Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Kasım '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
188
 

Sol çıkışını arıyor mu? (15)

Umut Oran ve Fuat Keyman, halk arasında çok tanınmayan insanlar... Hatta CHP tabanında bile tanınmıyorlar. “Tanıyanlar hiç yoktur” demiyorum elbet. Son CHP Kurultayı nedeniyle Umut Oran adını duyanlar oldu. Ben de bunlardan biriyim. Aylar geçmesine karşın sesleri solukları çıkmıyor. Ekonomik, toplumsal, eğitim, sağlık, demokratik alanda ne düşündükleri bile netleşmiş değil. İllerde yaptıkları üst düzey görüşmelerle, doğru bir düşünceye ulaşmaları olanaksız… İnsanların konukseverlik anlayışıyla söylediklerine dayanarak edindikleri izlenimler, onları yanıltacaktır.

Henüz, solun neresinde durdukları; neyi niçin değiştirmek istedikleri bile anlaşılamamıştır doğru dürüst. “CHP’nin dönüşümünü gerçekleştirmek” söyleminin yuvarlaklığını gidermeleri gerekir önce. Liberalizme doğru bir dönüşüm mü? Sola doğru bir dönüşüm mü? Bu noktada düşünülmesi gereken önemli bir şey var… Liberalizme doğru kayış, sol seçmeni kaybeder. Sola doğru kayış da sağdaki kitleleri korkutur. Doğru bir dönüşümü nasıl bulacaklar? Belli değil… Umut Oran’a; CHP Genel Başkanlığına adaylığı döneminde, bir ileti göndermiştim. Liberalizme mi, sola mı daha yakın olduğunu sormuştum. Yanıt alamadım ne yazık ki. Çekincesiz açıklanamayacak bir yerde durduğundan kuşkulandım bu yüzden.

Umut Oran iş adamı… Bu durum, sol seçmen için yeterince sakıncalıdır. Lider oluşuna ya da lider kadrosunda oluşuna kuşkuyla bakılacaktır.

Sayın Sencer Ayata; solun eksilerini şöyle sıralıyor: “Tabii solun olumsuz yanlarını da sayalım: Biraz hesapçı, egoist, iddialı, önce “ben” diyen, kendi dışındakine “içselleştirilmiş” bir saygısı az, biraz geçimsiz bir birey türü. Yani işbirliği ve paylaşma ruhu biraz zayıf.” Bu söylem; siyaset alanı ile sınırlı ise doğrudur. Bizim ülkemizin solu; siyaset alanında böyle bir tutum geliştirmiştir. Aslında solun gerçek yapısı böyle olmaması gerekir. İddialı olması ise, eksi olarak görülmemeli. Siyasette iddialı olmak gerekir zaten.

Günümüz koşullarında, güçlü bir çekim merkezi oluşturmak; kendini “sosyal demokrat” ya da “demokratik sol” olarak tanımlayanların, kaçınılmaz görevidir. Bu da, güç birliği, seçim işbirliği gibi, geçici çözümlerle sağlanamaz. Birleşip bütünleşmeden, çekim merkezi yaratmak olanaksızdır. Bir araya gelenlerin, yarın nasıl davranacaklarını bilemeyen seçmen, böyle bir oluşuma güven duymaz.

Büyük tartışma platformlarının oluşturulması gerektiğine ben de inanıyorum. Ama önce, düzeyli bir tartışma temelini oluşturacak ilkeler belirlenmeli. Her tartışma alanında, yetkin ve tarafsız hakem kurulları görev yapmalı. Belirlenen ilkelerin dışına çıkanlar engellenmeli. Düzeyli bir sözlü ve yazılı tartışma kültürü oluşturulmalı.

Bölünmenin nedenini de doğru saptamış Sayın Sencer Ayata. Her düzeyde, belli bir grubun, gücün tümünü ele geçirmesi, bölünmeye neden oluyor. Oysa tüm gruplar, tabandaki güç oranına göre, yönetimde de temsil edilse bölünmeler çok çok azalacaktır.

Sencer Ayata’nın; “kurtarıcı lider yerine program tabanlı hedefler” önerisine katılıyorum. Şunu da eklemek istiyorum ayrıca: Buyurgan liderlik yerine, yetkin bir kadro… Yaşamın her alanı ile ilgili düşünceleri tek bir liderden dinlemek yeterli ve doyurucu olmuyor. Alanlarında uzmanlaşmış kişiler olmalı kadroda. Aynı zamanda, bildiğini, halkın anlayacağı düzeyde anlatabilecek kişiler. Lider, bu kadrosuyla çıkacak halkın karşısına. Kadroda bulunan herkes, kendi alanı ile ilgili olanı anlatacak.

“CHP devleti kuran parti… Bu kimlikle, sosyal demokrasi bir araya gelemez.” diyenlere, Sencer Ayata; “CHP, geçmişte bu Cumhuriyeti Kuran Parti kimliğine ortanın solu kimliğini de ekledi.” diye güzel bir yanıt veriyor. Buna şunu da eklemek gerekir: Altı ok, yani Atatürk İlkeleri; sosyal demokrasi ile tam bir uyum içerisindedir.

CHP’nin muhalefeti parlamento eksenine taşıması; İl ve ilçe yöneticilerinin bu muhalefete yeterli katkıyı sağlayıp kitlelere ulaştırmadaki tembelliği, büyük bir eksikliktir. Ama CHP’nin sosyal demokrat bir parti olma özelliğini yitirdiğini söylemek koca bir yanlıştır. Ülkemizin bugünkü koşulları gereği; lâikliği ve ülke güvenliğini öne çıkarması, eleştirilecek değil, alkışlanacak bir tutumdur. Anayasa Mahkemesi tarafından tescillenen; AKP’nin, lâiklik karşıtlarının odağı olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Böyle bir partinin iktidarda olduğu dönemde lâikliği öne çıkarmazsa eleştirilmelidir CHP.

CHP’nin dış dünya ile ilgilenmemesi savı doğru değildir. AB çalışmaları doğrultusunda, Avrupa ülkeleriyle gerekli görüşmeler yapılmaktadır. Ekonomik çözümler için çıkış yolları, dünya çapında araştırılmaktadır. CHP Bilim Yönetim Kültür Platformu tarafından görevlendirilen yetkililer, Arjantin’e, Hindistan’a ve Çin’e giderek araştırmalar yapmışlardır. Bu araştırma, inceleme ve görüşmeler sonunda raporlar düzenlenmiştir. Seçim bildirgelerinde de bu raporlardan yararlanılmıştır.

Elbette eleştirilmeli CHP. Ama yaptıkları da görülmelidir.

Sayın Sencer Ayata’nın, çok akılcı bir değerlendirmesini, olduğu gibi aktaracağım: “Şunu hatırlamamızda yarar var: Diğer sol partiler de başarılı olamıyor. Kaldı ki yüzde 21 oy var. Ortada bir ana muhalefet ve bir parti var. Tek bir alanda da olsa güçlü muhalefet yapıyorlar. CHP yönetimlerinde birikimli, uzman politikacılar var. Bir o kadar da parti içi muhalefette var. SHP’de ve DSP’de değerli bir birikim var. 10 Aralık Hareketi’nde çok değerli isimler var. Önemli işler yapacaklar. Siyasi partilerin dışında duranlar var. Daha da önemlisi siyasete dâhil edilmesi gereken yeni toplum kesimleri var. “Yeni orta sınıf” var ki ben ağırlıkla merkez sola oy veren bu kesimin siyasetin en büyük potansiyeline sahip olduğu kanısındayım.” Gerçekçi bir çözüm aranıyorsa bu değerlendirme ışığında aranmalıdır.

“…yeni oluşumlarla birlikte bir çıta yükseltme yarışının başlayacağını tahmin ediyorum.” Diyor Ayata. Buna katılmadığımı söylemek zorundayım. Çünkü bu oluşumların hedefi bu değil. Asıl hedefleri, kendi küçük partilerini kurmak… Bu da yeni bölünmeleri ve kitlesel umutsuzlukları körüklüyor.

Not: On altıncı bölümde Sayın Derya Sazak ve Sayın Ece Temelkuran var.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 71
Toplam yorum
: 90
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 729
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Emekli Öğretmenim. Anadolu Üniversitesi, AÖF, Eğitim Önlisans Programı mezunuyum. İlgi Alanım: Si..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster