Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Şubat '08

 
Kategori
Sevgililer Günü
 

Siz de her 14 Şubat üzülenlerden misiniz?

Siz de her 14 Şubat üzülenlerden misiniz?
 

Sevgililer Günü yaklaştıkça eş dost başlıyor bana “bu sene ne yazacaksın” diye takılmaya. Azıcık elimiz kalem tutuyor, e bir de adımız “aşka aşık eski moda kadın”a çıkmış ya böyle bir beklenti doğal elbette. Doğal olmayan, beni de şaşırtan tarafı şu ki; her yıl yazdıklarım o ağdalı kara sevda halinden, hatta romantizmden bile yavaş yavaş uzaklaşıp, daha fazla gerçekçi, daha az duygusal olmaya başladı. Yaşlanmak böyle bir şey mi acaba? Aşk, o masallardaki, romanlardaki tanımıyla aşk, belli bir yaştan sonra inanılırlığını kayıp mı ediyor? Peki bunun sebebi yaşanan hayal kırıklıkları mı yoksa insanoğlunun yeryüzünde geçirdiği günlerle doğru orantılı olarak artan bencilliği mi?

Doğruyu söylemek gerekirse bu soruların cevabından emin değilim; o yüzden ahkam kesemeyeceğim şimdilik. Ben sadece içinde yaşamakta olduğum zaman diliminde ne hissediyor, ne düşünüyorsam onu söyleyeceğim. Kim bilir belki şu ara hayatımdaki çeşitli olumsuzluklar ve endişeler beni böyle düşünmeye sevk ediyordur da bir daha ki yıla yine pespembe düşüncelerimle arzı endam ederim sizlerin karşısına.

Sevgililer Günü’nde hatırlanmak, bir çiçekle, bir mücevherle kutlanmak, romantik bir akşam yemeği yemek ne kadar gerçekçi, ne kadar anti-emperyalist olursak olalım biz hanımların hoşumuza gidecek, egomuzu cilalayacak, kendimizi iyi hissettirecek bir şey; bunu tartışmaya bile gerek yok. Küçük şanslı bir azınlığı saymazsak, ülkemizde pek çoğumuz bunları ya hiç yaşamıyor ya da sevgilimizin, kocamızın tamamen zorlamayla yaptığını bile bile, “ele güne karşı günü kurtardık” deyip geçiştiriyoruz. Hangi bayan arkadaşımla konuşsam son günlerde üzgün, kırgın bu sebeple, zira biliyor başına geleceği iki gün sonra.

Öyleyse şimdi sorumu soruyorum; peki ama biz bunu niye çekiyoruz hanımlar? Saçınızı süpürge, bedeninizi şişme bebek yaptığınız adamlar size bir çiçeği, böceği hadi onu da bırakın canı gönülden bir sarılışı, kucaklayışı, dolu dolu söylenmiş bir “seni seviyorum”u çok görüyorsa; bir de sizin üzüldüğünüzü, canınızın acıdığını fark ederek ve ama umursamayarak yapıyorsa siz neden hala orada, onun yanındasınız?

Mecburum diyorsanız bir şey diyemem tabi, bu benim ilgi ve bilgi alanım dışına çıkan sosyo-ekonomik bir konu. Yok cevaplarınız, “hepsi böyle erkeklerin” yahut “ama ben onu seviyorum” filan şeklindeyse ben de cevap veriyorum o zaman; sizi gerçekten sevmeyen erkekleri sevdiğiniz, değerinizi bilmeyene değer verdiğiniz sürece hepsi böyle olmaya artarak devam edecek! Siz de hiç durmadan ağlanacaksınız; “ ah bazı kadınlar ne şanslı!” diye…

Bu kadar kıymetsiz, bu kadar zavallı mı görüyorsunuz kendinizi? Yapmayın ne olur! Önce oturup bir bilanço çıkarın bakalım, o çok sevdiğiniz vazgeçilmez adam sizin için neler yapmış ya da yapmaktan vazgeçmiş bu güne dek? Hafızanızı yoklayın bir, onun sevmediği kaç arkadaşınızı, aile bireyinizi uzaklaştırdınız hayatınızdan; peki ya sevmediğiniz halde siz onun kaç arkadaşına, akrabasına katlanmaktasınız? Kaç kere sizin istediğiniz filme, lokantaya, tatil yerine gitmişsiniz; hangi kötü gününüzde şöyle bir hoş sürprizle ya da bırakın vazgeçtim ondan, güzel bir iltifatla keyfinizi yerine getirmiş? Kimbilir belki çapkınlıklarına bile göz yumdunuz gururunuzu kırıp, kendinizi suçlayarak. Yatak odası konularına hiç girmiyorum zira bunların cevabını ülkemizde her yetişkin ezbere biliyor artık. “Seni seviyorum”, “seni özledim” demez, başkalarının yanında sarılmaz, iltifat etmez, siz yapsanız ürker, kızar, kaçar; özel günleri hatırlamamak için bin bahane bulur. Sorarsan “sevgisi adına” kadınını örter, işten çıkarır, eve kapatır, kendisi başkalarıyla gününü gün eder, yetmez hakaret eder, döver.

Neler çıktı sizin listenizde? Şimdi şu alt alta yazdıklarınızı bir daha okuyup silkinme vakti geldi. Kaç yaşında, ne durumda olursanız olun aynada kendinize daha dikkatle bakın; bakın ki güzelliklerinizi görüp ne kadar özel, ne kadar değerli olduğunuzu anlayın. Şikayetlerinizi ona buna değil ilgili kişiye yapmanın vaktidir artık. Ama ağlamak, söylenmek (dırdır etmek oluyor erkek lügatında), küsmek çözüm değil bunu çoktan anlamış olmalısınız. Tek yapmanız gereken karşınızdakine hak ettiği kadar değer vermek ve hak ettiğiniz kadarını da açıkça istemek. Utanırım, gurur yaparım filan demeyin hiç; asıl ittirmeyle lütfen alınmış üç paralık bir yüzüğü hediye diye kabul ettiğinizde kırılmalı gururunuz. Sizi siz olduğunuz için tüm kalbiyle seven ve bunu her fırsatta göstermekten, söylemekten korkmayan adamı bulana dek dönmeyin kararınızdan. Ya şu an hayatı paylaştığınız kişi anlayıp kendini geliştirecek ya da siz layık olduğunuz kişiyi aramaya devam edeceksiniz usanmadan. Yeryüzünde hiç kimse vazgeçilmez değil ama kendini öyle sanan çok; sayemizde!

İnsanın kendine ettiği kötülüğü kimse yapamazmış sevgili hemcinslerim. Ne olur bu 14 Şubat Sevgililer Günü de bir milad olsun bunları yaşayanlara, bir yerden başlayalım değişmeye, değiştirmeye. Sevilmek ve bunu bilmek hepimizin hakkı; hakkımızı istiyoruz.

 
Toplam blog
: 22
: 1664
Kayıt tarihi
: 14.10.06
 
 

Merhaba, Okumaya olan sevdam beni yazmaya yöneltti ve artık sevgili dostlarımın da yüreklendirmesiyl..