Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Aralık '08

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
1381
 

Sokak sokak Amsterdam

Sokak sokak Amsterdam
 

Amsterdam'da kadın pazarlanan sokaklardan biri


18. Mayıs.2005

Otelden çıkar çıkmaz kıvrak bir müziğin notalarına takılıyor yüreğimiz. Uzakta değil, hemen Nieuwe Kerk’in duvarının dibinde beş Roman çalgıcı... Rumeli’nin oynak, kıpır kıpır müziğiyle coşturuyorlar meydanı. Kalabalıkla çevrelenmişler. Önlerinde açık bir keman kutusu... Dinleyiciler para atıyorlar... Bir süre dinliyoruz. Eşim oradan ayrılmayı hiç istemiyor; ama zamanımız kısıtlı. Akşam olmak üzere. Amsterdam’da keşfedecek öyle çok şey var ki...

Dam meydanı iyice kalabalıklaşmış. Kenardaki kafeler tıka basa dolu.Oturup bir kahve içmek istiyoruz; ama boş masa bulmamız olanaksız. Roman müziğini peşimizden sürükleyerek meydanı geçiyoruz. Ulusal anıtın ve Madam Tussauds müzesinin yan tarafında, Dam meydanının köşesinde Amsterdam Diamond Center binası var. Kırmızı taştan örülmüş, kale görünümlü, kocaman bir yapı burası. Dünyaca ünlü, Güney Afrika elmas üreticisi Beurs elmaslarının merkezi... Hollandalı denizciler keşfettikleri ülkeleri Hollanda egemenliğine alırken pek çok Hollandalı da bu bakir topraklara yerleşip oraların zenginliklerine el koymuşlar. Beurs de bunlardan biri... Böylece Hollanda dünyanın en büyük elmas üreticisi olmuş. Afrikalı kölelerin çalıştırıldığı ilkel ocaklarda kanla, kırbaçla elde edilen elmaslar kraliçelerin, prenseslerin, zengin tüccar eşlerinin boyunlarını, bileklerini süslemiş. Hâlâ da süslemekte...

Biz kadınlar parlak, ışıltılı taşların çekimine neden karşı koyamayız bilinmez. Neden bu renkli, ışıltılı taşlara tutkuyla sahip olmak ister ve olmadık şeyler yaparız?

Bir kadın olarak ben de elmasların çekimine kapılıp binanın vitrinlerine yanaşıyorum. Değişik büyüklükte, değişik kıratta elmaslar, bileziklerin yüzüklerin üzerinde ışıl ışıl parlıyorlar.Fiyatları inanılmaz derecede yüksek... Kırıntı diyebileceğimiz elmas parçacıkları bile çok pahalı. Pembe elmasları o sırada görüyorum. Doğrusu benim mücevher tutkum olmadı. Hani arada incik boncuk takmayı severim. Zaman zaman mücevher aldığım da olur; ama hiçbir zaman vazgeçilmez bir arzu duymadım taşlara karşı. Oysa bu pembe elmaslar yumuşacık, toz pembe pırıltılarıyla aşık olunmayacak gibi değil. Fiyatları ise her aşığı caydıracak denli yüksek. Diğerlerinin onlarca katı...

Eşimin çekiştirmesiyle oradan uzaklaşıyoruz. Az ileride vitrininde birbirinden güzel meyveli pastalar olan bir dükkana girip kahve eşliğinde böğürtlenli turtalarımızı yerken elmasları unutuveriyorum.

Dam sokağından ilerleyerek Oudezijds Voorburg-Wal kanalına geliyoruz. Burası Amsterdam’ın ünlü Kırmızı Fener Mahallesi... Çok sayıda seks malzemesi satan dükkanlar, meyhaneler ve hediyelik eşya dükkanları arasında geniş pencereli evler var burada. Herhangi bir dükkanın vitrini sanıp baktığınızda yarı çıplak bir kadının ya ayakta durup ya da bir koltukta oturup dışarı baktığını görünce şaşırıyorsunuz. Hepsi genç ve güzel değil üstelik. Epeyce yaşlı, şişman olanları da müşteri bekliyor. Boş bakışlarla geleni geçeni süzenler, müşteri olabileceğine inandıklarına gülümseyenler de var, gözlerini insanlardan kaçırıp boşluğa bakanlar da... Özellikle bunlar sanki vitrin mankenleri... Bir kadının etini pazarlamasının acısı içimi kavuruyor. Kasap vitrininde asılı koyunlardan tek farkları bunların hâlâ yaşıyor, düşünüyor, hissediyor olması...

Kimi vitrinlerin perdeleri çekili… Bu, içerde müşteri olduğunu anlatıyormuş. Eski bir liman kenti olan Amsterdam’da seks ticareti doğal sayılıyor ve devlet tarafından korunuyormuş. Kırmızı Fener mahallesi dışında da pek çok sokakta, diğer dükkanların arasında da böyle kadın pazarlayan işyerlerine rastlanıyor. Öğle üzeri otele dönerken dar bir sokakta, bir vitrinde üzerinde sadece külot ve sutyen bulunan genç bir kadının sereserpe oturduğunu görünce nasıl da şaşırmıştım...

Yürüyüşümüzü sürdürüp Erotik Müze’nin önüne geliyoruz. Müzenin tam karşısında, Oudezijds Achterburg-Wal kanalının karşı kıyısında bir bina dikkatimi çekiyor. Sevişen insanların resimleri işlenmiş vitray pencerelerin güzelliği büyüleyici...

Hemen video cihazına sarılıp evin ve sokağın filmini çekiyorum. Aslında bu sokakta gezinenler, kamerayla çekim yapanlardan hiç hoşlanmıyorlar. Hemen yüzlerini saklıyor ya da homurdanıyorlar. Bu yüzden kırmızı ışıkları yanık fenerleri bile güçlükle çekebiliyorum.

Oude Kerk yani eski kiliseye geldiğimizde mahalleden çıkıp kanal üzerindeki köprüleri geçerek Dam bulvarına geliyoruz. Güneş batmak üzere; ama ortalık pırıl pırıl aydınlık. Ilık bir rüzgar esiyor. Bundan yararlanan turistler ve Amsterdamlılar meydanları, sokakları doldurmuşlar. Köprü başlarında ya da kanallar boyunca serpiştirilmiş masalarda oturanlar güzel havanın tadını çıkarıyorlar. Bulvar da kalabalık. Hediyelik eşya satan dükkanların önünde lale soğanları... Renk renk çeşit çeşit lalelerin soğanları paketlenip satışa sunulmuş. Ayrıca buraya özgü mavi beyaz Delft seramiğinden yapılmış hediyelikler, irili ufaklı, üzeri lale ya da yel değirmeni resimleriyle süslü tahta ayakkabılar, gümüş takılar, Hollanda peynirleri, peynir kesecekleri, üzeri Hollanda simgeleriyle süslü tişörtler, buraya has içkiler... Tabii araya Hindistan’dan, Çin’den getirilmiş hediyelik eşyalar da sıkıştırılmış.

Dolaşmaktan bitkin düştüğümüz için kendimizi biran önce otele atmak istiyoruz. Otelin restoranında hafif bir şeyler yiyip odamıza çıkıyoruz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 894
Kayıt tarihi
: 03.12.08
 
 

1946 yılında doğan ve tıp doktoru olarak Türkiye ve Almanya’da çalışan Gülseren Engin’in ilk öyküsü ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster