Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Kasım '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
237
 

Sol çıkışını arıyor mu? (17)

Sayın Taha Akyol; Hasan Bülent Kahraman’ın, Fuat Keyman’ın tanımladığı sola oy verebileceğini söylüyor. Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller’e kızdığında DSP’ye oy verdiğini açıklıyor. Baykal’ın “Yeni Sol” söylemlerini desteklediğini de...

Bu tip düşüncelerin eleştirisini yukarıda yazdığım için üzerinde fazla durmayacağım. Şu kadarını söyleyeyim ki; sözü edilenlerin hiçbiri sol değil. Taha Akyol’un DSP’ye oy vermesi doğal. DSP, muhalefette sol değildi. İktidarda ise hiç sol değildi. İktidarında; işsizliği tavana çıkaran, çalışanların kitlesel olarak işten çıkarılmalarına neden olan, IMF’ye teslimiyetle ekonomiyi yöneten, Fethullah Gülen’e övgüler dizen, Vahdettin’i masum gösterme çabalarına giren bir anlayış solcu olamaz. Bir seçim iktidarını bile, CHP ile değil de ANAP’la paylaşmayı yeğleyen bir parti solcu olamaz. Böyle bir partiye Taha Akyol’un oy vermesi çok çok doğaldır.

Baykal’ın “Yeni Sol” açılımı yanlıştı. “Yeni Sol” ancak İngiltere gibi yayılmacı (emperyalist) bir ülkede “sol” olarak görülebilir. Çünkü İngiltere’nin yayılmacılığı, sosyal demokrasinin liberalizme daha da yaklaşması; İngiltere’nin işçi ve orta sınıfının, çok da umurunda değildir. Türkiye ile İngiltere’nin açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan kitlelerini karşılaştırmak; bu gerçeği görmek için yeterlidir.

Taha Akyol’un tanımladığı sola; Süleyman Demirel, Tansu çiller ve Mesut Yılmaz da oy verir. Hatta zorda kalsa Tayyip Erdoğan da oy verir.

Taha Akyol; Altı Ok’a hayatında oy vermediğini, vereceğini de sanmadığını söylüyor. İşte asıl konu bu… 1919’lardan beri Atatürk’ü içlerine sindiremeyenlerin tutumu… Doğrudan Atatürk karşıtı olduklarını açıklayamayanların tutunduğu dal… “Atatürk’e karşı değiliz; Altı Ok’a, yani Atatürkçülüğe karşıyız” gibi bir kaygan söylemin arkasına sığınırlar.

1993 yılında, Türkiye hakkında bir rapor hazırlayan, CIA İstasyon Şefi Paul Hanze; “Klasik Atatürkçülük ölmüştür.” diyor. Başka neler diyor? “Köktendincilik, Türkiye için ciddi bir tehlike değildir. …Said-i Nursi ve Nurcular ilericidir. …Nakşibendîler geriye dönük zihniyette değildir. …Bunlar Türk cumhuriyetleri ile bağlantı sağlayabilirler.”

ABD’li Prof. Samuel Huntington gibi yazarlar “Ilımlı İslâm” projesine sahip çıkıyorlar. Bu sahiplenmenin nedeni olarak da, batının çıkarlarını gösteriyorlar açıkça.

CIA’nın Türkiye ve Ortadoğu Masası Şefi Graham Fuller de bir Türkiye Raporu hazırlıyor. Bu raporda, Batı için en kötü şeyin, Türkiye’nin Irak’a yakınlaşmasını gösteriyor. Irak’ın üniter yapısının ABD çıkarlarına uygun olmadığını; Kürtlere özerklik verilmesini; böylelikle Türkiye Kürtleri ile Kuzey Irak Kürtlerinin bütünleşmesinin sağlanabileceğini savunuyor.

Tüm bu emellerin karşısında omurgasını koruyabilen ve güç oluşturabilecek düşünce; Atatürkçülüğü dışlamayan sol düşüncedir. ABD ve AB’ye plâtonik bir aşkla bağlı olanlar; onların, artık gizli bile olmayan çıkarcılıklarını ve düşmanlıklarını göremezler. Görebilen solu da istemezler. Yayılmacılığa tam uyum sağlamış yapay bir sola elbette oy verirler. Bu yapay solun, sağdan bir ayrıcalığı yoktur çünkü.

Kimi solda görünenler gibi Taha Akyol da, sağın; ekonomik ve sosyal değişimi (gelişim anlamında) temsil ettiğini savunuyorlar. Atatürkçülüğü reddeden birinin, bunu söylerken düşünmesi gerekir. Sayın Taha Akyol’a birkaç anımsatma: “1950’ye dek, iktidarda Atatürkçüler vardı. 1950’den sonra ise neredeyse hep sağcılar… Osmanlı’dan kalan borçları öderken, denk bütçe bağlayan Atatürk ve Atatürkçüleri; borçsuz teslim aldıkları bütçeyi, borç ödeme bütçesine çeviren sağcılarla siz karşılaştırın. 1950’ye dek sağlanan ortalama büyüme oranıyla; 1950’den sonraki ortalama büyüme oranını, yine siz karşılaştırın. Büyük ve uzun bir savaştan çıkmış ülke halkının yoksulluğunu, sığınma noktası yapmadan… Yani, Osmanlı’nın kalıtı olan yoksulluğun arkasına sığınmadan… Ve bu yoksulluğu Atatürk'ün yaratmadığının bilinciyle...

Avrupa’da, 1929’lardan bu yana, çoğunlukla sosyal demokrasi ile yönetilen ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişimlerini de açıklayın bu arada. Bakalım sosyal demokratlar, ekonomik ve sosyal gelişmede ne denli beceriksiz(!).

“Solun derdi sana mı düştü diyebilirsiniz; keşke bana kadar düşmeseydi!” diyor Sayın Akyol. Solun açmazlarının, Taha Akyol’un umurunda olmadığını biliyorum. Amacının solu lime lime etmek ya da sağın bir ayağı olmasına katkıda bulunmak olduğunu da görüyorum… Bu konuda kendisini kınamıyorum. Liberalizm yanlısı birinin siyasal ve demokratik hakkıdır solu eleştirmek. Ama bunu yaparken açık olmasını salık veririm kendisine. Solun ideolojisinin yanlış olduğunu savunabilir. Sol düşünceyi, istediği gibi eleştirebilir. Ama solun nasıl yapılanacağına karışması doğru değil... Solun programında nelerin olup nelerin olmayacağı, sadece solun sorunudur. Solun hiç de gereksinim duymadığı, akıl verme çabalarının kendisine düşmediğini bilmelidir bir liberal. Göstermeye çalıştığı yolun, sağ siyasetin işine yarayacak bir yol olduğu belli… Soldaki en kitlesel partinin CHP olduğunu bilen Akyol; her fırsatta bu partiyi yıpratmaya çalışıyor. Oy’unu düşürebilmek için solda görünen sağcılarla el ele verip canhıraş çalışıyor. Bunu da sözde, solun iyiliği için yaptığını söylüyor. İnsanları aptal yerine koymaktır bence bu. Hiç hoş bir şey değil…

Not: On sekizinci bölümde salt kendi düşüncelerimi yazacağım. Bu da dizinin son yazısı olacak.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 71
Toplam yorum
: 90
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 742
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Emekli Öğretmenim. Anadolu Üniversitesi, AÖF, Eğitim Önlisans Programı mezunuyum. İlgi Alanım: Si..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster