Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Eylül '19

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
79
 

Söğüt Ağacı (20)

Günler haftalar derken aradan iki ay geçti. Yirmi beş yılda kapanmayan yara iki ayda kapanacak değildi. Yarası kapanmayan Çetin gecenin loş ışıklarında sabaha kadar sokaklarda dolaştı. Sabahın aydınlanan ilk saatlerinde Çankaya’dan kalkan ilk dolmuşla Çiğli’ye gitti. Aysel’i bulmayı uzaktan da olsa görmeyi arzuluyordu. Elinde adres yoktu. Tek bildiği müstakil bahçeli evde oturduğuydu. Akşama kadar sokak, sokak dolaşarak tek tek müstakil evleri kontrol etti. Hiç birinde yoktu. Aysel’in haberinin olmasını istemediğinden Köyiçi sakinlerine sormayı düşünmüyordu. Birine sorarsa o gün olmasa da başka gün seni soran oldu diyebilirlerdi. Kimliğini açıklarsa Aysel telaşlanabilirdi. Açıklamazsa soranın kim olduğunu merak edebilirdi. Her iki durumu da istemiyordu. Bir defa olsun görmek yeter diye düşünüyordu. O gün göremedi.

 Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa sonraki gün Aysel’i bulmakta kararlıydı. Her gün sabah erkenden Çiğli’ye geldi. Akşama kadar sokak, sokak dolaştı. Beşinci gün ikindi vaktine doğru pes etti. Kafasında, daha sonra Vedat’ı bulup adresi alma düşüncesi vardı. Bu düşünceyle Konak’a gitmek üzere dolmuş durağına yürüdü. Durağa geldiğinde karar değiştirerek tren garına yöneldi.

O gün tren garı çevresinde Çiğli pazarı vardı. Pazar yerinde kalabalıklar arasından gara doğru yürürken gözü pazarcı esnafının tezgâhından domates seçen bayanlardan birine ilişti. Yüzünü net olarak göremediği bayanın tipi Aysel’e çok benziyordu. O mu diye dikkatlice baktığında iki bayan daha domates seçmeye başlayınca görüş alanı daraldı. Kendi kendine “benzettim” diyerek ağır adımlarla yoluna devam etti. On pazarcı esnafının tezgâhını geçtikten sonra içine kurt düştü. Benzetmemişti. Gördüğü Aysel’in ta kendisiydi. Hemen geri dönerek hızlı adımlarla adeta kalabalığı yararcasına domates tezgâhına gittiğinde Aysel yoktu. Tabiri caizse ayağına gelen fırsatı tepmişti.

Fırsat elinden kaçtı diye vaz geçecek değildi. Ancak bu kalabalığın arasında bulmak kolay olmayacaktı. Hızlıca ne yapması gerektiğini düşündü. Aysel’i gördüğü o anı gözünün önüne getirdi. Üç adet pazar arabası gördüğünü hatırladı. İkisi hemen hemen doluydu. Dolu olanlardan biri Aysel’in sağında boş görülen solundaydı. İkisinden biri Aysel’e aitti ama hangisi. Mecbur kalmadıkça sol elini kullanmadığını hatırlayınca kendi kendine “sağ taraftaki” dedi. Sağ taraftaki pazar arabası Aysel’indi. Bu durumda pazar alışverişini tamamlamış evine doğru yola düşmüş olabilirdi.

Eğer düşündüğü gibiyse hayali gerçek olacaktı. Biraz daha oyalanırsa göremeyebilirdi. Zaman kaybetmeden hızlı adımlarla Köyiçi tarafına yürüdü. Dolmuş durağı yakınına geldiğinde kırmızı ışıkta bekleyenler vardı. Yeşil ışık yanmadan bekleyenlerin arasına karıştı. Hızlıca karşı tarafa geçtikten sonra gayri ihtiyari arkasına döndüğünde tekrar kırmızı ışık yanmıştı. Tam yoluna devam edecekken ışıkta bekleyenler arasında Aysel’i gördüğünde gözlerine inanamadı. Bir daha, bir daha baktı. Yıllara meydan okurcasına güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen Aysel karşısındaydı. Elini kalbine götürdü. Kalbi ilk günlerdekinden daha hızlı çarpıyordu. Sadece bir defa görmek uzaktan da olsa doya doya yüzüne bakmak istemişti. Hızla çarpan bu kalp bir defa görmeye dayanacak mıydı?

Sadece bir defa görmek, doya, doya yüzüne bakmak isteyen daha neyi bekliyordu. Kırmızı ışıkta beklediği andan, yeşil ışıkta karşıya geçtiği ana kadar görmesi yüzüne bakması yetmedi. Yetmezdi. Yirmi beş yılı, hatta yirmi altı yılı üç beş dakikaya sığdırmak kolay değildi.

Aysel, pazara birlikte geldiği komşu bayanla konuşa konuşa iki adım ötesinden geçip giderken Çetin’i görmedi. Görseydi dönüp bakar mıydı? Baksa bile evli birisi olarak konuşur muydu? Evet demek niyet okumaktı. Zira kalbinin bir köşesinde az da olsa bir şeyler hissetse de bu evliliğe evet dediği gün Çetin’i hayatından silmişti.

O ana kadar uzaktan görmeyi yüzüne doya doya bakmayı düşünen Çetin kalbinin sesine kulak verdi. Ses, git konuş, içini dök diyordu. Takibe başladı. Yanındaki bayandan ayrıldığı an konuşacaktı. Ancak bayandan ayrılacak gibi değildi. Başka zaman konuşmak için evinin yerini öğrenmesi gerektiği düşüncesiyle takibe devam etti.  Müstakil bir evin önüne geldiklerinde sokakta oynayan iki çocuğu gördü. Çocuklardan biri “anne” diye koşarak Aysel’e sarıldı. Aysel “anne kurban” diyerek çocuğun yanaklarından öptü. O anda Çetin’in başından kaynar sular dökülmüş gibi oldu. Bu manzarayı görmek kalbini acıttı. Yarası yeniden kanamaya başladı. Çocuk yedi yaşından küçük değildi. Kendi kendine “En az sekiz yıl önce gelin gelmiş” dedi. “Sekiz yıl önce unutulmuşum.” Bitkin halde dönüp gidecekken bir ses daha duydu. “Kızım yardım eder misin?” Aysel’den başkasının sesi değildi. Çetin şok üstüne şok yaşıyordu. Bir de kızı varmış. Acaba başka çocuğu var mı? Yardım istediğine göre az önce gördüğü çocuktan büyük olmalı. Bu düşüncelerle dönüp baktığında gözlerine inanamadı. Bu kız on dört yaşında rahat vardı. İçinden “en az on beş yıl önce beni unutmuş olan Aysel’den vaz geç” dedi. Az önce sekiz yıl demişti.  Biraz daha beklerse belki de yirmi yıl diyebileceğini düşündü.

“Vaz geç… Bir daha görmeye kalkışma… Sen sözünde durdun evlenmedin ama onun çocukları var. Unut artık yeni bir hayata başla…”

Unutmak, vaz geçmek pek te kolay değildi. Aysel’i görmek için Çiğli merkez yönüne akan derenin sol tarafındaki sokakla, sağ tarafındaki küçük parka takılmaya başladı. Her defasında son defa göreyim dese de bir sonraki gün yine görmeye geldi. İlk bir hafta gündüzleri takıldığı parka, sokağa bir sonraki hafta geceleri de takılmaya başladı.

Artık her gece sarhoş olması acısını dindirmiyordu. Gündüzleri de içmeye başladı. Çiğli, Çankaya değildi. Masadan hesap ödemeden kalkmıyordu. İstese kim olduğunu hatırlatır belki de hesap ödemezdi. Umurunda değildi. Çankaya’da topladığını Çiğli’de harcıyordu.

 

gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 45
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 152
Kayıt tarihi
: 17.04.13
 
 

1961 Erciş doğumluyum. İlk öğrenimimi Erciş Emrah ilkokulunda tamamladım. Konya Ereğli İvriz Öğre..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster