Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Kasım '19

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
27
 

Şöhret ve Kalıcı Olmak

     Geçmişten bugüne birçok insanın en çok arzuladığıı şeylerden birisi de kuşkusuz şöhret olmaktır. Şarkıcı türkücü olmak için evden kaçan, dizi oyuncusu için cast ajanslarına kayıt yaptıran kişilerin hikayelerini duymuşuzdur çoğu zaman. Hatta şöhret olmak için her yolu mübah görüp etik olmayan davranışlarda bulunanlarla ilgili duyduğumuz sayısız olay da mevcuttur. Popüler olmayı, şöhret olup sınıf atlamayı kutsal dava haline getirmiş onlarcası ‘reklamın iyisi kötüsü olmaz’ felsefesini kendine temel ilke edinerek her daim gündemde kalmayı başarmıştır.

     İnsan egosunun karşı koyamadığı şöhretten başı dönenler olduğu kadar, şöhretin verdiği gücü geri plana itip kalıcı işler yapan, ünleriyle değil de duruşlarıyla ,  eserleriyle hafızalara kazınan  şahsiyetlerin de varlığından söz etmenin faydalı olacağı inancındayım. Mesela yakışıklılığı, karizmasıyla birçok genç kızın gönlünde taht kurmuş sinemamızın ölümsüz oyuncularından biri  Tarık Akan’ı düşünelim . Bugün Kıvanç Tatlıtuğ , Kenan İmirzalıoğlu gibi isimler ne kadar tanınmış ise yetmişli yıllarda Tarık Akan en az  o kadar saygın ve popülerdi. ’Ferit’ karakteriyle bir çok filmler çekmiş, çapkın ,yakışıklı zengin çocuğunu oynadığı salon filmleriyle ünlendiği dönemde bu tarzdan uzaklaşıp fikirleri doğrultusunda sosyal içerikli filmlerle seyirciyle buluşmayı tercih etmişti. Üstelik dışarıdan gelen baskılar ve iflas etme tehlikesine rağmen. Ancak bu zorlu yolda dünya görüşünden taviz vermeden başarılı filmlerin altına imzasını atmış, kimi zaman iş güvenliği olmayan maden işçilerinin haklarını, kimi zaman sömürülen tarım emekçilerini kimi zaman da törelerin kıskacındaki insanların dramını konu alan filmlerle seyircinin karşısına çıkmıştı. Rol aldığı birçok film yurtdışındaki önemli festivallerde ödüller almış, ülkemiz sinemasının gelişmesine çok önemli katkılarda bulunmuştur.

      Tarık Akan tarzını değiştirmeyip salon filmlerinde oynasa sıkıntı çekmeyecek belki de daha zengin olacaktı. Ama şu bir gerçek ki sinemamızda sağladığı önemli katkılar olmayacak ve dünya görüşünü yansıtan filmler çekememenin verdiği eksikliği hissedecekti. Şöhreti ve yakışıklılığı geri plana itip dünya görüşü ve fikirleriyle kalıcı olmanın yaşattığı hazzı  yaşamış bu değerli sanat insanına saygı duymamak elde değil.

    Kariyerini benzer biçimde şekillendirmiş bir diğer isim de Edip Akbayram. Parasal sorunlar yaşadığı bir dönemde sesinin rengi arabesk müziğe uygun olduğu için kendisine arabesk plak yapma teklifi götüren şirketlere ‘arabesk müzik dünya görüşüme uygun değil’ diyerek teklifi reddetmişti. Edip Akbayram bu teklifi kabul etse çok zengin bir arabesk müzik sanatçısı olabilirdi kuşkusuz. Ancak ’Aldırma Gönül’ ,’Bekle bizi İstanbul’, ’Hasretinle yandı gönlüm’, ’Sen benden gittin gideli’ gibi hafızamıza kazınan efsaneleşmiş birçok şarkıyı kendinden dinleme şerefine nail olamayacaktık.

     Şöhreti hayatının merkezine koyup maddi anlamda yüksek noktalara ulaşmaktansa; kalıcı işler yaparak, topluma fayda sağlayarak, fikirlerinden taviz vermeden mütevazi bir hayat sürmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 58
Kayıt tarihi
: 25.02.19
 
 

     TCDD'de makine mühendisiyim. Sanatın iyileştirici gücüne inanan bir insanım.    ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster