Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Eylül '19

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
127
 

Söğüt Ağacı (5)

Her kızın evlilik hayali kuracağına inanan Çetin, bu soruyla er geç karşılaşacağını biliyordu. Sevgilisi olan bir kızın evlilik hayali kurmasından, gizlice buluşmak yerine her sabah gözlerini kocasının yanında açmayı düşünmesinden daha doğal ne olabilirdi. Hiç düşünmeden cevap verdi:

-Üç yıl sonra.

-Üç yıl ha!

Üç yıl ha dediğinde öğle bir ses tonu vardı ki insanın içini parçalayacak gibiydi. Aysel için çok uzun bir zamandı. Üç yıl daha söğüt ağacına misafir olabilecekler miydi? Aşk yuvaları deşifre olursa ne yapacaklardı. Neden bir iki yıl değil de üç yıl… Aklından geçeni sormadan Çetin açıkladı:

-Sonbaharda askere gideceğim. İki yıl askerlik yapacağım. Tezkere alışımda sonbahara dek gelecek. Geldiğimde fazla beklemeden seni istetsem bile ağız arama, isteme, nişan, şerbet, düğün derken ilkbahar aylarını bulur.

-Askerden önce… Neyse…

Aysel, askerlik öncesi evliliği konuşmaktan vaz geçti. Kısa bir sessizliğin ardından damdan düşer gibi “bir oğlumuz iki kızımız olacak” dedi. Bir oğlumuz, iki kızımızın olmasını isterim dese anlaşılabilirdi. Olacak demesi kafa karıştırdı. Çetin “anlamadım” dedi. Aysel’de fazla uzatmak istemedi:

-Yok, bir şey…

-Ne demek yok bir şey. Bir oğlumuz iki kızımız olacağını nerden biliyorsun?

Bana su veren adamın yanında bir erkek iki kız çocuğu vardı diyemedi. Senin elinden su içmedim. Bana su veren başkasıydı demek kolay değildi. Hüzünlendi. Belli etmemek için nemlenen gözlerini kaçırdı. Sözlerini doğrulamak adına bir şeyler demesi gerektiğini düşündü:

-Rüyamda aşkımıza tanıklık eden bu söğüt ağacının altında, testiden, desenli su bardağına koyduğun berrak suyu bana uzattığında yanında bir erkek iki kız çocuğu vardı. Üç çocuğumuzun olacağına yorumladım.

Bu kez hüzünlenen Çetin oldu. Dili damağı kurumasına rağmen su vermeyen Aysel, zamanla sevgisinden vaz geçebilir miydi? Düşüncesi bile korkutucuydu. İçinden “bana hiç kimse su vermedi; ama ben Aysel’ime su vermişim” diyerek kendini avuttu. Karganın, kokayı Aysel’in evine doğru getirmesi yetmez miydi? Dama bırakacak değildi ya. Hem büyükler, “kısmetinin olduğu yöne götürür” demiyorlar mıydı? Karganın kokayı kısmetinin olduğu yöne götürdüğünü yengesi görmüştü. Aysel’in çocukları bile görmesi Çetin’de kıskançlık hissini uyandırdı. Zira anlatacak rüyası yoktu. Yengeme uydurduğum rüyayı mı anlatsam diye düşünse de anlatmadı. Uyduruk rüyayı anlatmak, Aysel’i Aysel’e anlatmaktan başka şey olmazdı. Başka bir şey uydurmalıydı; ama ne? Bunları düşünürken Aysel sözlerine devam etti:

-Üç çocuk istemiyor musun? Yoksa ikisi kız olacak diye mi üzüldün? Anlattığım rüyamdan ibarettir. Rüyalar gerçek midir? Belki koka da yalandır. Şuur altında gizlediklerimizi görüyor olamaz mıyız?

Çetin’in kalbinde Aysel’den başkası yoktu ki şuur altına yerleşsin. Su veren biri olsaydı, belki Aysel’in gelecekteki görüntüsü diye düşünebilirdi. Dili damağı kurumasına rağmen kimseyi görmemişti. Koka; geçmişten gelen, gerçekle alakası olmayan adetlerden biri olabilirdi. Kafasındakilere cevap bulamıyordu. Çetin bunları düşünürken, Aysel; koka yedin mi, rüyana geldim mi, su verdim mi, gibi sorular sormadan “sana su verirken nasıldım” dedi. Görmediği birisi nasıl olabilirdi. Bir şeyler uydurmak içinden gelmediğinden “bu halinden daha güzeldin” dedi.

Rüya konusu açıldığından beri, Çetin’in konuşmaktan kaçındığı Aysel’in dikkatinden kaçmıyordu. Rüyanı anlatmıyorsun diyecek olduğunda, Çetin, “ben çocukları görmedim” dedi.

Sıkıcı sohbet ilerledikçe suratların asıldığına tanıklık eden söğüt ağacı, üzülüyorum der gibi yapraklarını kıpırdatmaz oldu. Oysa, ilk başta aşklarını yaşarken, bedenlerini ateş sardığında, yapraklarını kıpırdatarak âşıkları serinletmek istermiş gibi durmuştu. Vakit ilerledikçe sohbetin daha tatsız hale geleceği kaçınılmazdı. Söğüt ağacının daha fazla üzülmesini istemiyormuş gibi Aysel noktayı koydu:

-Neyse, bunları daha sonra yine konuşuruz. Anam uyanmadan gideyim. Sen…

-Geldiğim yerden gidemem. Dereden atlayayım derken ne hale geldiğimi gördün. Bu taraf, koşarak atlamaya uygun değil. Olduğum yerden atlamak çok zor gibi. Mecburen karşıya geçebileceğim yeri buluncaya kadar yürüyeceğim. Gözümün önüne getiriyorum da, sanırım epey yürümek zorunda kalacağım.

-Dur bakalım, çözüm bulacağız. Beni uzaktan takip et. Derenin kenarında işaretimi bekle.

Aysel aynı yoldan, kalasların üzerinden, ağır adımlarla avluya doğru yürüdü. Evin içini kontrol etti. Anasının namaz kıldığını görünce şaşırdı. Namaz kıldıktan sonra uyuyan Uykucu Ayşe tekrar namaz kılıyordu. Uyumadan önce namaz kıldığından çok emin olan Aysel, ya vakitleri karıştırdığını; ya da öğlen namazı kıldığını unuttuğunu düşündü. Önemli olan namaz bitmeden Çetin’i yolcu etmesiydi. Bir koşuyla komşu eve ve yola baktı. Sakinlik istediği gibiydi. İşareti alan Çetin, müstakbel kaynanasına görünmeden, avludan yola doğru koştu. Yolda birileri görse de önemli değildi. Niye bu yoldasın diyecek değillerdi ya. Purul'u da dâhil edersek üç köyün kullandığı yolda ne işin var demeye kimsenin hakkı yoktu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 45
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 156
Kayıt tarihi
: 17.04.13
 
 

1961 Erciş doğumluyum. İlk öğrenimimi Erciş Emrah ilkokulunda tamamladım. Konya Ereğli İvriz Öğre..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster