Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
558
 

Sokağın ortasında ağlayana ne derler?

Sokağın ortasında ağlayana ne derler?
 

Şimdi hatırlamıyorum niye ağladığımı uzun seneler önceydi, ortaokuldaydım sanırım; ama sokakta babaannemle yürürken ağlıyordum. Ağladığımı farkettiği an, birden irkildi babaannem. ‘Napıyorsun?’ dedi hayretler içinde. ‘Sokakta ağlanmaz. Gören ne der, ne düşünür sonra?!’ diye çıkıştı bana. Eyvah, bir tabuyu daha mı çiğnemiştim yoksa? Ağlanmaz mıydı gerçekten? Sokakta sessizce ağlayan 13-14 yaşlarındaki bir kız hakkında hangi kötü düşüncelere kapılabilirlerdi?

Merak ağır bastı. Zaten ne azılı bir duygudur şu merak, bir yapıştı mı insanın üstüne kurtulana kadar vay halinize! Ağlamayı falan bırakıp safça sordum: ‘Ne düşünürler gerçekten?’. Sanki ülke meselesine falan bir çözüm bulmuş gibi yetkin bir insanın kendine güveniyle gerinerek: ‘Kızın başına kötü işler gelmiş derler, kötü gözle bakarlar sana. Sakın bir daha yapma.’ dedi. Çok şaşırmıştım.

Kırmızı tonlarındaki ojeler haricinde mavi, mor, leylak gibi yeni yeni renklerin ilk satılmaya başlandığı dönemde açık mavi bir oje sürdün diye ya da kulakta ikinci-üçüncü delik furyası ilk başladığı dönemde kulağını deldirip geldi diye anası babası tarafından süprüntü olmakta, kötü kız olmakla suçlanan arkadaşlarım oldu.

Siyah giyindi, koyu makyaj yaptı diye ‘Aa bak, satanist! Tüh rezil!’ diye suçlananlar biliyorum. Hepiniz gibi.

Hep düşünmüşümdür. Bu şekil merakı, hemen ‘kötü kız’ damgası vurmak ne kadar kolay bizler için.... Sokakta küçük bir kızın gözlerinden sessiz yaşlar akıyormuş, nerden anladın onun başına ‘iş’ geldiğini? Oje sürmüş bilmem ne renk, sürsün ne zararı var? Kulağını deldirmişse bana ne yani? Nasıl hemen bu yargılara varılabiliyor ve insanları ne ilgilendiriyor hiç anlamıyorum.

O zamanlar bunlar ayıplanırdı; çünkü alışılmamışlık bir tür korku yaratıyor belki de. Şimdi bunlar biraz alışıldı yeni ayıplama konuları var. ‘Ayıplama’... Şekil şemal iyi güzel de, ne önemi var? Peşin hükümler, yargılamalar... Bu kadar kolay olmamalı.


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Pınar... ne ayıp? ne ayıp değil?... henüz bilmiyoruz hiçbirimiz... sencede öyle değilmi... örneğin bir kentli için farklı ayıp, bir köylü için farklı ayıp,... bir burjuva için farklı ayıp, bir işçi için farklı ayıp... hele bizim gibi ülkelerde neler neler ayıp... açık sözlü olmak ayıp, eleştirmek ayıp... yüreğini ortaya koymak ayıp... merhaba ayıp, hoşçakal ayıp...iyimisin demek ayıp... uzatmadan... Yaşamak ayıp

Yücel EVRENN 
 21.11.2006 8:18
Cevap :
Ayıp... Farklı olmak ayıp, yani kendin olmak... Tek bir kalıba girmek çok rahat çünkü, kolay ve güvenli herkes için.  21.11.2006 17:03
 

herşeyin dış görünüşüne bakarak değer biçmemiz biyere kadarda birde bişeyi yaparken onun sadece görüntüsünü yapmamıza ne demeli... doğan görünümlü şahinler, kent görünümlü köyler(yağmur yagdığında aslında ne olduğu ortaya çıkıyor)depreme dayanıksız kale gibi evler..... belediyelerimiz alyapıdan önce kaldırımları yapmaya başlamıyormu...entellektüel olmaya kitap okumak yerine saç uzatarak başlamıyormuyuz.. namaza başlamadan önce tesbihimiz yeşil sarığımız ve sakalımız hazır olmuyormu , memleketi sevdiğimizi ağaç dikmek yerine ağaçlara ya sev ya terket kazıyarak, sosyalistliğimizi çorbamızı başkalarıyla değil pos bıyıklarımızla paylaşarak göstermiyormuyuz.... öyleyse daha ne denebilirki..

Adam akıllı 
 20.11.2006 21:36
Cevap :
Söylediklerinize sonuna kadar katılıyorum. Zaten şekilcilik işte tam da bu. Özün bir önemi yok, görüntü her şey gibi görülüyor. 'Görüntü memleketi' sözünü sevdim, iyi özetliyor birçok şeyi. Teşekkürler değerli fikirleriniz için.  21.11.2006 9:02
 

Ayıp meselesi mutlak ve genel bişi olmadıgından topluma,yere tarihsel döneme,zemine göre degiştiginden, neyin kimler tarafından ne zaman ayıp sayılıp sayılamayacagı ve yaptırımlarında neler olacagı belli degil dir... ''Ayıbın yolları kayıp '' diyerek geçiştirmeye çalışsakta, başkalarının dogrularına yanlış demeye devam edecegiz.. Sn Pınarca hoş ve düşünülesi bir yazı olmuş...

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 19.11.2006 12:56
Cevap :
Teşekkür ederim Sevgili Serap yorumunuz ve düşünceleriniz için. Dediğiniz gibi doğrular kişiden kişiye, tolumdan topluma ve zamandan zamana değişebilir. Yargılamamak gerek. Saygıyla...  19.11.2006 21:42
 

Toplumumuz henüz kalkınma sürecinde.. Bu süreçte köyde, şehirde ve gecekonduda yaşayan kadınların aldıkları eğitimlere göre hayata bakış açıları çok farklılıklar göstermekte. Eğitim görmemiş ve üstelik horlanmış ve kalıplanmış bir kültürde yetişmiş ise onu korkuları yönetecektir. Ne yapalım derseniz? He..he he deyin gitsin.. Başarılar.

Ali ÇOLAK 
 17.11.2006 16:54
Cevap :
Sevgili Ali Bey, kadın daha çok gerilerde toplumun birçok alanında halen ciddi bir ayrım yapılıyor(kadın da kadını erkek de kadını ayırıyor); ama her şey değişiyor, şartları uygun kadınların birçoğu çaba göstermeye başladı. En azından ben böyle inanıyorum. En önce yapılması gereken, kadının kendi kendisini toplumda, ekonomide nereye koyduğunu belirlemesidir bence; çünkü hain güçler tutup kadınların paçalarına yapışmıyor. İster eğitim görmüş olsun ister görmemiş, 'korkuları tutup bacakların' içimizden atmalıyız... O zaman ilerleme gösterebiliriz belki. Tabi eski kuşağın bir anda değişmesini istemek de ne kadar doğru... Karakter itibariyle he he diyen bir yapım hiç olmadı, olamadı; ama size bunları yazarken öpüp koklamak geldi içimden babaannemi:)) Katkınıza çok teşekkür ederim. Saygılar Ali Bey...  17.11.2006 17:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 132
Toplam yorum
: 409
Toplam mesaj
: 82
Ort. okunma sayısı
: 3039
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

Odtü mezunu; edebiyat ve sinema düşkünü biriyim. AFSAD’ta fotoğraf, Sinematek’te film yapımı üzer..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster