Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mayıs '07

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1389
 

Sol dörtleme II - Sol siyasetin ikilemleri

Sol dörtleme II - Sol siyasetin ikilemleri
 

Sol siyaset, belirlediği amaçlara ilerlemek isterken, zaman zaman kullandığı araçlarla amaçlar arasında, ya da idealleri ile üzerine proje geliştirdiği toplum arasındaki ikilemlere düşer.

Bu çelişkileri başlıklar halinde sunalım;

1- Devlet/Toplum ikilemi;

Sol siyaset, modern toplumlarda, toplum içerisindeki eşitsizliğin devamının sağlanmasında devletin işleyiş tarzının etkin olduğunu öngörür ve devletin eşitliği sağlayacak şekilde dizayn edilmesini talep eder. Ancak zaman zaman (belki de her zaman) sol siyasetin devlet mekanizmasına sahip olma ve onu geniş toplum kesimlerinin çıkarları doğrultusunda biçimlendirme hedefi nihai amaçlarının önüne geçer.

Çünkü tarih sahnesi boyunca tüm medeniyetlerde devletle toplum birbirlerine karşı hakimiyet mücadelesine girişmişlerdir. Devlet yaşamın her alanında etkin olma çabasına girişirken, toplum devletin yaşamını sarıp sarmalamasına karşı direnir.

Bu çelişki karşısında, sol siyaset devlete hâkim olarak eşitliğe yaratma mücadelesi içerisinde, toplumun özgürlüğü ile çatışmaya girer.

Oysa ki sol siyasetin yaşam kaynağı devlet bürokrasisi değil sivil toplumdur. Devleti daha donanımlı kılan ve onu fetişistleştiren sol siyaset toplumla bağlarını koparır ve kendi bindiği dalı kesme gafletinde bulunmuş olur.

İdeallere kısa yoldan erişme niyetli toplum mühendisliğinin adı sayılabilecek jakobenizm sol siyasetin önemli bir açmazıdır.

2- Toplum/Birey ikilemi;

Sol siyaset, toplumcudur. Bunun açık ifadesi toplumun genel çıkarlarının bireylerin küçük çıkarlarının üzerinde görülmesidir. Ancak sol siyaset, bu kavramı zaman içerisinde o kadar fetişistleştirir ki, toplum bir bireyler toplamı olarak değil, tek bir parçadan oluşan bir kitle haline dönüşür. Asıl olan insan söylemi, toplum kavramının gerisine düşer.

Oysa ki sol siyasetin, en büyük dayanak noktası fikri, ifade becerisi, inancı, özgürlükleri ve yaşam hakkı ile insandır.

Ayrıca toplumun tek bir kitle olarak algılanması, toplumun içerisindeki farklılıkların üstünün örtülmesine ve yok sayılmasına neden olur. Oysa solun özgürlük söylemi, her bir bireyin, kendi varlığını, farkını, yaşam tarzını muhafaza edebilmesi, sürdürebilmesi ve geleceğe nakledebilmesinin garantisidir. Bu nedenle toplumun içerisinde yer alan tüm azınlıklar (etnik, mezhepsel, cinsel, fikri) sol siyaset içerisinde yer alırlar. Ancak genel ve muğlak bir toplum söylemi ve savunumu da, bu farklılıkların sol siyasetin dışına yönelmesine yol açar.

Toplumun bireyciliğin önünde ama bireyin arkasında yer aldığı gerçeği günümüz sol siyasetinde fazlaca sapmaya uğramaktadır.

3- Küreselleşme/Enternasyonalizm ikilemi

Sol siyaset, herhangi bir milletin ya da inancın birbiri üzerinde bir üstünlüğü olmadığı gerçeği üzerinden, toplumlar arası çatışmalara yol açan bu ayrımları (ayrım olarak ortaya çıkaran gerçeklikleri değil, gerçekliğin ayrıma yol açan anlayış tarzını) ortadan kaldırmayı amaçlar ve toplumların sorunlarının ve çözüm noktalarının benzerliği dolayısı ile sınırları aşan ilişkilerin gelişmesini önerir. Bu ilişkilerin elbette ki, bir toplumun başka bir toplum üzerinde çıkar güdüsü olmadan gerçekleşmesini ister. Genel dünya siyasetini tehdit eden dinler arası, ırk ve yabancı düşmanlığı temelli savaşlara engel olmayı, geniş halk kesimlerinin sorunlarına ortak çözümler üretmeyi, kültürler arası diyalogu geliştirerek, insanların doğaya karşı geliştirdiği medeniyet ürünlerin paylaşımını amaçlar.

Son 30 yılda, neoliberal politikaların uygulanması doğrultusunda, dünyada sınırları önemsizleştiren, ulusal politikaların önemini azaltıp, karar mekanizmalarını bir üst ölçekte ortak birlikler bünyesinde almayı amaçlayan bir süreç gelişmektedir. Gelişen iletişim ve ulaşım olanaklarının da dayanak olduğu bu gelişme, bir yanıyla toplumlararası bir dayanışma ve ilişki kurma avantajı sunarken, diğer yanıyla da dünya politikasına egemen olan büyük ölçekli şirketlerin dünya ekonomisinin her bir hücresinde istediği şekilde etkinlik göstermesine yol açmaktadır.

Bir sömürü ilişkisini içerisinde barındıran bu süreç sol siyasette, toplumun geniş kesimlerinin aleyhine gelişmesi gibi haklı bir gerekçe ile karşı duruş anlayışı üretmektedir. Bu anlayışta çözüm olarak sürecin tersi yönde gelişmesi, ulusal sınırların içerisinde kapalı sistemlerin kurulmasını önermektedir. Bu da, toplumları dünyadan soyutlayan ve dinsen ve ırkçı eğilimlerin gelişmesine olanak tanıyan sistemleri yaratmaktadır.

Bu noktada, sol siyaset değişime ve dönüşüme direnen, mevcut yönetim mekanizmalarının devamını talep eden muhafazakâr bir anlayışa dönüşme riskiyle karşı karşıya kalıyor. Bir yanıyla bireylerden kurulu bir toplumun tarih sahnesindeki ilk ifadesi olan ulus devlet ile diğer tarafta insan medeniyetini bir üst aşamaya taşıma iddiası taşıyan bir ulus üstücülük arasında sıkışıp kalmaktadır.

4- Siyasallaşan İnanç/ İnanç özgürlüğü ikilemi

Her siyasal söylemin yumuşak bir karnı olduğunu farz edersek zannedersem sol siyasetinde en yumuşak karnı inanç konusudur.

Materyalist felsefeye yatkın olan sol siyaset, yerleşik tüm inanç kurumlarını doğma olarak değerlendirir ve bu kurumları bilimin gelişmesinde ve toplumun özgürleştirmesinde bir engel olarak algılar. Bu neden inancın bir yönetim mekanizmasına dönüşmesine veya etki gücü olmasına karşı çıkar.

Ancak bu karşı duruş, inançlı toplumun geniş kesimlerinde, inancın var oluş savaşı olarak algılanır ve sol siyaset arasında bir gerilimin oluşumuna neden olur. Bu örnek yalnızca Müslüman toplumlara ait bir gelişme de değildir. Hıristiyan, Yahudi toplumlarında da geçerlidir. Bunun tek istisnası belki de Latin Amerika toplumlarıdır. O ülkelerde kilise ve sol siyaset sömürüye karşı çıkma, eşitliği var etme ve emperyalist işgallere karşı zaman zaman güç birliğine girişmişleridir.

Oysa ki, sol siyaset ürettiği araçlarla inançların varlığını da güvence altına alır. İnanç özgürlüğü kavramı, insan hakları kavramı içerisinde yeşermiş ve laiklik sistemi ile her hangi bir inancın başka bir inanç üzerinde yıkıcılığını engel olmaya çalışmıştır.

Ancak, özellikle inançların siyasallaştığı toplumlarda, sol siyasetin inancın yönetim kabiliyetine karşı duruşu ile inanca karşı duruşu arasındaki çizgi net belirlenmemekte ve sol siyaseti aslında ortak bir çatı altında olabileceği geniş bir toplum kesimini karşısına almasına neden olmaktadır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1684
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster