Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Kasım '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
247
 

Sol çıkışını arıyor mu? (5)

Önceki yazımda Sayın Çelebi’nin yanlışlarını ve çelişkilerini irdelemiştim. Bugün de aynı konuyu işleyeceğim.

DİSK öncülüğünde başlatıldığı söylenen “10 Aralık Hareketi” gösterilmek istendiği gibi bir bütünleşme ya da bütünleştirme hareketi değildir. Niyet bu olsa bile, kendilerinin dışında kalan herkes, bu hareketi, yeni bir parti kurma çalışması olarak algılamıştır. Bence de, başarı sağlanabilseydi, yeni bir parti kurulacaktı. Başarı yakalanamayınca, “çıkış amacımız parti kurmak değil” söyleminin gölgesine sığınıldı. 10 Aralık Hareketine başlarken ve bu çalışmalar sürdürülürken CHP’nin ve liderinin kıyasıya eleştirilmesi, asıl amacı ortaya koymaktadır. 10 Aralık Hareketi, denildiği gibi, birleştirici bir hareket olsaydı, 2005’ten 2007 genel seçimlerine dek belli bir aşama sağlardı. Asıl amaç, CHP’yi yıpratarak kitleleri, yeni bir oluşuma yönlendirmekti. Bunun olanaksızlığı birçok kez denenerek kanıtlanmışken aynı yolda ısrar etmek, boşa kürek çekmektir oysa. Ülke gerçeklerini göremeyenler; bu tür hareketlerle, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, sola zarar vermektedirler.

Bugüne dek, solu dönüştürüp birleştirme savıyla ortaya çıkanların tümü, CHP ve kadrolarını yerden yere vurarak yola çıkmışlardır. Bu tutum, daha başta, cepheleşmeyi getirmektedir. Sosyal demokrat olduğunu savlayan en büyük partiye savaş açarak başlayan hiçbir hareket, günümüz koşullarında, bütünleşmeyi sağlayamaz.

10 Aralık Hareketinin çıkışı da, ilerleyişi de bütünleşmeyi sağlamaya yönelik değildir. DİSK Genel Başkanının “…zaten çok kısa bir dönemde yeni bir parti gerçekçi değil” söylemi de, uzun erimde yeni bir partinin düşünüldüğünü, bunun koşullarının hazırlanmak istendiğini koyuyor ortaya. Amaç ne olursa olsun, sonuç bölünmeye ve umutsuzluğun büyümesine yol açacaktır. Ya da, ötekiler gibi, silinip gidecektir 10 Aralık Hareketi. Daha olumlu ve yapıcı tutuma evirilmezse elbet…

Bu tür hareketlerin başka bir ortak özelliği vardır. Büyük umutlarla yola çıkarlar. Başarı sağlayamayınca, başlarken yaptıkları gibi, CHP’yi suçlayarak çekilirler siyaset alanından. Bir süre sonra, başka oluşumlarda, yine CHP’yi suçlayarak ortaya çıkarlar. Bu kısır döngü sürüp gider. Üst üste yapılan bu yanlışların cezasını ise tüm sol ve ülkemizin dar gelirli insanları birlikte çeker.

Yeni programı kimin yapacağı sorulunca; DİSK Genel Başkanı şöyle yanıtlıyor: “Bu program ne tek başına 10 Aralık'ın programı olmalı ne DSP'nin, ne CHP'nin ne de başka partilerin... Bunu taban yapacak, sol, sosyal demokrat kadrolar yapacak.” Bu yanıt, böyle bir programın asla yapılamayacağının göstergesidir. Bu savımı madde madde irdeleyip asıl yapılması gerekeni açıklayayım:

A- Bu tutum koskoca bir kitleye sahip olan CHP’yi ve programını yok saymaktır. Aynı zamanda CHP kadrolarını yok saymaktır. Köklü bir partiye bunu benimsetmek olanaksızdır. Kaldı ki bunu %1’lik DSP’ye bile benimsetemezsiniz.

B- Bu programın, hiçbir partinin programı olmadığı gibi, 10Aralık Hareketinin de programı olmayacağını söylemek, doğru değildir. Çünkü bu programın 10 Aralık Hareketinin programı olacağı ortadadır. Bir hareket başlatıyorsun; tüm sol parti programlarını dışlıyorsun; “yeni program, yeni anlayış” söylemiyle yola çıkıyorsun. Yola çıkanlar kimler? “10 Aralık Hareketi” girişimcileri… Böyle bir başlangıçtan sonra ortaya çıkacak olan program, bu hareketi birlikte başlatanların programı olacaktır.

C- “…Bunu taban yapacak, sol, sosyal demokrat kadrolar yapacak.” Böyle bir söylem kendi çelişkisini içerisinde taşıyan bir söylemdir. “Taban” başka bir şeydir; “kadro” başka bir şeydir. Taban mı yapacak, kadrolar mı yapacak? Tabanın program yaptığı; hiçbir toplumda, hiçbir siyasal yapıda görülmemiştir. Böyle bir şeyin olanağı da yoktur. Kendimizi kandırmayalım.

Ç-Programları; temsil ettiği siyaset çizgisinde yetkin; halkının ekonomik, sosyolojik, psikolojik ve kültürel yapısını bilen kadrolar yapar. Belli bir siyasal çizgide kararlı durabilen, bu siyaset bilinciyle donanmış; siyaset bilimciler, ekonomistler, sosyologlar, eğitim bilimciler, sağlık bilimciler, ziraatçılar, kültür insanları, tarihçiler, coğrafyacılar, sivil toplum önderleri vb birlikte çalışarak program oluştururlar. Ekonomik, sosyal ve kültürel yapıda benzerlik taşıyan ülkelerin, aynı çizgideki parti programlarından da yararlanılır.

Türkiye gerçeğine bakarsak; böyle bir program oluşturulurken, CHP Programı temelinde işe başlamanın zorunluluğu görülür. Solun önemli bir kitlesini bünyesinde tutan parti CHP’dir çünkü. Bunun dışında, birliği içtenlikle isteyen öteki partilerin programları da masaya konulmalıdır. Partilerin içinden ve dışından; yukarıda niteliklerini sıraladığım insanlardan oluşan bir kurul oluşturulur. Çağdaş dünyanın ve ülkemizin koşulları ayrıntılarıyla tartışılarak yeni bir program oluşturulur. Gerekirse, tüm partilerin benimseyebileceği bilim ve siyaset insanlarından oluşan bir hakem kurulu da kurulabilir. Anlaşmazlıklar bu kurulda görüşülür. Hazırlanan rapor, program kuruluna sunulur.

Oluşturulan yeni program, CHP’nin programı olarak benimsenir. Bu program, ilgili partilerin tabanına, sivil toplum örgütlerine ve halka sunulur. Sunum öyle yapılmalıdır ki programın en küçük ayrıntılarını duymayan kalmamalıdır. Bunun için önce, programa katılan tüm partilerin il ve ilçe yönetimlerinin belirlediği eğitim komisyonları, program eğitiminden geçirilir. Sivil toplum örgütlerine, partililere ve halka tanıtım yöntem ve teknikleri bu komisyonlara anlatılır, kavratılır.

Programın ana hatları medyadan duyurulur. Duyurular, halkın ilgisini çekecek biçimde, yetkin kişilere hazırlatılır. Daha sonra, ülke genelinde, halka açık toplantılar düzenlenerek, birlikteliği sergileyen program tanıtım konuşmaları yapılır. Eğitim komisyonlarının; il, ilçe, belde ve köylerdeki program tanıtım çalışmaları başlatılır.

Bu çalışmalar sürerken, birliğe katılan partilerin üye listeleri; yasaların gerektirdiği koşullar sağlanarak CHP listelerine aktarılır. Delege seçimleri, tepeden karışma (müdahale) olmadan gerçekleştirilir. İlçe ve il yönetimleri ile kurultay delegeleri belirlenir. Uygun görülen süre içerisinde kurultay yapılır. Bu kurultaya tek lider adayı ile gidilmesi, çatışmaları en alt düzeye indirerek bütünleşmeye katkı sağlayacaktır. Genel Merkez Yönetiminde; tümleşmeye katılan öteki parti temsilcileri de belli bir oranda yer alırlar. “Öteki” olduklarını beyinlerinden silerek…

Tüm partilerin, mevcut üyeleri bu seçimlere katılır. Program çalışmaları başladığı tarihten sonra; tüm partilerde, üye kaydetme girişimleri, tümleşme gerçekleştirilip kurultaya gidinceye dek durdurulur. Böylece, birliğe katılan partilerin arasındaki güvenilirlik de sağlanmış olur.

Not: Bundan sonraki bölümde, Diyarbakır Baro Başkanı Av. Sezgin Tanrıkulu’nun katıldığı söyleşiyi irdeleyeceğim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Büyük zevk. Saygılar.

Fatma Güneş ERGEN 
 14.11.2008 8:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 71
Toplam yorum
: 90
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 742
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Emekli Öğretmenim. Anadolu Üniversitesi, AÖF, Eğitim Önlisans Programı mezunuyum. İlgi Alanım: Si..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster