Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Şubat '17

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
697
 

Sohbet ortamları- 2

Sohbet ortamları- 2
 

Eğer şuursal açılım yaparsa, yani farkındalık alanı dediğimiz o şuursal noktalara bir şeyler düşerse, o zaman şirk diye bir şeyin olmadığı algılanır......


Kur'an'da 'yalancı alın' deniyor; gündelik akıl yönüyle yapılan bir tarif bu. Buna göre bir takım yaklaşımlarla aktif ve pasif düşünceleri birleştirerek yapılan secdeye, o türdeki bir beyin için 'yalancı alın' deniyor.  (Bakınız, Alak Suresi/ 14- 15 -19)

'Epifiz' hakikat bilgilerinin açığa çıktığı nokta olarak tanımlanıyor.
Bazen akıl tutulması olduğu yerde, -şeytan tetikleme yaparak- bazı bilgilerin doğal olarak kendisinin sahip olduğunu düşünüyor. Kişi kendisine ait olduğunu bildiği zaman da, hiç bir şekilde bunu elden kaçırmıyor.  Elden kaçırdığı süreçlerde sanki dünyaları elinden gitmiş gibi oluyor.
Herkesin çok değişik fıtratı, yaşam biçimleri var. 'Yokluk' noktasına gelmek kolay değil. Şirkin kalktığı nokta burası. 'Allah ismiyle işaret edilenin', tanımlanamaz ve kayıtlanamaz olduğunu idrak ettiğin an olabilir mi, dediğimiz şey bu. Sorunun karşılığında 'evet' diyebiliriz.

Bu aşamada kendi yokluğunu hissetmek, beyhude bir çaba olur. Yok olanın algılanamaz olduğunu, Allah olduğunu idrak etmeliyiz. Resulullah'ın "Ya Ebubekr, şirk sizde karataşın üzerinde karakarıncanın yürümesinden daha sessizdir."demesi aslında bu konudaki düşüncelere hitap eden bir veridir. Demek ki bu kadar derin noktalara varabiliyor ve bu derin noktalar itibariyle şirkin olmaması mümkün değil. Ama eğer şuursal açılım yaparsa, yani farkındalık alanı dediğimiz o şuursal noktalara bir şeyler düşerse, o zaman şirk diye bir şeyin olmadığı algılanır.  Çünkü 'Varlık TEKtir' dedikten sonra, yokluk denen şeyin aslında olmaması gerektiği de anlaşılır.  Yani yok olanın, yok olduğunu müdafaa etmek anlamında yapılan bir çalışma bence gereksizdir. Ama gelin görün ki beyin mekanizması; milyarlarca sene süren amiplerden başlayan o akımla, kendi veri tabanını inşa ederken maalesef bunun bir anda yok olduğunu veyahut yoklukla uğraştığını, yoklukla uğraşmanın abesle iştigal olduğunu da düşünemiyor.

Yokluk dediğimiz şey, kişinin kendisini var sanması ve bu konuda çok değişik yöntemlerle, çok değişik şartlarda bir takım çalışmalar yaparak, kendi hakikatini bilme noktası itibariyle 'Ben YOKum' şeklindeki yaşantı biçimini kendisinde oturtması ve en son hangi deruni noktaya gidebilecekse, o nokta itibariyle kendini bulmasıdır. Ondan sonra  HİÇ olan, potansiyel olan,' HEP' olur... HİÇ olan potansiyelin açığa çıktığı nokta itibariyle, yine HEP olur.

Bu konuşma ortamından sonra dışarı çıktığında, göz boyutu insanı çok fazla bir şekilde etki altına alabiliyor ve göz boyutunun getirdiği, beyinde dolaştırdığı bir takım hayal mahsulü olan şeylerle birlikte gerçekten bir anda örtülüyor.

Bu aşamada bir nebze olsun duralım. Hangimiz 'Ahadiyet' yaşamına sahibiz ki ? Ahadiyet yaşamı bir HİÇlik olmasına karşın, böyle hiç olan, hiç olarak yalnız yaşayan, birisine bağlı olmaksızın yaşayan kim var ki? Mukarrebun Zümresini dahi buna dahil edebiliriz.

Bugün kendisinden asırlarca evvel yaşamış olmasına rağmen Hızır Aleyhisselam'ın, Hz Muhammed'in şeriatıyla hareket ettiğini, Hakikati Muhammediye' ye sahip olmasına karşın onun şeriatından bir gram dahi ödün vermediğini öğrenmiş bulunuyoruz. Ama diğer taraftan hep söyleriz, Mevlana 'yı Mevlana yapan insan olarak Şems-i Tebrizi’nin sonuç olarak hiçbir şey dinlemediğini, şeriatla alakası olmadığını biliyoruz. Ama buna karşın da -kendi bulunduğu çevre için söylüyorum-; Şems'i o şekilde değerlendirenler için "Allah'tan  perdelidir." demek mümkün.

İbn-i Arabi'ye göre; okunduğunda  Fatiha Suresi, NEFES ağzından çıkarken havada bir şekil haline gelebiliyor, ona hitap edebiliyor, bazı harikulade işler gördürebiliyor. İbn-i Arabi manevi hususları maddi kalıplara dökerken, mücerred kavramlara müşahhas şekiller veren, güçlü bir hayal gücüne sahip olarak, eserlerinde birçok manevi hususları, maddi ve ruhani, cismani hayalleri hakikat şeklinde tasvir etmiştir. Çünkü Ona göre hayalin önemli bir gerçekliği mevcuttur. Söz konusu yanındaki ermiş kadından bahsederken, 'cinleri de şekilsiz görür demesi' de aynı anlayışın ifadesidir.

Sonuç olarak Fatiha Suresi her ne kadar içinde 'iyyake na budu' ayetini barındırsa bile bu hususu anlatmaktadır. Kulluktan, Allah'ın kulundan Risalet ve Nübüvvet kemalatı ile alakalı olarak bir takım bilgileri içerdiğini ve de SÜNNETULLAH ağırlıklı olduğunu söylemek doğru olur kanaatindeyim.

 

Ahmed. F. Yüksel

 

https://twitter.com/sufafy

https://twitter.com/AhmedHulusi

http://www.ahmedhulusi.org/

https://twitter.com/beyzazapsu

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gerçekliğe dayanan ince konuları yalın bir şekilde aktarmışınız. çok teşekkür ederiz. .

Erdinç yıldız 
 18.02.2017 14:16
 

Ahmet bey yazılarınızı uzun zamandir takip ediyorum.Hepsi birbirinden değerli.Buda star yazılarınızdan birisi bence.Bir çok konuya bu kısıtlı alanda derin bir bakış açısıyla yaklaşmışsınız.Kafamdaki sorulara açıklık getiren bölümler var.Satır aralarındada ilginç bilgiler geçmişsiniz.Yazılarınızın daha sık olması dileğiyle sevgiler.

Ozan Ardor 
 18.02.2017 1:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 612
Toplam yorum
: 1991
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10247
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster