Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ekim '07

 
Kategori
Hayvanlar Alemi
Okunma Sayısı
1189
 

Şokla başlayan bir sevgi yolculuğu..

Şokla başlayan bir sevgi yolculuğu..
 

Fobi sözcüğünün açılımlarına baktım da; kaçınma, korku, irkilme, panik, ürkme, ürperiş, ürküntü, telaş.. tam olarak bunlardan hiç birisi bir köpek karşısında duyduğum o duygusal tırmanış hissini ve kalp atışlarımın sayılamaz bir sürate ulaşmasının ardından nefesimin tıkanmasına kadar varabilen biyolojik tepki sürecini ifade etmekte yeterli olamaz, daha doğrusu olamazdı. Olamazdı diyorum çünkü, geçmiş zamanda yada geniş zamanın hikayesi kipinde kaldı artık o hissiyat.

Nasıl ki büyük nefretler yerini büyük aşklara bırakabiliyorsa, büyük korkular da kökünden sökülüp atılabiliyor ve boşalan yere sevgi yerleşebiliyormuş, her ikisini de yaşayarak öğrendim. Duygu yelpazemizin içinde yer alan farklı renklerdeki duyguların, hatta uçlardaki yerleşimiyle birbirine uzak ve örtüşmez görünenlerin bile, yelpazeyi şöyle sıkıca bir salladığınızda rüzgarı beyaz esiyor…Beyaz; renk yokluğu demek, nötrlük demek, formatlanmışlık demek bu anlamda.. aynen yaşanan bir şokun o duyguyu / duyguları bir anda formatlaması, boş bir alan açması gibi bir şey. O alanın hangi yeni duygularla doldurulacağı da bize kalıyor. Riley’nin bana yaşattığı şok tam da bunu yaptı işte. Köpek korkumu bir anda formatladı.. boşalan alana önce onun sevgisi, sonra Tarçın’ın sevgisi ve sonra da sahipli sahipsiz tüm köpeklerin sevgisi yerleşiverdi.

Uzun, aktarmalı ve yorucu bir uçak + araba yolculuğunun ardından ulaştığım Cape Cod - Massachusetts’de, bir Amerikalı ailenin evinde tanışmıştım Riley ile, ama ne tanışma.. Kapıdan baktırıp kazma kürek yaktıran bir Mart ayı soğuğunda, üzerim kat kat lahana gibi, sırtımda sırt çantası elimde iki bagajımla kapının tokmağını çalmamla, açılan kapıdan fırlayan iri kıyım bir erkek Avustralya çoban köpeğinin ön ayaklarını omzuma dayayıp beni yere yatırdığı bir tanışma dersem ve bu cümleyi de fobi konusunda yukarıda yazdıklarımla birlikte okursanız, bu tanışmanın benim için ne anlama geldiğini sanırım gözünüzde ve zihninizde canlandırabilirsiniz.. Hayır şuurumu kaybetmedim yani bayılmadım, dolayısıyla o korkunun formatlanma sürecini en yüksek dozda an be an yaşadım. Orada kaldığım on yedi gün boyunca Riley ile aramızda kurulan dostluğu, sevgi halatını, biriktirdiğim anıları ve Türkiye’ye döndükten sonra Tarçın’ı sahiplenmemizden bugüne uzanan sevgi yolculuğunu düşünüyorum da, iyi ki yaşamışım bu şoku diyorum. Başka türlü hiçbir şekilde köpek sevgisinin ne demek olduğunu, köpeklerin nasıl bir dost olabildiklerini, ne kadar akıllı ve öğrenmeye yatkın ve bir o kadar da duygusal olabildiklerini bizzat deneyimleyerek öğrenmem mümkün olamayacaktı zira.

Riley benim ilk göz ağrım.. İnsandan çok daha insan olan ilk köpek aşkım, dostum, arkadaşım. Tarçın şimdi bu sözlerimi duyuyor olsa, çenesini dizime yapıştırıp o paraşüt kulaklarını iki yana serip, gözlerine hüzünle karışık muzip bir bakış yerleştirerek bana bakıyor olurdu, ama kendisini ne kadar sevdiğimi bile bile bunu yapardı zilli. O bir dişi anlayacağınız…Şimdi bu üç noktanın içine gizlenmiş benzetme yönlerini size bırakıyorum ancak ben bu yönlerden sadece birini açılımlandırmak istiyorum burada, bilin bakalım hangisini?

Tarçın hem akıllı hem de zeki!. Akıllı ve zeki çünkü hızla öğreniyor ve öğrendiklerini seçici olarak duruma ve şartlara göre uyguluyor. Kime, nerede nasıl davranacağına karar veriyor yani. Hayır en küçük bir abartı yok bu ifademde, örnek mi istiyorsunuz, hay hay: “Haydi Tarçın oyun oynayalım ne oynamak istersin?” diye bir cümle kurduğumda, kuyruğunu ve poposunu sallaya sallaya gidip ipini bulup getiriyor bana çünkü benimle oynarken bir numaralı tercihi ip çekiştirmek. Öte yandan top yada saklambaç oynamak tercihinin adresi ise oğlum. Burada, kiminle en çok ne yapmışsa o eylemin o kişiyle yapılacağını özdeşleştirdiğini ve kalıpsal davrandığını düşünebiliriz belki ancak, ip çekiştirmenin ardından gidip topunu getirmesini ve önüme koyduktan sonra gözlerimin içine bakıp 1 kere havlamasını nasıl açıklarsınız? Üstelik, gözlerine ve dudak kıvrımlarına yerleşmiş olan, “hazır seni istekli yakalamışken, hadi oynamaya devam edelim!” ifadesi de cabası.. Baştan savma modunda değil de onunla oynamaya içtenlikle zaman ayırdığım ve oyunu sürdürmeye istekli olduğum zamanlarda sadece, ipten sonra topa geçme ritüelini eksiksiz uyguluyor olması nasıl açıklanabilir acaba? Tabi bu arada, kurduğumuz cümleleri anlıyor olduğu da ayrı bir gerçek. Önceleri, belli söyleyişleri ses tonumuz ve ifade şeklimizle birlikte kalıplar halinde ezberlediğini ve o cümleyi o kurgulanış şekliyle duyduğunda spesifik bir tepki vermeye şartlandığını düşünüyordum, yani bir çeşit şartlı öğrenme. Ancak; oyun, oyuncak, oynamak, gitmek, gelmek, dışarı çıkmak, yemek, ödül, yıkanmak, banyo yapmak, taranmak, oturmak, kalkmak, beklemek, susamak, su içmek, ilaç, pansuman, uyumak, uyku, yatak, yatmak, vb gündelik hayatta kullandığımız tüm sözcükleri, farklı fiil çekimlerinde ve farklı cümlelerin içinde kullandığımızda dahi söyleneni anladığını ve o anda kendisinden istenileni beklenileni yerine getiren yada getirmek istemeyen bir davranış gösterdiğini izledikçe, bunun kalıp halinde ezberlemekten öte bir “öğrenme” olduğunu, duymak – algılamak – anlamak adımlarının bir sonucu olduğunu, yani konuşulan dili anlıyor olma aşamasına geldiğini kabul etmek zorunda kalıyorum.

Onu evde yalnız bırakıp gitmek zorunda olduğum zamanlarda, aceleyle kapıyı ardımdan kapatıp dışarı çıkmışsam eğer, arkamdan sokak kapısını tırmalama ve inleme sesi geliyor.. geri dönüp kapıyı açıp, “hadi kızım sen git yatağına yat, bekle ben gelicem” deyip başını okşadığımda, ardımdan kapı tırmalama ve ağlama sesi duymuyorum. Gidip yatağına yatıyor mu derseniz, belki daha sonra evet ama öncelikle yaptığı, doğru balkona gidip parmaklıkların arasından aşağıya doğru bakmak. Balkondan yolu göreceğini ve benim de o yola çıkmış olacağımı, dolayısıyla beni de görebileceğini nerden biliyor, bu mantık zincirini nasıl kuruyor? Bunu ona kimse öğretmedi…

Dışardan eve geldiğinizde, hayatta hiç kimse sizi onun gibi karşılayamaz…Ne anneniz, ne babanız, ne kardeşiniz, ne kızınız / oğlunuz, ne arkadaşınız dostunuz, ne eşiniz, ne de sevgiliniz…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Köpek korkusunu yenmenin en kolay yolu direk korkuyla yüzleşmektir. Sizi bu cesareti gösterdiğiniz için tebrik ederim. ne güzel bir yumurcak edinmişsiniz. Ben de evcil hayvanlarla ilgili yazıyorum. Her zaman onların sevgisiyle kalın :)

Bashico Doğal Anneyim Başak Pirtini 
 12.02.2008 14:57
Cevap :
Merhaba Başak hanım, sayfanızı ziyaret ettim, okumaktan keyif alacağım öyle çok bloğunuz varmış ki.. keşke daha önce tanımış olsaydım. Köpek sevgisi çok farklı, bambaşka bir duyguymuş. Bunu herkesin tadmasını ve sadece evdeki köpeğin değil tüm sokak köpeklerinin sevgiye ve bakıma ihtiyaç duyduğu bilinci ve farkındalığıyla hareket etmesini diliyorum. Siz se sevgiyle kalın :)  13.02.2008 13:42
 

Ne kadar güzel söylemişsiniz.....Evet işten eve dönerken hiç kimse ama hiç kimse bu kadar sevgiyle karşılayamaz bizi....hatta her sabah uyandığımda bile, sanki uzun zamandır görüşmemişiz gibi karşılanmak sadece karşılıksız sevgisini yaşamak....işte hayatın gerçek tadı....oğlum Teddy'nin bana verdiği tadı hiç bir şeyde bulamam.....

hale atalay 
 02.11.2007 11:42
Cevap :
Hale hanım merhaba, aynı dili konuşuyoruz.. sizi çok iyi anlıyorum. Herkesin hayvan sevgisini hele hele köpek sevgisini yaşaması yaşatması dileğiyle.. sevgiler  02.11.2007 15:47
 

Nefretler sevgiye sevgiler de nefrete dönüşür demişsiniz ya çok doğru aslında. Sevmem değil severim ama korkardım köpeklerden..hatta fobisi olan bir arkadaşın yazısı üzerine ben de başımdan geçen bir olayı yazmıştım bloğumda. Bizim yani blogçuların İnönü toplantısında bir köpekle karşılaştım ve onu sevdim. O da bunu hissetmiş olmalı ki oynamak istedi ve inanın oynarken yere devirdi beni ve elimden şalımı kaptı. ben çekerim o çeker. keşke bıraksaydım diyorum şimdi. çok üzülüyorum. Yazınız bana bunu hatırlattı. İleride bahçeli bir mekanda yaşamayı düşünüyorum. Şimdi bir de köpek eklendi hayallerime. selamlar sevgi,ler.

Ezgi Umut 
 30.10.2007 2:38
Cevap :
Merhaba Ezgi hanım, köpek korkusu temasını da işleyen bloğunuzu az önce okudum. Orada da yazdığım gibi sizi çok iyi anlıyorum. MB İnönü toplantısında sevip oynadığınız köpekle o kadar yakınlaşabildiğinize göre siz de bu fobiyi aşanlar kervanına katılmışsınız demektir. Köpek sahibi olup besleme aşamasına geldiğinizde ise, eski korkunuza gülerken bulacaksınız kendinizi, bundan emin olun. Hayallerinizi ertelemeyin derim ben. Önce bahçeli bir ev sonra köpek sıralaması, daha sonra "keşkeler" biriktirmeye sebep olmasın. Keşke daha önce sahiplenseydim bir köpeği dedirtmesin size. Sevgi ve selamlarımla.  30.10.2007 18:12
 

Bir evvelki blogunuzla karşılaştıracak olursak köpekle iletişimin insanla iletişimden çok daha kolay olduğu sonucuna varırız. Sorun hayvanın hayvanlığında mı yoksa insanın insanlığında mı? İnsanlarda nefretler yerini aşka, korkularda yerini sevgiye bırakıyorsa, ki buna hepimiz şahidiz, buradan da insanların duygusallıklarının çok irrasyonel olduğu sonucuna ulaşırız. Tarçının nefreti kesinlikle aşka veya sevgiye dönüşmez. Çünkü onun duyguları gerçekçidir ve rasyoneldir, kim ona ilgi, sevgi ve şefkat gösterirse Tarçın da ona sevgi gösterir. Peki bütün bunların ışığında hayvanlar mı daha gerçekçi ve rasyonel, yoksa insanlar mı? İnsanların hayvanlardan daha gelişmiş bir beyne sahip olduklarını biliyorum ama buna rağmen gerçekçilik, rasyonellik ve hatta samimiyet konusunda benim oyum Tarçın'a. Saygı, sevgi ve selamlarım da tüm insanlara...

Matilla 
 26.10.2007 7:24
Cevap :
Köpekle iletişimin insanla iletişimden çok daha kolay olduğu yada tersinden okuyacak olursak insanla iletişimin köpekle iletişimden çok daha zor olduğu konusunda hemfikriz. Bu kolay yada zor olma durumu sizin de çok güzel açıkladığınız gibi insanların duygusal ve irrasyonel tepkiler verebilen, subjektif ve göreceli algılara sahip olabilen, gerçekçilikten ve gerçekliklerden kolaylıkla uzaklaşabilen varlıklar olmalarıyla ve köpeklerin duygusallıklarının bile rasyonel olmasıyla doğrudan ilişkili. Bazen de sorun insanın hayvanlığında ve sorunsuzluk da köpeğin insanlığında olabiliyor... Ve ne acı bir paradoks ki, insanların hayvanlardan daha gelişmiş bir beyne sahip olmaları, gerçekçilik akıl rasyonalite sahibi olmalarını da garantileyemiyor ama daha az gelişmiş beyniyle bir köpek 1-0 önde bu becerilerde, hatta fazlasında.. Sebep-sonuç ilişklerini ortaya koyan katkı dolu bir yorumdu, tşk ediyorum. Saygı sevgi selam konusundaysa ben biraz daha tasarrufluyum sanırım.. söz meclisten dışarı :)  26.10.2007 23:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 45
Toplam yorum
: 195
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2214
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

"Artık makine ile değil, insanla iletişim kurma" kararımın ardından IT sektöründeki kariyerimi nokta..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster