Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mayıs '11

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
1656
 

Siz hiç öldünüz mü?

Siz hiç öldünüz mü?
 

Selçuk Erdem karikatürü


"Bazen bilmemek, daha iyidir bilmekten" diyor izlediğim filmin görmüş geçirmiş karakter oyuncusu. Ama mümkün mü biz insanoğlu için, bilmek dururken bilmemeyi seçmek? Merakımıza yenilgimizi bilmenin hazzıyla dengelerken, bildikten sonra kolaydır söylemesi "Bilmesem daha iyiydi" diye. Ya öncesinde merak kemirirken bizi, kim söyletebilir bu sözleri bize? 

 

 

Keşif yolculuğunda önümüzü açan da meraktır, başımıza olmaz işler getiren de. Çünkü çeker bizi bilinmezlik, bilinmezi keşfetmekse yeniler. Tıpkı aşk gibi. 

 

 

Aşkı cazip kılan da bilinmezliğidir, keşfetme arzusudur. 

 

Hüsnü Arkan'ın dizelerinin söylediği gibi; 

 

 

"Sevmesen ölürdün, sevdin onu öldün 

 

Sevmesen ölürdün ama sevdin, gene öldün." 

 

 

Sonu ölüm de olsa yaşayarak tecrübe etme dürtüsü baskın gelir. Ferhat’ın Şirin için dağları delmesi de, Kerem’in Aslı için diyar diyar dolaşması da bu yüzdendir. Yaşanmamışlığın merakı yaşanmışlığın hayal kırıklığına dönüşmeden önce, her aşık kapılır aşkın büyüsüne. Mesela Ferhat kavuşsaydı Şirin’e, boy boy çocukları olsaydı delebilir miydi dağları yine? 

 

 

Bütün bu duygulanımlara aşk adını vermek, insanoğlunun doğadan kopma isteğinin sinyalleri bana göre. Biyolojik sınıflandırmada hayvanlar aleminin bir türü olduğumuzu unutmak istercesine, üreme içgüdüsü yerine aşk demeyi tercih ediyoruz bu hormonsal değişime. Böylelikle hayvansıllıktan uzaklaştırıp, modernize ediyoruz yaşadıklarımızı. 

 

 

Halbuki gerçeği kabullendiğimiz anda, aşka anlamından öte anlamlar yüklemeyi de bırakırız. Çünkü biliriz ki hormonlar kadar kısadır aşkın ömrü. 

 

 

Kanımızdaki hormonlar elimine oldukça, bilinmezler bilinene dönüştükçe aşk da yavaş yavaş ölür. Çünkü her aşkın sonu ya ölümdür ya dönüşüm. 

 

 

Aşk adını verdiğimiz uç duygulanımlar azalmaya yüz tutunca alışkanlığa, bağlanmaya, acımaya, umarsızlığa, sevgiye, nefrete ya da başka şeylere dönüşebilir. Ama artık adı aşk değildir, çünkü aşk ölmüştür. 

 

 

Öldürmemek için aşkı, bilmemeyi tercih edip platonik takılmak da bir tercih olabilir. Ancak bu, hayatı ertelemekten başka bir şey değildir. Çünkü er ya da geç her insan, hayatında en az bir kere aşk için ölür. 

 

 

 

Selam ve Sevgilerimle… 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aşk bir maceradır,asla hayat değildir.Ama bal dudak gül yanak hayattır.Sevip unuttuklarımız değil elini tuttuklarımız önemlidir.

Kerim Korkut 
 16.11.2011 13:19
Cevap :
Yani önemli olan şuandır diyosunuz, öyle olsun. Sağlıcakla kalın...  30.11.2011 12:22
 

Yazınızı kesinlikle yavan bulmadım, aksine içerdiği duygusallık ve zarafetten dolayı bir kadının yüreğinden çıktığını vurgulamak istedim. Bir erkek olarak konuyu duygusallıktan ayırarak belki daha mekanik anlatabilirim demek istemiştim. Bu yaklaşım ve ifade farkı ise belki de cinsiyet farkından kaynaklanıyordur demeye getirmiştim. Ne olur yanlış anlayıp kırılmayın. Aksine beğendim yazınızı. Sevgi ve saygılarımla.

Güz Özlemi 
 06.05.2011 17:01
Cevap :
Yeniden Merhaba...İnanın gerçekçi yorumlar rencide edici değilse kırmaz beni. Belki yazım içime sinmedi de, sizin yorumunuzu ondan böyle algıladım. İçiniz rahat olsun. İnce düşüncenizden dolayı sağolun, varolun. Sağlıklı günler dileğiyle...  06.05.2011 17:20
 

Evet, yaşamımda birkaç kez öldüm ve küllerimden yeniden doğdum. Yeniden ölmeye cesaret edebilir miyim bilmiyorum. Yaşama içgüdüsü ağır basabilir zira. "Aşk seksin rafine biçimidir" demiş birisi, ama ne yazık ki kimin söylediğini hatırlamıyorum. Ben böylesi ilginç bir konuyu galiba daha teknik ve bilimsel bir içerikle yazardım. Kadın ve erkek arasındaki fark bu olsa gerek. Ama ne güzel değil mi yaşamı farklı gözlerle görebilmek, anlatabilmek. Elinize, yüreğinize sağlık. Sözünüzde durduğunuz için de teşekkür ederim :-) Selam ve saygılarımla.

Güz Özlemi 
 06.05.2011 15:37
Cevap :
Merhabalar, kaybedecek birşeyi olmayan insan daha cesaretli olur. Yaşımız ilerledikçe, birikimlerimiz kaybetme korkusu yaratır. Dolayısıyla kaybetmektense (ölmektense) elimizdekileri tutmayı, yaşamayı tercih ederiz. Haklısınız, yazımı ben de biraz yavan buldum, ama bir haftadır sıkıntı verdi aynı yazıyla uğraşmak. Artık benden çıksın istedim. Yorumunuzla sunduğunuz açıksözlü yaklaşımınızdan dolayı sonsuz teşekkürler. Selamlar, saygılar...  06.05.2011 16:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 54
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 4009
Kayıt tarihi
: 06.10.10
 
 

1974 Tunceli doğumluyum. 1996 Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunuyum. Folklorik müzik ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster