Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Haziran '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
420
 

Siyasetin yazboz tahtası; eğitim!

Siyasetin yazboz tahtası; eğitim!
 

ÖSS,LGS,LYS'den habersiz mutlu çocuklar!...


ÖSS seçme sınavı yapıldı. Milyonlarca genç üniversite düşünü gerçekleştirmek için ter döktü. Ortalama insan ömrünün neredeyse üçte birini iş ve meslek edinme uğruna harcandığı ülkemizde eşit olmayan koşullarda yarışın yarattığı adaletsizlik yerine YGS (Yüksek Öğrenime Geçiş) ile LYS (Lisansa Yerleştirme Sınavı) önümüzdeki yıldan itibaren getirilse de sürüp gidecek.

Türk eğitim sisteminde (Her siyasi iktidarın kendi ideolojisine göre eğip büktüğü sistemsizlikte diyebiliriz) aslında okul, dershane, özel öğretmen destekli yapılan hazırlıkların, ödenen bedellerin, paranın yarıştığını söylemeliyiz. Olanakları kısıtlı olanların daha doğuştan arkada kaldığı bu yarışta yeterli beslenemeyen çocuklarımızın zekâ gelişimlerinde varsıl olanlara göre baştan dezavantajlı olduklarını söylemek fazlaca iddialı olmaz.

Cumhuriyet tarihin boyunca neredeyse yazboz tahtasına çevrilen eğitim politikaları nedeniyle son yıllarda ilköğretimden ortaöğretime kadar dershanesiz başarının hayal olarak kalacağının ayan beyan ortada olduğu bir aşamaya girmiştir.

Çözüm vaat ederek iktidar gücünü ele geçirenler bir şeyleri değiştirmek yerine işi daha karmaşık hale getiriyorlar. Kendi ideolojik beklentilerine göre sisteme biçim vermek yolunda her türlü olanağı kullanıyorlar.

Çevrenize bakın lütfen, şehrinizde müthiş fiyat farklılıkları olan dershanelerin neredeyse her mahalleye açıldıklarını göreceksiniz. Şirazesinden çıkmış bu sistemde öğrenci velisi çocuğu biraz daha iyi hazırlansın diye olanak yaratmaya adıyor kendini. Ekonomik problemlerini çözenler çocukta da potansiyel varsa daha umutlu oluyorlar kuşkusuz.

Eğitimde fırsat eşitliğinin sadece kâğıt üzerinde kaldığı bu sistemde aslına bakarsanız herkes şikâyetçi.

Örneğin OKS’yi kaldırıp yerine SBS’yi getirirken iddia sadece okulda alınan eğitimin yeteceğiydi. Fakat uygulamada görülen o ki, artık ilköğretim son sınıf ve lise son sınıfta ikinci dönem neredeyse boşalan sınıfların yanına artık ilköğretim altıncı ve yedinci sınıflarda katıldı.

Kısaca ilköğretim çağındaki çocuklarımızda sınav maratonuna mahkûm oldu, okullar boşaldı.

Çok iyi niyetle öne çıkarılan projeler(!) hayatta farklı karşılıklar bulabiliyor. Sanırım son yıllarda yaşananların nedenlerinden biri de bu. Diğer yandan eğitim ile ilgili üniversiteler, sendikalar kendilerinin asıl söz söylemesi gereken zamanlarda kendi rutinlerinde boğuluyorlar. Sendikaların sorunu meydanlara çıkıp iki slogana indirgedikleri sürece, süreç daha olumsuz seviyelere doğru devam edecek.

Siyasetin at koşturacağı hedef alan olmaktan bir türlü kendini kurtaramayan eğitim sistem(sizliği)imiz ideolojik yaklaşımlar sonucu temel sorunlarını tartışıp, çözüme kavuşturamıyor. Öyle ki liyakatin değil siyasetin tek ölçüt olduğu süreç, çözüm üretmek yerine sorun üretiyor.

Vasatların siyasette bir araya gelerek oluşturduğu uzlaşma tıpkı hız sınırını aşarak duvara toslamaya tam gaz giden bir garip araç gibi yalpalayan demokrasimizi her türlü olasılıklarla dolu bir sona doğru fütursuzca sürüklüyor.

Herkes mutsuz!

SBS, LGS, LYS, gibi sınavlar var.

Doğrusunu isterseniz bu günün çocuklarına üzülüyorum. Yarış atları gibi koşturmaya zorunlu olduklarından çocukluklarını yaşayamıyorlar. Psikolojileri altüst olmuş, kişilikleri sağlıklı bir şekilde gelişmiyor. Ergenlik problemlerini sınav maratonun yarattığı baskı ile birlikte yaşadıklarından gelecekte yaşayacakları sorunların temeli bu dönemde atılıyor. Şiddete meyilli, tahammülsüz, kendini ifade etmekten hatta kendini tanıma ve anlamada yetersiz kalmaya kadar olumsuzluklar yüreklerinde derin yaralar açıyor.

Sahi ne değişecek bu yarış maratonunun sonunda; ODTÜ mezunu şehir planlamacısının kaynak suyu firmasında yirmi litrelik damacanayı taşımasında diplomanın ne önemi varki.

İş yok!

Ekmek yok!

Binlerce üniversite mezunu çaresizlikten asgari ücrete çalışıyorlar.

Böylesi bir döngüde mutlu bireylerin olduğu toplum yaşamından nasıl söz edebiliriz.

Üzülüyorum, yüreğinde bu ülkenin insanlarının insanca yaşayabileceği bir düşü kurmaktan hiçbir zaman geri durmamış bir yurttaş olarak; üzülüyorum, çünkü gelecek yıl biri LGS diğeri SBS sınavına girecek iki çocuk babası olarak yaşanan trajediyi bilerek başkaca bir olasılık belirmediği için ufukta.

Bir avuç suda fırtına koparan aymazlığın, iktidar mücadelesinin çocuklarımızın yaşamında olumlu değişimlere katkısının olmadığını bilerek başkaca bir yol kalmadığı için…

Siyasette egemen olanlar rollerine ve çıkarlarına uygun olarak kendi hanelerine artı yazmak için her türlü olanağı sonuna kadar kullanıyorlar. Kriterleri objektiflikten uzak, yanlı, kısır. Küçük dünyalarında bireysel ya da grupsal hesaplarının şekillendirdiği görüşlerini topluma kabul ettirmeye, egemen kılmaya çabalıyorlar. Bu çabaları da kullandıkları iktidar gücü ile orantılı zemin buluyor kuşkusuz. Zenginleşiyorlar, medyaları oluyor. İki doğrunun yanına yanlışı katıp beyinlerimize çakıyorlar! Ülkede yaşanan süreç bunu açık bir göstergesi sayılabilir.

Demokrasiyi her kesim dillerinden düşürmese bile benim anladığım göreceli, teatral bir oyundan ibaret her şey! Bu ülke aslında hiçbir zaman demokrasi ile tanışma olanağı bulmadı ki. Tıpkı laik olmadığı gibi. Herkes her türlü değeri kendine yontuyor. Bunun içine soldan sağa hemen, hemen her kesimi katabiliriz. Dar siyasi anlayışlarına göre alınan mesafeyi demokrasi diye halka yutturmaya çabalıyorlar. Objektif düşünen herkes eminim kısa cumhuriyet tarihinin dar, kısır siyasi çekişmelerin tarihi olduğunu kabul eder. İktidar gücünü bir şekilde seçim yolu dâhil ele geçirenler diğerini ötekileştirir, yok sayar.

Ve bu süreç sıradan yurttaşın yaşamında bir sürü olumsuzluk olarak yansır.

Yaşam kalitesini yükseltmez.

Günümüzde devletin vatandaşına karşı olan sorumluluklarını yerine getirmesi sanki ulufe dağıtılıyormuşçasına bir durum alır. İronik bir yanılsamadır halk katında bu durum. Yurdum insanı öylesine bu anlamda sömürülmeye müsaittir ki artık ister dinsel değerleri, ister demokrasi, ister Atatürkçülük adına tutturabildiğiniz ölçüde iktidara ulaşmak için kullanabilirsiniz. Hele din adına kadınların saçlarının bir telinin görünmesini bile engellerken diğer taraftan giydirilen daracık tene yapışan pantolonların yarattığı irriteliği yok sayarsınız! Kelin köre güleceği yoktur.

Konuyu epeyce dağıttık kuşkusuz. Fakat yaşanan çözümsüzlüğün nedenlerinin en başında birinin diğerine galip gelme mücadelesi yatıyor. Ülkede siyasetin içinde bulunduğu kısırlığın nedeni bu. Mücadelede eğitim en önemli araç. Her iktidar kendine göre şekil vermeye, destekçi bulmaya yönelik müdahaleleler yapıyor eğitim sistemine. Kendinden olanı eğitimde köşe başlarına yerleştiriyor, suyun başına geçiriyor! Sonuç genel olarak geniş toplum kesimlerini mutlu etmiyor.

Temel sorunumuz hiç kuşku yok ki; batının yüzyıllar süren mücadele sonucu elde ettiği demokratik kazanımları Türkiye halkına tepeden inme bir anlayış ile altın tepsi içinde sunan Atatürk ve kurduğu genç Türkiye Cumhuriyeti!

Atatürk’ün Nutuk’unda vardır bu mücadelenin ipuçları. Atatürk döneminde seçimler öncesi TBMM’ye milletvekili seçilme yeterliliği ile ilgili verilen önerge bunun kanıtıdır. O önerge geçmiş olsaydı Atatürk bir sonraki seçimde milletvekili adayı olamayacaktı!

Cumhuriyet tarihi boyunca kopan kavganın asıl nedeni aslında okuduğunuz blogda özetlendiği gibi. Ve benim gözlemlerime göre Atatürk’ten sonra iktidar olanlar hangi düşüncede olurlarsa olsunlar Atatürk sömürüsü yaparak onun oluşturduğu temelleri aşındırmaya devam ettiler…

Ülke olarak yaşadığımız olumsuzlukların temelinde yatan gerçeği görmek aslında çözümleri düşünmek için başlangıç olabilir. Yazıya başladığım gibi sınav sistemini ve getirdiği sorunları yazmak, konunun üzerinde fikir yürütmek bizi meşgul edebilir ama tek, tek ağaçlara bakmaktan öteye geçemeyeceğimiz için ormanı görmemizi engeller.

İrademizi bu topraklardan beslersek çözüm için gerekli koşulları yaratabiliriz. Kısa cumhuriyet tarihinde başarılı örnekler yeterince var hiç kuşku yok. Köy Enstitüleri, Öğretmen Okulları deneyimi ve orada yetişen aydınların ülkeye kattığı değeri görmek yeniden umutlanmamıza yeter diye düşünüyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1116
Toplam yorum
: 2289
Toplam mesaj
: 135
Ort. okunma sayısı
: 817
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Ankara'da yaşar, dünyalı,aynadaki görüntüsüne muhalif, vicdan hesapları yapmaktan yorgun, yaşanıl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster