Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
306
 

Soğuk bir Kasım sabahında- 2

Soğuk bir Kasım sabahında- 2
 

Hepsinin de hikâyesi aynı. Birinin yaşamı diğerinden farklı değil. Genelde hayvansal ürünleri ve dağlarda toplanan otları yediklerini söylüyor Allahverdi amca. Söylenenleri başıyla onaylıyor Kudret amca. “Çünkü” diyor “yiyecek başka bir şeyimiz yok”. Kahvede ilk dikkatimizi çeken çayı çok fazla içmeleri oldu. Sorduğumuzda, “bizler alışmışız” dediler gülerek. “Soğuk havalarda çok çay içeriz. İçimizi anca ısıtırız.” Çayı kıtlama dedikleri yöntemle içtiklerini söylediler. Çay şekerini bardağa atıp çayın içinde eritme yerine şekeri, dillerinin kenarına yerleştiriyorlar. Bir kesme şekerle beş altı bardak çay içiyorlar böylece. Cala’da kaldığımız sürece ne ben ne de Meriç bir türlü alışamadık kıtlama çay içmeye.
 Hamza Dayı ak düşmüş sakalını elleriyle sıvazlayıp anlatmaya başladı, o kısacık dinlenme anında. “Bakın hocalar” dedi gülümseyerek. Biz de meşhurdur “kıtlama” çay içmek. Kaşlarımızı çatıp, dudaklarımızdaki gülücüğü gizlemeye çalışarak dinlemeye başladık Hamza Dayıyı.
“Zamanın birinde “diye başladı anlatmaya. “Zamanın birinde Erzurum köylüklerinde bir tanıdığının yanına gelen misafire çay ikram ederler. Adam ne bilsin. Ortaya konan şeker tabağından iki şekeri alıp çay bardağına atar.”
“Eee” diye gülmeye başladı Binali Karadağ.
Hamza Dayı bu. Zamanın acımasızlığına yıllarca dayanmış da “ah” dememiş.
Kahveci Binali’ye dönüp  “Bizim insanımız budur işte. Dinlemesini bir türlü öğrenemez!”
“Ev sahibi sesini, çıkarmaz misafire. İkinci çay doldurulur bardağa. Adam yine tam iki şekeri bardağa atacakken, ev sahibi adamın bileğinden yakalar.”
“Dur der” hışımla adama.
“Adama şaşkın kalakalır bir anda.”
“Valla gardaş” der ev sahibi “misafirine”. “Bizim burada çay bardağına şeker atıp karıştırmazlar. Çayı senin içtiğin gibi içmezler. Bak göstereyim sana diyerek şeker tabağından aldığı bir şekeri dilinin altına yerleştirir. Sonra da çayını yudumlar. Adam dikkatlice ev sahibinin yaptıklarına bakar.”
“Olur” der.” Madem öyle ben de sizin gibi yapayım bari”.
“Adam başlar çayını içmeye. Bir yudum çay bir şeker, bir yudum çay bir şekerle çayını içer. Ev sahibi iyice sinirlenir, kızarır bozarır. Çay tabağında şeker gitti gider derken. Üçüncü bardak çay gelir. Adam tam şekere uzanacakken, yine adamın bileğine yapışır ev sahibi.”
“Adamcağız şaşkınlıkla ‘ne oldu gene’ der.”
Ev sahibi gülerek “vallahi lazim” der. “Sen gene bildiğin gibi iç.”
Hamza Dayının anlatımına kahvede bulunanlar hep birlikte güldük. Böylece Cala’da çay içmenin de adabını çaktırmadan bize anlatmış oldu Hamza Dayı.
Kahveci Binali Karadağ on yedi on sekiz yaşlarında güler yüzlü biriydi. Saf fakat zararsız küçük bir kardeşi vardı. Babasını küçük yaşta kaybetmişlerdi. Bu durumda da Binali’ye çalışmak düşmüştü. Cala’ya alışmaya başladığımız günlerde okul çıkışlarında soluğu Binali’nin kahvesinde alırdık. Çünkü “gideceğimiz, soluklanacağımız” başka bir yer yoktu.
Coğrafi olarak ücra, ekonomik olarak yoksul olan bu bölgede yaşam sert iklim koşulları nedeniyle zorlu geçmekteydi.
Binali’nin kahvesinde Hamza Dayı’nın anlattıkları bir ömrün, yaşanmışlıkların yansımasıydı. Öylesine içten, öylesine yalın. Hamza Dayı’yı dinlerken soğuğu da, çevrenin zorluklarını da bir an unutmuştuk. Meriç gözlüklerinin üzerinde bana “artık kalkalım” dercesine bakıyordu. Saate baktım. Cala’ya geleli epey olmuştu. Minibüsçü Aliyar çoktan Çıldır’a gitmiş, belki de istirahata çekilmişti.
Hamza Dayı ve diğerlerine okulun yolunu sorduk. Henüz okul açık olmalıydı. Bir an evvel okula gidip nerede geceyi geçireceğimize karar vermeliydik. Cala’da “ne bir konuk evi “ ne de “köy odası” vardı. Hamza Dayı “yok evlat” demişti. “Bizim köyde” o dediklerini arama. Bu durumda tek çare kalıyordu. Köyden birine misafir olmak. Çünkü “ne kalacak bir yerimiz” ne de “yatacak bir yatağımız” yoktu. Bu durumda yapabileceğimiz, yatak ve ranza satın alabileceğimiz tek yer Kars’tı. Oradan da yeni gelmiştik. En azından yarına kadar bu geceyi geçireceğimiz bir yer bulmalıydık. Akşam yaklaştıkça, gün evrildikçe geceye “ayaz” dayanılmaz olmaya başlamıştı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 209
Toplam yorum
: 133
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 900
Kayıt tarihi
: 04.05.08
 
 

Eğitimciyim. Bir insanın çağdaş bir gelecek için, aydınlanma için çok okuması gerektiğine inanıyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster