Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Kasım '07

 
Kategori
Ankara
Okunma Sayısı
856
 

Sokağımdaki dut ağacı: 30 yıl önce taşındığım evim

Sokağımdaki dut ağacı: 30 yıl önce taşındığım evim
 

Sokağımdaki dut ağacı o zamanlar da büyük bir ağaçtı, kimbilir ne zaman dikilmişti kaldırımdaki o boşluğa. O dut ağacından hiç dut yemedim 30 yıldır, varlığını yaz gelip de yola dutlar dökülmeye başladığında üzerlerine basmadan geçmeye çalıştığımda anımsadım, sonra unuttum. 30 yıl önce taşındığım evimi yazmaya başladığımda her nedense o dut ağacı geldi aklıma.

30 yıl önce bugünlerde taşınmıştık Bahçelievler'de hala oturduğum evimize. Bir yıl önce üniversite için Ankara’ya gelmiştim ve İçcebeci’de Uzungemiciler Sokak’ta kalırken 14 Şubat 1977’de ODTÜ’de 9 ay sürecek boykot başlamıştı. O süre içinde İnebolu’da babaannem, büyükbabam ve kardeşlerim Aysel ve Altan’la kalmıştık. Altan henüz ortaokuldaydı, Aysel ise lise son sınıftaydı ve yazın girdiği sınavla benim okuduğun üniversiteyi kazanmıştı. Artık Ankara’da iki kişi olunca Ankara’da bir ev açılması kararlaştırmıştı. Babamla ev arıyorduk, o sırada Ankara’da öğretmen olan ve Ankara’yı iyi tanıyan amcam bize Bahçelievler’e gitmemizi önermişti. Bahçelievler’in güzel bir semt olduğunu, Kızılay’dan 17 numaralı otobüse binmemizi, gittiği yere kadar gitmemizi anlatıp bizi yolcu etmişti. O zamanlar Bahçelievler’e 17 numaralı, Emek’e 21 numaralı otobüsler giderdi, bunların bazıları troleybüstü ve onlara kısaca boynuzlu otobüs denirdi.

Amcamın sözünü dinleyip Kızılay’a gittik, sora sora 17 numaralı otobüslerin kalktığı durağı bulduk. Amcam büyük şehirde insanlara birşeyleri yeniden sormaktan çekinmememizi söylerdi hep, nasıl olsa aynı kişiye ikinci kez rastlanmaz derdi. Bahçelievler’e geldiğimizde indiğimiz yerin 7. caddenin sonundaki Sondurak olduğunu sanıyorum. Ankara'nın ne tarafında bir semt olduğunu bir türlü kestiremezken Eskişehir yolundan geçen ODTÜ’nün mavi otobüslerini görünce nerde olduğumuzu tahmin etmiştim. Sokak sokak dolaşırken bitmekte olan bir inşaatın içine girince binanın müteahhidi karşılamıştı bizi. Karadeniz aksanıyla konuşuyordu, o zaman öğrendim inşaat yapanların çoğunun Karadenizli olduğunu. Hemen kararımızı verip daireyi almıştık.

O gün dut ağacının farkında değildim, çünkü dut zamanı geçmişti. O gün sokaktaki gazete büfesini farketmiştim ve yakında bir gazete büfesi olmasına sevinmiştim. Yıllarca o büfeyi aynı kişiler işletti, sonra bugün işletenlere devredip gittiler. O zamanlar sokakta 2-3 katlı evler vardı, sonraki yıllarda yıkılıp büyük binalar yapıldı. Sokağımızdaki bakkalımız süpermarketlere yenilip kapandı, bu yıl aynı yerde başka bir bakkal açıldı.

Bir süre sonra bir mektup geldi evin müteahhidinden, aynen konuştuğu gibi yazmıştı, ev bitti taşınabilirsiniz diye. Evi aramaya gittiğimde adresi yanıma almayı unutunca Anıtkabir’e yakınlığına göre bulmaya çalışmıştım. O yıllar her semtte herkese soru sormak cesaret isteyen bir şeydi.

Bugünlerde otuz yıl oldu buraya taşınalı. Şimdi bu satırları yazdığım eve geldiğimde 1977 yılının Kasım ayının sonuna doğruydu. Tam gününü bilmiyorum ama mutlaka yazmışımdır biryerlere.

Buraya geldiğimde 18 yaşında üniversiteye yeni başlamış bir gençtim. Şimdi o günlere baktığımda hem yılların ne kadar çabuk geçtiğini düşünüyorum hem de ne kadar çok zaman geçtiğini.

Kimi komşularımız aynı 30 yıl önceki gibi buradalar, kimileri gittiler, kimileri hiç gelmemek üzere gittiler, yenileri geldiler.

Balkonlarımın ziyaretçileri çeşit çeşit kuşlar, güvercinler, kumrular ve saksağanlar oldu. 30 yıldır tek bir dilim ekmeği çöpe atmadım, onları ıslatıp balkona koyup, kuşlar için yem yaptım.

Ağaçları birkaç yılda bir budadıklarında sokağımız birden açılıverir, sonra yine büyürler ve ağaçlardan oluşmuş bir tünel gibi olur. Sokak lambalarının ışıkları yola zor ulaşır.

Hepimiz çok sevince buraları, kardeşlerim de yakın cadde ve sokaklara taşındılar ve onlara yürüme mesafesinde yakın olmak buralara olan sevgimi daha çoğalttı.

Yıllar sonra caddelerinde, sokaklarında dolaşırken ne çok anı olduğunu düşünüyorum. Kimi yere baktığımda güzel anılar gözlerimi ışıldatıyor, kimi evler hüzün veriyor, gözlerim buğulanıyor. Bir sokak eski korkuları anımsatıyor, bir berber dükkanı artık azalmış saçlarımı gözümün önüne getiriyor.

Otuz yıl insan yaşamında çok uzun süre. Kimbilir kaç yıl daha geçecek, yağmurunda ıslandığım, çamurunda dolaştığım, karlarına ayak izleri yaptığım, sevindiğim, hüzünlendiğim bu sokaklarda.

Ankara, 18 Kasım 2007

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Aydın, ne güzel anlatmışsınız 30 yıldır yaşadığınız çevreyi. Şu günlerde 34 yılımı geçirdiğim, çok sevdiğim ama bir türlü oraya ait olamadığım şehirden ayrılma hazılıklarındayım. Buradaki kuşları da ben besliyorum balkonuma koyduğum ekmeklerle. Çeşitli duyguların gel gitlerini yaşarken okudum yazınızı. Ellerinize ve o duyarlı yüreğinize sağlık.

Gürsel Yüce Tercan 
 18.11.2007 15:50
Cevap :
Teşekkürler Gürsel, güvercinlere ıslanmış ekmek verme alışkanlığını Babaannem kazandırmıştı. Bir sabah gazetede haber okumuş, güvercinlerle kaçakçılık yapıyorlarmış. Babaanneme takılmıştık günlerce, "Şimdi seni de bu güvercinleri onun için besliyor sanacaklar, başın derde girecek" diye. Ne güzel günlerdi. Sevgiler.  18.11.2007 18:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1735
Toplam yorum
: 2342
Toplam mesaj
: 230
Ort. okunma sayısı
: 2367
Kayıt tarihi
: 22.09.06
 
 

27 Mart 1959'da İnebolu Yeşilöz Köyünde doğdum. Yeşilöz Köyü İlkokulu, Yeniyol İlkokulu, İnebolu ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster