Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
1279
 

Size kanım ısındı, dokunabilir miyim?

Size kanım ısındı, dokunabilir miyim?
 

Minik ellerini, yanağıma uzatıyor. Önce avuç içi ile yanağımın en tümsek noktasından dokunmaya başlıyor. Çeneme ve oradan boğazıma doğru ilerliyor, istediği şeyi bulamadığı, elinin o bölgeleri biraz daha hızlı geçmesinden belli. Kulağımın altından elmacık kemiğime doğru uzanıyor. Ancak nihayetinde başladığı yere geliyor o minik parmaklar. Isıyı en fazla hissettiği yere. Bu arada kendi eli de sıcağı en fazla algılayacağı şekli aramaya başlıyor. Önceleri avuç içi değerken, bir ara elini ters çeviriyor ve parmaklarının tersini değdirmeye çalışıyor. Elini yumruk yapıp, o şekilde sürüyor yüzüme. Ancak bir kez daha ilk başladığı şekle dönüyor, avuç içini yanağımın en tümsek noktasında sabitliyor.

İki yaşını doldurmaya günler kalan oğlum, uykuya ilk adımlarını, yanındakinin sıcaklığını hissederek atabiliyor ancak. Söz konusu annesi veya ben olduğumda bu kenetlenme hali, uyku süreci boyunca devam ediyor. Yüzümü elinin üstünden kaldırmayı denediğim her an, bir elektrikli aletin fişten çekilmesi misali oğlumun da, uykuyla ilişkisi aniden kesiliyor ve “baba ninni yap” nidası ortalıkta çınlamaya başlıyor. Yüzümle yeniden temas kurduğu andan itibaren, uykunun yine o en derin sularında yüzmeye devam edebiliyor.

Bu temas meselesinin, insanlar arasında yarattığı kimyasal tepkimeler haricinde iletişime dönük farklı bir anlamı olduğunu ilk olarak Aziz Nesin’in Benim Delilerim kitabında fark etmiştim. Aziz Nesin bu kitabının son bölümünde kendi deliliklerini dile getirirken, bulunduğu bir sosyal ortamda özellikle tiyatro seyrederken, yanındaki bayanla ellerinin birbirine değmesi gibi bir takıntısı olduğunu, bu kişinin illa eşi ve sevgilisi olması gibi bir zorunluluğunda bulunmadığından bahsediyordu. Bu temas sayesinde, seyredilen eserin, temposunu yanındaki kişi ile paylaştığını, onun o an ne hissettiğini anlamak için konuşmaya gerek kılmayacak bir iletişim kurabildiğini aktarıyordu.

Her iki iletişim şeklinde de, teması anlamlı kılan unsurun, insan bünyesinde 96.000 km yol kateden, ve kendine ait bir ulaşım kanalı içerisinde, inanılmaz bir basınçla hareket eden kanımızın olduğunu görüyoruz. Çünkü varlığın ispatı anlamına gelen sıcaklığı var edende, insanın ruh halini deşifre edip, kalbin temposunu açığa çıkaranda, vücudumuzun her milimetre karesini parselleyen bu kırmızı sıvı oluyor.

Zaten, dilimizde de, termometrenin terminolojisi, kanın ısısal değeri üzerinden insanın sıfatını belirleyen önemli bir ayraç olarak, oldukça yoğun olarak kullanılıyor. Sevimli, sempatik, kolay ilişki kuran ve kendisini kolayca karşısındakine açan insanlara sıcakkanlı, olaylar karşısında tepkilerini gizleme becerisi olanlara da soğukkanlı olarak tanımlıyoruz. İnsanı korku ve dehşet içeren bir olayla karşı karşıya kaldığımızda da kanımızı donuyor. Böyle bir dehşeti hayatı geçiren insanı da kansız ya da kanı bozuk olarak adlandırıyoruz.

Bizim yaşam tempomuzu ve duygusal hezeyanlarımızı, 5 litre kanın, bir günde yaklaşık 100.000 kere, 280 gram ağırlığındaki kalp tarafından vücuda pompalanması belirliyor. Ve bu akış, bizi anlatan, sırlarımızı açığa çıkaran, gizli bir nehir fısıltısını da beraberinde taşıyor.

Bu varoluş aracımız, aynı zamanda, iki insan arasında birbirlerinin varlıklarını hissettikleri, varlıklarından güç aldıkları, sözden ve yazıdan daha güçlü bir iletişim şekline de dönüşüyor. Henüz kendisini ifade etme becerisi gelişmeyen çocuğumuzdan, bitkisel hayatta olan ve sizi ne kadar duyumsadığını bilmediğiniz bir hastaya kadar, dokunarak mucize iletişim şekilleri kurabiliyoruz.

İnsanlar arasında söz ve yazı hala en önemli ve geçerli iletişim şekli. Ancak konuşma yeteneğine sahip olan tek canlı olan insan için, bu yöntemler ne yazık ki karşılıklı anlaşma/ anlayışın için henüz yeterli olmuyor. İnsanların konuşarak ve tartışarak anlaşabileceğini savunuyoruz ama ne hikmetse diğer hareketli canlılardan daha fazla cins içi şiddet hayatımıza egemen oluyor.

Belki de, elimizdeki araçları yeterli görmediğimizden yeni iletişim yolları araştırıyoruz. Aramızdaki ilişkinin, fizik ötesi yollarla kurulabileceği inancı da, bir umut olarak birçok insanda mevcudiyetini koruyor. Gerek empati, gerek beyinler arasındaki gizli iletişim yolları her zaman bir merak ve tartışma konusu oldu. Bu süreçler, birçok üniversitenin bünyesindeki araştırma merkezlerinde konu olmaya devam ediyor.

İnsanların birbirlerinin varlığından haz duyacakları, güç kazanacakları, her şeyden önce birbirlerini insan olarak kabul edecekleri bir iletişim şekline ihtiyaç duyduğumuz gerçek. Ancak, bu iletişim şekli, belki de, hiçte uzağımızda olmayan, sözü ve yazıyı keşfetmeden kullandığımız bir yöntemdir.

Ümit Culduz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Seda'nın önerilerinde gördüm blogunuzu. Çocuk ve anne-baba arasındaki en güzel iletişim dokunmak. Sıcaklığıyla anlamlar çıkarıp, kendilerini güvende hissediyor olmalılar. Çok güzel bir yazıydı. Sevgiler.

Feryal Lale Aslan 
 30.09.2007 17:26
Cevap :
Merhaba sayın Feryal Lale, arasıra eski bir yazıya yorum gelince insan şaşırıyor açıkcası. Sevgili Seda sağolsun, bu yazımı çok beğenip, daha önce bir yazısında bahsetmişti, şimdi de öneriler listesine almış. Ona ne kadar teşekkür etsem azdır. Yazıyı oğlumun rahatsız olduğu bir dönemde yazmıştım. Doğumundan beri sürdürüyotdu ama desteğe daha fazla ihtiyaç duyduğu dönemde artan bir şekilde dokunma eylemini yoğunlaştırdı. Buradan hareketle dokunma eyleminin insan ilişkilerinde temel iletişim şekillerinden birisi olduğunu hissettim ve bu yazıyı bu duygularla kaleme aldım. Beğeniniz için çok teşekkür ederim. Hayatlarımızda insan sıcaklığının hiç eksilmememsi dileği ile, saygılarımla,  01.10.2007 9:01
 

Bazen dalgınlık, bazen unutkanlık, bazen de yazıyı beğenmeme rağmen neden yorum yazmadığımı anlam veremiyorum. Önerilerim kısmını hazırlarken arasıra dönüp okuduğum yazılardan biri olan blogunuza yorum yazmadığımı gördüm. O kadar öner, birkaç defa oku ama yorum yazma... Bunu ben sık yapıyorum sanırım. Bu bloga özel bir ilgim var. Çünkü bir çocuk ve ailesinden birine karşı olan koşulsuz sevgisi var. O ilk paragrag gözünün önünde canlandırılmadan okunmamalı bence. İnsan böyle okuyunca çocuğum olsun diyor ama bu fikirden vazgeçmeside çabuk oluyor :))) Ailenize mutluluklar diliyorum. Arda'yı, küçük kahramanımı öpün ltfen... Sevgilerimle

Hoşsada 
 26.09.2007 17:46
 

Gözler kalbin aynasıdır diyelim. Elinize sağlık, sevgiler...

Hasan ARSLAN 
 29.03.2007 10:55
Cevap :
Evet haklısınız, insan gözleriyle de dokunur. Hatta çoğunlukla, elle hissedemeyeceği derinliği, göz temasıyla fazlasıyla hissedebilir. Katkınız ve yorumunuz için teşekkür ederim.  29.03.2007 11:38
 

Bende dokunmanın önemini anlatan bir türkü sözüyle katkı da bulunayım konuya. Umarım uyar. Sevgiler... Odam kireçtir benim Yüzüm güleçtir benim Soyun da gir koynuma Terim ilaçtır benim Odam kireç tutmuyor Kumunu katmayınca Sevdan baştan gitmiyor Sarılıp yatmayınca Baba ben dervişmiyem Kürkümü giymişmiyem Ben sevdim eller aldı Niye ben ölmüşmüyem Odanı kireç eyle Yüzünü güleç eyle Soyun da gir koynuma Terimi ilaç eyle

Ayrıntıda gezinmek 
 29.03.2007 3:15
Cevap :
Katkınız için çok teşekkür ederim. Eminim ciddi bir derleme yapsak sunduğunuz örneğe benzer nicelerine ulaşabiliriz. Ancak sizin sunduğunuz örneğinde hayatlarımızda çok özel bir yeri olduğu yadsınamaz. (Hele ki, Livaneli'nin yorumu dile gelen hali) Günümüzde, dokunmanın sihrini, sözü ve yazıyı geliştirdikçe unutmuşa benziyoruz. Oysa hayata dokunmaktan vazgeçmemek gerekiyor, ellerinize sağlık,  29.03.2007 8:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1786
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster