Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Haziran '07

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
322
 

Siyaset Toz Duman

Siyaset Toz Duman
 

Yıllardır, siyasetle ilgilenmeye çalışıyorum, olanları, gelişmeleri takip ediyorum ama analizleri kendimce değerlendirmeye çalışıyorum, şunu söyleyebilirim ki, hiç bu kadar enteresan bir siyasi ve politik mekanizma görmedim. Üstelik bu kadar da sık değişebilen bir gündem de bilmiyorum.

Hepimiz görüyoruz, ne kadar da çabuk değişiveriyor gündem maddeleri değil mi ? Sabah bilgisayarımın başına oturduğumda, saat de henüz erken olduğundan hemen gazeteleri okuyorum. Yaklaşık 1 saatlik “ kültürel, siyasi ve ekonomik sabah gıdamı “aldıktan sonra işime başlıyorum. Fakat akşam evime gidip de, televizyonun başına geçip, günün haberlerini gelişmelerini takip etmek istediğimde de, anormal şaşırıyorum. Sabahtan akşama, gündem o kadar değişmiş oluyor ki? Ayak uydurmak mümkün değil. Bu yüzden bir de yatmadan önce bir kez daha haberleri, eskilerin tabiri ile ajans’ı takip ediyorum ki, geri kalmayayım . Ama sürprizlerle karşılaşılmıyor da değil hani. Mesela, sabah iki partinin birleştiği haberini alıp kendinizce fikir yürütürken, akşam evinize gittiğinizde yada ertesi gün gazetelerde birilerinin birleşmekten vazgeçtiklerini okuyabilirsiniz, yada yıllarca sağda siyaset yapmış birinin sol bir partide cengaver olmaya yemin ettiğini de okuyabilirsiniz. Ya da, bu ülkede iktidar bile olmuş yılların partisinin, sabah iktidar nutukları atarken, akşama “seçime girmiyoruz “ açıklamasını da duyabilirsiniz. Garip!.

Bu günlerde yoğun çalışma günleri geçirdiğimden de sık sık yazamıyorum, ama her gün, hatta her an yazmak istiyorum. Bu mümkün olmuyor. Buna bir de, hızlı değişen gündem eklenince, günlük yazı turlarını fazlasıyla aksatmaya başladım. Çünkü yazacağım yazı, konu itibari ile biliyorum ki, ertesi gün eskimiş olacak. Sürekli de, aşk, meşk, mutfak yazısı yazmak istemiyorum. Ebetteki onlar da lazım ama, günümüz gerçeklerinden uzakta durmak, ne kadar doğru olur? Tamam, “ her gazetede detaylı haberler var, köşe yazarları da bolca yazıyor, senin yazmana ne gerek var “ diyenler de olabilir. Haklı da olabilirler ama benim ve benim gibilerinde söyleyecek birkaç sözü olması anormal bir durum mu?

Bir tarafta katılımcılıktan bahsetmek ama öbür tarafta katılımcılığa düşünce sınırı getirmek. Bu ne kadar demokratik? Ülkemiz hakkında söz söyle yetkisi ve imzası olanlar gerçekten iyi işler mi yapıyorlar? Gerçekten de gözümüz kapalı, ülkeyi yönetimini bu zat-ı muhteremlere bırakmalı mıyız? Ülke şuan hangi istikamette? İçerde bizim bilmediğimiz neler oluyor? Dışarıdan Türkiye’ye nasıl bakılıyor? Hatta nasıl görmek isteniyor? Asker bu manzaranın neresinde? Sınırlarımızda neler oluyor? Neler olması isteniyor? Her gün gelen şehit cenazelerinde kimler ellerini ovuşturuyor, kimler gözyaşı döküyor? Hatta kimlerin gözyaşı timsah gözyaşları? Temmuz seçimlerinde, kim ipi göğüsleyecek, kimin göğüslemesini istiyoruz ya da bizim dışımızdaki dünya ( Avrupa, Amerika) hangi partinin iktidara gelmesini istiyor? Ekonominin ahvali nicedir ? Hatta Türkiye’deki gündem o kadar sıcak ki, AB’deki gelişmeler, yükselen sesler, Sarkozi’nin ve Almanya Başbakanı şansölyenin çatlak seslerini bile duymuyoruz.

Kilitlendiğimiz birkaç konu bize yeterince yetiyor ve bunlar gündemi yeterince değiştirebiliyor. Ama sanırım her şey bir yana, her gün Doğu’dan al bayraklı ikişer, üçer şehit cenazelerinin gelmesi, her şeyin üstüne tuz biber oldu. Canımızdan can, kanımızdan kan gidiyor. Durum böyle olunca da, ne Sarkozi’nin saçmalıkları, ne AB tehditleri, ne ABD’nin açıklamaları ne de seçim umurumuzda..

Herkesin kafasında giden canlar var. Lanet terör ve onun sempatizanları var. Birine yas tutmadan, bir diğer cenazenin omuzlarda taşındığı günler geçiriyoruz. Hangi gün nerede bir bomba patlayacağı belli değil. Bilmem fark ettiniz mi ama bir gerçek var ki, vatandaş PKK’nın ve destekçilerinin istediği gibi tedirgin değil, bir kaos ortamı yok, herkes günlük yaşantısına devam ediyor. Belki eskisinden de yakın kenetlenmiş durumda, bir grup çapulcuya bu memleket bırakılmamalı. Atıp tutan kimi aydınlar kendilerince entelektüel yaklaşımlar sergileseler de, bu söylem kimilerine göre entel-dantel meselesi. Cağaloglu’nda masa başında strajeti oluşturmak başka bir şey, bilmem kaç yüksekliklerde eller tetikte beklemek ve ne olursa olsun her an öleceğini bilmek başka bir şey, evladını, evlatlarını kaybeden ana-babanın her şeye rağmen “Vatan sağ olsun ! Ne mutlu Türküm diyene! “ demesi başka bir şey... Birilerinin al bayrağı kendilerine seçim malzemesi yapması, başka bir deyimle damardan girmesi başka bir şey, Şırnak’ta meydanlarda “ PKK’ya ve terörün her türlüsüne lanet okuyarak, ellerde bayrak sallamak başka bir şey… Koftiden Vatansefer olmaksa bambaşka birşey !..

Daha dün birileri “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” diyenler, bugün timsah gözyaşları dökenlerle saf tutuyor, bir taraftan da “ şehit cenazeleri siyasi malzeme yapılmamalıdır” diyorlar. İleriki günlerde neler söyleyebileceklerini ben az çok kestirebiliyorum ama asıl gerçeği, önümüzdeki günler gösterecek. Hele ki, 22 Temmuz bir gelsin bakalım… Ak koyun, kara koyun nasılmış, öğreneceğiz. Umarım, Türk insanı sağ duyusuyla hareket eder ve hak edecek olanı, kendisini temsil edecek olanı ve Türkiye’ye layık olanı seçer..

Tek temennim önce bu ! Sonrası allah kerim !..

../..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2529
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster