, tıpkı İsmet Paşanın içtenlikle saygı duyduğu gibi… 

Çünkü partiyi halkla buluşturacak, sendikası, sivil toplumunda heyecan uyandıracak, özcesi Partinin kitleselleşmesine katkı yapacak olan, “Türkiye’ye Türkiye’den bakan”, toplumsal gereksinmeleri okuyan ve sorunlara çözüm önerileri getirebilen, o arada Dünya’daki gelişmelere dair söyleyecek sözü bulunan düşünce akımlarıdır…

Buna karşılık, Parti siyaseti fikir akımına dayanmazsa, oraya göçebeler üşüşür, halk dışarıya itilir, böyle bir çevrelenme mevcut yönetime de fiilen ihanet edecek olandır. Oysa fikirden gelenler, düşüncesine güvenenler belli bir özgüvene sahip oldukları kadar düşünsel sadakate de sahiptirler, bedeli ödenmiş ilkeleri vardır, satın alınamazlar ve ilkelerini, istikballeri uğruna satmazlar!

O insanlar, onlar gibi olanların yanına yaraşır elbet ve bunu gören halk partiye daha fazla iltifat eder, partinin siyaseti yükselme stratejisine oturur, söylemi kendi doğal tabanından beslenir, Parti daha da kitleselleşir ve hayatın siyaset dışı alanlarına bile, -özellikle kadın kollarıyla gençlik yapılanmasıyla- yerleşir… Benimsenilmesi, özlenmesi, aranması ve desteklenmesi gereken budur, bu olmalıdır.

r.b.kirmaci@gmail.com

www.insancilsol.com

http://www.facebook.com/groups/insancilsoldayanisma/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 374
Toplam yorum
: 193
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 475
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Merhaba! Toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel olgularla ulusal ve evrensel düzlemde ilgilenme..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster