Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Kasım '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
222
 

Sol çıkışını arıyor mu? (7)

Almanya’da milletvekili olan Sayın Lale Akgün; “Avrupa solu CHP'yi milliyetçi, tutucu ve treni kaçırmış bir parti olarak değerlendiriyor.” diyor.

Avrupa’daki sosyal demokrat partiler; kendi ülkelerinin koşullarına göre yapılanmışlardır. Türkiye koşulları; ekonomik, sosyal, kültürel, tarihsel yapısı ve yerbilimsel (jeolojik) konumu, yerbilimsel politik (jeopolitik) durumu, yerbilimsel stratejisi bakımından Avrupa’ya benzemez. Bu nedenle, siyasetteki duruşu da Avrupa’ya benzemez. Hatta özgürlükleri düzenleyen yasaları da aynı biçimde olamaz. Avrupa’da din devleti özlemiyle yanıp tutuşan cemaatler, tarikatlar yok. Olsa bile başarı şansları yok. Avrupa’da, yayılmacı ülkelerin canla başla desteklediği terör örgütleri yok. Avrupa ülkelerinin çevrelerinde; yayılmacıların canla başla destekledikleri, topraklarında gözü olan ülkeler yok. Avrupa ülkeleri; ekonomilerini, başka ülkelerin emeğini ve ekonomik değerlerini sömürerek zenginleşmiş ülkeler. Türkiye ise; ekonomik değerlerini ve emeğini sömürttürerek yoksullaşmış bir ülke. İç ve dış ahtapotlar tarafından sarılıp sarmalanmış bir ülke.

Tüm bunları bir kenara koyacaksınız… Türkiye’deki sol siyasetin, Avrupa’daki sol siyasete benzemesini isteyeceksiniz. Üstelik Avrupa’daki sol siyasetin bile; kendi çıkarları uğruna, Türkiye siyasetini yönlendirmeye çalışmasına karşın… Türkiye’deki sol siyaset yapısının hâlâ ulusalcılığa tutunmasının nedenleri, yukarıdaki durum analizi ve durum karşılaştırmasıyla ilintilidir. Ulusalcılığın yerine neyin, ne zaman koyulabileceğini yeri geldiğinde açıklayacağım.

Sayın Lale Akgün’ün; “CHP de, hiçbir zaman Avrupa'da anlaşıldığı gibi bir sol olmamıştır.” söyleminin yanıtı budur. Türkiye’de; Avrupa’da anlaşıldığı gibi bir solun olması için; Türkiye’nin, her anlamda, Avrupa düzeyine yükselmesi gerekir. Her anlamda Avrupa soluna benzemesi de beklenmemeli zaten. Halk; kendi koşullarında, kendi solunu yaratmalı. Avrupa’nın kopyasını değil…

Sayın Leyla Akgün de suçun çoğunu 12 Eylül Darbesine yüklüyor. 12 Eylül Darbesi; salt sol için değil, ülke için bir yıkımdır. Bunu yadsımıyorum elbet. Ama işbirlikçi, aracı (komprador) burjuvazi; çıkarcı ve teslimiyetçi medya; yatırımdan kaçıp getirimciliğin (rantçılık) kolaycılığına sapan anamal (sermaye) sahipleri ve hırsızlığı, yolsuzluğu, hortumculuğu, satıp savurmayı ilke edinmiş iktidarlar unutuluyor her nedense. Bunların tümü, yurtlarını kendi çıkarlarına çekinmeden değişen ve solun önünü tıkamak için her olanağı deneyen kesimlerdir. Sosyal devleti savunanları yok etmek için sadaka kültürüne yönelen iktidarları destekleyenler bunlardır. Tüm güçlerini kullanarak; talancıların, sahtekârların, rüşvetçilerin, kayırmacıların iktidarda yer almasını sağlayanlar bunlardır. Bunlar 12 Eylül darbesinden daha çok zarar vermişlerdir ülkemize ve sol siyasete. Türkiye halkının çaresizliğini, sadaka kültürü yaratarak, çıkarları için kullananlar da bunlardır. Solun, istese de, böyle bir kültürün gereksinimini karşılayacak olanağı yoktur. Olsa bile, bu tutumla iktidara gelen sol; gerekli açılımları sağlayamaz. Çünkü halkın sadaka beklentisini sürdürmek zorunda kalır. Bu da sola özgü bir davranış biçimi değildir.

AB’nin; ülkemizi yıkıma götüren bu olumsuzlukların giderilmesini, AB’ye girme koşulu olarak dayatmamasının bir anlamı olmalı. Sosyalist Enternasyonal’in bile böyle bir isteği yoktur. Neden acaba? Türkiye’nin ekonomik değerlerini böyle iktidarlarla paylaşmak, AB’nin demokrasi ve özgürlük anlayışına neden ters düşmüyor dersiniz?

CHP; AB’nin beklediği reformların birçoğunun, Türkiye’yi AB çıkarları doğrultusunda yönlendirme amacını güttüğünü bildiği için direnç gösteriyor. AB’ye karşı düşünceleri oldukça net… Türkiye’nin; onuruyla, omurgasıyla AB’ye tam üye olmasını savunuyor. Söylemlerinden bu sonuca varamayanlar, kendi anlama yeteneklerini değerlendirsinler. CHP’nin, AB’ye karşı olduğunu savlamak çirkin bir yanlıştır. Kaldı ki, ülke çıkarlarına daha uygun bir yapılanma ortamı ve olanağı varsa karşı çıkıp uygun olana yönelmesinin sakıncası da yoktur.

Sayın Lale Akgün’ün; “CHP'nin AB hakkında düşünceleri çok net değil, çünkü tavrı belli değil. AB'nin beklediği reformları çoğu zaman kabullenemiyor, hatta karşı çıkıyor.” savı, ayaklarının yere basmadığını gösteriyor. Ya da CHP’nin savlarını bilmediğini…

Sosyal adalet, dayanışma, çalışan hakları konusunda; “İşçiye, emekçiye, köylüye hiçbir konsept sunamadı.” sonucuna varmadan önce, CHP’nin programını okumalıydı. Hiç olmazsa, seçim bildirgesini okumalıydı. O zaman belki “hiçbir” sözcüğünün yerine “yeterli” sözcüğünü koyardı.

Dinsel konulara sosyal demokratların kapalı kaldığını söylerken de; CHP Programını okumamasının eksikliğini yansıtıyor. Belli ki CHP’yi CHP düşmanlarından dinlemekle yetinmiş. Bir siyasetçi için büyük eksiklik, büyük yanlışlıktır bu tutum.

Bunca yanlış ve eksik tanımadan sonra; “CHP'yi gözden çıkartmak, solun zaten bölünmüş oyları için çok akıllı bir karar olmaz.” sonucuna varması, Sayın Akgün’ün, usavurma yeteneğinin üstünlüğünü(!) gösteriyor. Dersine iyi çalışmış ve CHP’yi daha doğru tanımış olsaydı; eksikliklerinin yanında, doğrularını da benimserdi kanısındayım.

Not: Sekizinci bölümde, 1980 öncesinin sosyalist sanatçısı Zülfü Livaneli’yi yanıtlayacağım. Biraz kırıcı olacak belki, ama hak ettiğine inanıyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 71
Toplam yorum
: 90
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 742
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Emekli Öğretmenim. Anadolu Üniversitesi, AÖF, Eğitim Önlisans Programı mezunuyum. İlgi Alanım: Si..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster