Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Temmuz '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
973
 

Solculuğun statükoya göre diyalektik olarak göreceliliği

Solculuğun statükoya göre diyalektik olarak göreceliliği
 

Sol ve sağı tanımlarken en bilinen söylem; parlementoda oturan siyasetçilerin sağda oturanların sağcı ve solda oturanların solcu olarak tanımlanmasıyla başlamıştır. Bununla solculuk ve sağcılığı anlatmak çok sığ bir yaklaşımdır. Daha ileri gidecek olursak; solcu olmak; proleteryanın, mülksüzlerin, emekçilerin, ezilenlerin yanında olmak, sağcılık ise burjuvazinin, yani sermaye sahiplerinin, dindar / muhafazakarların yanında olmak da değildir.

Sağcılık ve solculuk insanların genel olarak bildiklerimizin dışında birer olgular ve kavramlardır.

Sağcılık ve solculuk esas olarak şöyledir: Siyasi yelpazeyi yukardan aşağı ortadan bir çizgiyle bölecek olursak, bu çizginin sağ ve sol tarafı olarak tasavvur etmemiz durumunda; statüko/var olan sistem ve yaşam biçimi /yürüyen sistem ve düzenek, bu siyasi yelpazenin tam ortasıdır. Bu ortanın sağ tarafına ilerledikçe statükoculuk sertleşir, hatta statükodan önceki statükoların özlemleriyle dolu fantaziler içerir. Orta yani satükonun solu da aynı. Bu merkezden uzaklaştıkça ütopyaya yaklaşılmaktadır.

Sağcılık ve solculuk birer yaşam biçimidir ve dünya görüşleridirler. Aynı zamanda yaşamımızın içinde de sağı ve solu yaşarız.

Bir köylü dedenin toprağına yıllarca soğan ekiyor olduğunu düşünelim. Soğan ekmek statükodur. Dedenin oğlunun babasına "Baba artık soğan işi karlı değil ve aynı zamanda daha kolay ve karlı iş olan fındık dikelim" demesi statükoyu değiştirme isteğidir. Dede fındığı bilmediği ve geleceğini görememesinden dolayı korkar ve bu fikre direnir. Dede bu durumda statükocudur ve sağcıdır. Oğlu değişimci ve ilercidir ve var olmayan bir üretim/yaşam biçimi istediği için solcudur. Dede çok fazla direnemedi diyelim. Fındık üretimine geçildi. Dede bu işi hiç de istememişti. O soğan ekmeyi seviyordu bu da ona babasından kalma bir üretim biçimiydi. Soğandan çok daha karlı ve kolay olan fındık işinin cazibesine dayanamadı ve yaşlı olmasından dolayı bunu kabullenmek zorunda kaldı. Fındık yetişene kadar fındık ocaklarının arasına soğan ekmeye devam edildi. İşte bu üretim biçimlerinin eklemlenmesidir. Fındık çok büyüyünce artık ocakların arasına soğan ekmek olanağı kalmadı. Bu durumda fındıkla geçinmek statüko durumuna geldi. Yıllarca bu üretim biçimi devam etti. Gün geldi torun büyüdü. Babasına " Baba bu araziye eğer kivi dikersek bire beş gelirimiz artar aynı zamanda fındıktan çok daha az emek istiyor ve daha zevkli iş" dedi. Fındık üretimini öneren baba dedeye göre solcu konumdayken bir anda ortanın sağında kaldı. Torun bir anda ilerici ve değişimci yani solcu oldu. Statüko fındık. Soğan sağ, kivi ise sol tarafa geçti. Oysa daha önce fındık soldu.

Feodalizm tarihsel sürecini tamamlamış ve güncel olarak yaşama şansı bulamadıkça batıdan başlayarak temelden dönüşüme uğramıştır. Fransız devrimi yıllarında feodalizm statüko ve sağcılık iken, kapitalizm ise ilerici, değişimci, devrimci ve solcu idi. Bu üretim biçiminin diyalektik olarak ortaya çıkardığı işçilerin isteklerinin ortaya çıkardığı ideoloji ortaya çıkmıştı: Sosyalizm. Sosyalist ideal, kapitalizmi statüko konumuna sokmuştu. Sosyalist talepler bir anda kapitalizmi sağcı yapmıştır. Bu ortamda feodalist talepler ise ortanın çok sağında kalmıştır.

Görüldüğü gibi sağcılık- solculuk zamana ve statükonun değişimine göre çok görecelidir.

Sağcılık, daha önce yaşanmış ve bilinen bir sistemi isteme ve bu ideolojiye sahip olmaktır. Solculuk ise, daha önce asla yaşanmamış bir sistem ve yaşam biçimini isteme ve ideolojisini savunmaktır. Bu açıdan bakıldığında sağcılık nostaljik, solculuk da ütopiktir. Solcular; hayallerinin özlemleri ile, sağcılar; anılarının özlemleriyle yanıp kavrulan kişilerdir.

Karl Marx, çok devrimciydi, sistemin iliklerine kadar değişiminden söz ediyordu. Bütün mülkiyet ve üretim ilişkilierinin sonunu talep etmekteydi. Oysa ki Marx bunları söylerken kapitalizm daha çocuk yaştaydı.

Feodalizm ve etkileri statüko iken kapitalistler gerçek devrimcilerdi ve statüko yani merkezin solundalardı. Sürekli yenilikler ve gelişmeler dünyayı değiştirmekteydi. Kapitalizmin bu devrimleri ve ilerlemesi günümüzde hala devam etmektedir. Dolayısıyla Kapitalizm statüko olmasına rağmen diyalektik olarak evrimini tamamlayamamış ve sürekli olarak dünyayı daha ileri götürmek ve siyasi/sosyal/ekonomik yapıları değiştirmek gibi vizyonlarını elinde tutmaktadır. Kapitalizm ve sermaye, devletleri kullanırken herhangi bir coğrafyanın değil, sistemin sınıfsal olarak sahibidir. Bu anlamda kapitalizme statüko denebilir. Oysa kapitalizm geçirdiği evrimlerle dünyanın gelişmiş bölgelerini terk etmiş ve ilerleyişini 2. dünya bölgelerine ilerletmiş ve dünyayı tek bir elden yönetmek gibi çok ilerici söylemlere girmiştir. Bu gelişme kapitalizmi yine devrimci yapmaktadır. 2.Dünya ülkelerinden sonra sıra 3. Dünya ülkelerine gelecek, kapitalizme tüm sistem dahil edilmesi süreci devam etmektedir. Bu bağlamda kapitalizm hala gelişmesini sürdürdüğü ve sürekli olarak tek dünya devleti yaratmak gibi özlemleri olduğu için hala solcudur.

Başka bir açıdan baktığımızda ABD'de statüko kapitalizm, AB ülkelerinde statüko sosyal demokrasidir. Kapitalizm ABD'de sol değildir, AB'de de sosyal demokrasi sol değildir artık. Oysa Türkiye'de kapitalizmi savunanlar hala solcudur. Sosyal demokratlar ise daha da solcudur. Milliyetçiler, Osmanlıcılar, din devleti savunucuları sağcıdırlar. Oysa pantürkistler, AB yanlıları, BOP projesi yanlıları, antikemalistler, antinatocular, anti emperyalistler solcudurlar.

Soyvetler genel olarak kapitalizme geriye dönmüş gibi görünse de asla eskiye dönmemiştir. Stalin döneminde statüko sosyalizmdi. Bu nedenle bu ülkede sosyalistler solcu değillerdi. Komünistler ve "Bu sistemin gerçek anlamda sahibi işçiler değil, bu da aslında kapitalizmin bir başka türü" diyenler solcuydular. Lenin dönemini savunan ideolojiler ise gerici, yani sağcıydılar. Gorbaçov'un glasnost, perestroyka söylemleriyle ortaya çıkışı solcu bir yaklaşımdı.

İran'da statüko din devletidir ve orda merkez din devletidir. Humeyni öncesi eski sistemi isteyenler sağcıdırlar. Sistemi daha demokratik yapalım ve neo liberal piyasa ekonomisine açalım diyenler ise solcudurlar. Irak'ta şu anda ABD'nin kurduğu sistem statükodur. Saddam dönemini isteyenler sağcıdırlar. ABD'den bağımsız olarak sistem kurmak isteyenler, ve hatta din devleti savunanlar bile solcudurlar.

Sağ ve sol varolan ve devam eden statükoya göre ve ülkeden ülkeye değişmektedir.

Dünyanın gelişim ve değişimi bize göstermektedir ki dünya sürekli sola doğru yürümekte ve eski sol sağın içine girmektedir. Dünya geliştikçe statükolar sürekli sağda kalmakta daha önceki statükular ise marjinalleşmektedir.

Dünya tarihine bakıldığında ise hiçbir sistem eskiye istese bile dönememekte, bu dönüşme yeni şartler nedeniyle diyelaktik olarak mümkün olmamaktadır.

İşte bu solun diyalektiğidir.

Not : Diyalektik konusunda da bazı yazılanlar kafa karıştırmaktadır ve yazılanlardan anlıyorum ki diyalektik yanlış algılanmaktadır. Oysa diyalektik çok nettir ve basittir. Diyalektiği klasik tanımlarından farklı olarak anlatacak olursak; diyalektik, Ahmet'le Mehmet'in tarla sınırı konusundaki çatışması ve sonunda bir orta yol bulup yeni sınırı belirlemesi değildir. Diyalektik, Ahmet'le Ayşe'nin yani birbirinden çok farklı iki bireyin bir araya gelip eski yaşamlarından çok farklı bir yaşama birlikte ilerlemesidir. Ya da bu birliktelikten bir çocuğun doğmasıdır. Diyalektik, İki farklı varlıktan/gerçeklikten evrişerek ve dönüşerek yeni bir varlık/gerçeklik doğmasıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 105
Toplam yorum
: 193
Toplam mesaj
: 38
Ort. okunma sayısı
: 3766
Kayıt tarihi
: 05.11.08
 
 

İ. Ü. İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler 1989 mezunuyum. 1993'ten beri uluslararası fındık ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster