Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Kasım '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
202
 

Sol çıkışını arıyor mu? (3)

Bugünkü yazımın konusu, 1980 Sonrasında solun tükeniş nedenleri… Yeri geldikçe, yapılması gerekenleri de açıklayacağım elbet.

Sosyalist sol, adam gibi bir özeleştiriyi gururuna yediremedi. Çünkü bunu yapsalardı, yenilginin suçunu da üstlenmiş olacaklardı. Bir de, özeleştiri yüreklilik gerektirir. Büyük umutlarla peşinden sürüklediği kitlelere, “Biz şu şu hataları yaptık. Devlet ajanlarının içimize sızıp bizi yanlış yönlendirmesini engelleyemedik. Ülkemizin toplu durumunu, halkımızın sosyal yapısını doğru çözümleyemedik. Doğru bir ideolojiden yanlış bir teori ve yanlış pratik yapılandırdık. Bu ideolojiyi, ülke ve toplum gerçeklerini düşünmeden; olduğu gibi uygulamaya kalktık. Yenilgiden sonra anladık ki; ideoloji, dikilmiş ve herkesin giyebileceği bir kaftan değilmiş. Bu hatalar yüzünden, bir kuşak, heder oldu.” deme yürekliliğini gösteremediler. Bu yüreklilik gösterilebilseydi; yapılan hatalardan alınan dersle, yeni ve doğru açılımlar yaratılabilir ve oluşan tabanın dağılması, bir dereceye kadar önlenebilirdi. Daha akılcı, daha demokratik mücadele zemini ve gücü oluşturulabilirdi.

Solun; bu özeleştiriyi yapmaktan korkmasının bir nedeni yine vardı. 1980 öncesi; silâhlı mücadeleyi temel almayan, demokratik mücadeleyi geliştirmek isteyen bölüngüler (fraksiyon) vardı. Gençlik içerisinde, silâhlı mücadeleciler kadar etkin olamamışlardı bunlar. En fazla, işçi sınıfı içerisinde, sendikalarda benimsenmişlerdi. DİSK gibi… Sol gençlik lider kadrosunun yapacağı özeleştiri; demokratik mücadeleyi temel alan bölüngülere hak vermek olacaktı bir yerde. Revizyonizmle, sosyal faşistlikle suçladıkları bu grupların haklılığını benimsemiş görünmemek için; özeleştiriden kaçındılar.

Özeleştiriden kaçınmak bir yana; gizli gizli, yaptıklarının doğruluğunu benimsetmeye çalıştılar. Suçlamıyorum elbet. Yaptıklarını, büyük bir inançla ve yurtseverlik duygularıyla yaptılar. Bedelini çok ağır ödediler. Dostlarının çoğu uzaklaştı korku belâsına. Hiç kolay değil bunları sindirmek. Yapayalnız sarmaya çalıştılar yaralarını. Tüm yaşamları bu sarsıntının etkisiyle sürdü ve sürüyor hâlâ.

Demokratik mücadele yanlısı sol bölüngüler ise darbenin yıkımını tek başına göğüsleyecek güçte değildi. Bunca üzünçten (dram) sonra, çıkıp “bakın, biz söylememiş miydik” diyemezdi. Böyle bir çıkış, 12 Eylül Darbesinde en çok kıyım yaşayanlara haksızlık olurdu. Doğru olan; silâhlı mücadeleyi temel alan bölüngü liderlerinin; kendiliğinden gelip, demokratik mücadele yanlılarına güç birliği önermesiydi. Birbirini suçlamadan, her şeyi unutup, ama unutulması gerekenlerden dersler çıkararak yeni bir yol çizilmeliydi. Ne yazık ki bu da olamadı.

Darbenin ardından, sosyalist solun yapması gereken; kendi aralarında birlik sağladıktan sonra, sosyal demokrat bir partide örgütlenmekti. İlk seçimlerde bu olanak yoktu elbet. Darbenin lideri buna izin vermezdi. Halkçı Parti ile SODEP’in birleşmesi, yani SHP oluşumu döneminde bu örgütlenmeye toplu katılım sağlanabilirdi.

Sosyal demokrasi, günümüzde, sosyal demokratlara bırakılamayacak kadar önemlidir. Sosyal demokratlara bırakılan sosyal demokrasi, zamanla sağa kayabilir. Bu nedenle, toplu durumun gerektirdiği dönemlerde, sosyalistler, sosyal demokrasiye sahip çıkmalıdır. Günümüz dünyasında bu sahip çıkma, kaçınılmaz bir görevdir sosyalistler için. Hele ülkemizde, acil bir görevdir. Ama bunu “kalıpçı ideoloji tutsakları”na benimsetmek olanaksızdır. Çünkü “ya hep ya hiç” anlayışından sıyrılamazlar onlar. Kalıpçılık illeti sarmalamıştır beyinlerini.

1980 öncesi hataların ısrarla sürdürülmesi, sendikal hareketlerde de kendini göstermektedir. Mayıs 1990’da Eğitim-İş adıyla bir sendika kurulmuştur. Kurucuları solcudur. Ancak teori sosyalistleri beş ay sonra Eğit-Sen’i kurarak güçleri bölmekten çekinmemiştir. Sonraki yıllarda bu iki sendika, Eğitim-Sen adı altında birleşmiş; ancak Eğit-Sen kadroları zamanla yönetimi ele geçirmiştir. Kendilerini siyasal parti yerine koyan bu kadrolar; siyasal etkinliği, sendikal etkinliğin önüne koymuşlardır. Bu nedenle de erime sürecine girmişlerdir. Üyelerinin önemli bir bölümünü kaybetmişlerdir. Eğitim-İş’ten gelen arkadaşlar da ayrılıp kendi sendikalarını kurmak zorunda kalmışlardır. Artık eğitim alanında da etkinlik ve güç, sağ sendikaların eline geçmiştir. Bundan da anlaşılıyor ki; kalıpçı sosyalist sol, hata yapmayı sürdürmektedir. SSCB’nin dağılışı bile, bu kalıpçı ideoloji tutsaklarının, yeniden değerlendirme yapmasını sağlayamamıştır. Böylesine düşçü bir zihniyetle başarıya ulaşmak olanaksızdır.

SSCB’nin dağılmasından, Çin’in kapılarını yayılmacılara (emperyalist) açmasından sonra; yakın bir gelecekte sosyalist düzen kurmak, düşten başka bir şey değildir. Bu yüzden, sosyalist solun, yepyeni arayışlara girmesi kaçınılmazdır. Sosyalistlerin birincil görevi Marksizm ve Leninizm’i dünya koşullarında, yeniden değerlendirmek ve geliştirmektir. Bu tutum revizyonizm değil, gerçekçiliktir. Akılcılıktır. Üretim araçlarının işçi iktidarının (sosyalist devletin) elinde olması, toplumu devlet kapitalizmine yargılı kılmaktadır. Bu sakıncayı ortadan kaldırmak için üretim araçlarının, doğrudan çalışanların sahipliğinde olduğu; ücretin ortadan kaldırıldığı; kâr ortaklığının benimsendiği gerçek bir toplumcu düzenin anlayışı geliştirilmelidir. Toprakların daha verimli kullanılması için ise işletim hakkı sahipliği sistemi geliştirilmelidir. Toprağın işletim hakkı sahipliği, kooperatiflere verilmelidir. Kalıt (miras) sistemi tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Toprağın mülkiyeti, devletin elinde olmalı. Devleti de bu mülkiyet hakkını devretme yetkisi olmamalı.

Ekonomide devlet sadece plânlamacı ve denetimci olmalıdır. Altyapı, stratejik alanlar, eğitim, sağlık hizmetleri, haberleşme, toplu taşıma vb hizmetler devletin elinde olmalı. Stratejik değeri olan hiçbir şey, devletin elinden çıkarılmamalı.

Bunun gibi görevler, şimdilik, kuram (teori) geliştirme görevidir. Bunun toplum yaşamına geçirilmesi, bugünün görevi değildir. Bu olanak yoktur çünkü günümüzde. Koşulların olgunlaştırılması ise uzun bir süreç gerektirir.

Sol; uzak bir gelecek için yeni kuramlar geliştirirken, bugün yapılması gerekenleri göz ardı etmemeli… Bugünkü pratik görevi, sosyal demokrat partilerde birleşerek, bu partilerin sağa kaymasını önlenmesidir. Olanaklar ölçüsünde de sola açılımın gerçekleştirilmesidir. Sosyal demokrat partilerde örgütlenen sosyalistler, ılımlı ve uyumlu davranmaya özen göstermelidirler. Kargaşa yaratmaktan uzak durmalıdırlar. Elbette demokratik mücadeleyi terk etmeyecekler. Ama bu partinin kendilerini tanımlamadığının ve kendilerinin bu partiye ait olmadıklarının bilinciyle davranmak zorundadırlar. Sosyal demokrat parti yönetimine ve iktidara gelmiş olsalar bile, parti programına bağlı kalmakla yükümlü olduklarını bilmelidirler. Bu yolla geldikleri iktidarın sosyalist bir iktidar olmadığının bilinciyle davranmalıdırlar.

Not: Bundan sonraki bölümde, DİSK Genel Başkanını yanıtlarken, işçi sendikalarının durumunu da irdeleyeceğim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 71
Toplam yorum
: 90
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 745
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Emekli Öğretmenim. Anadolu Üniversitesi, AÖF, Eğitim Önlisans Programı mezunuyum. İlgi Alanım: Si..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster