Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ocak '07

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
451
 

Solda solan çağdaş yüz

Solda solan çağdaş yüz
 

İsmail Cem sonsuzluğa yürüdü.

Türkiye’ nin ve ‘sol düşüncenin’ önemli bir kaybıdır.

Kendisi için Allah’tan rahmet, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı ve sabırlar dilerim.

Ön gençlik yıllarımda ülke ve dünya sorunlarına ilişkin kendimce yazdığım yazılarımı gönderdiğim insanlardan biriydi, Sayın Cem. Bana bu etkinliğim nedeniyle yazdığı ve halen sakladığım mektubunda, özetle, “…yazılarınızı beğeniyle izliyorum…’yazmak’ kadar ‘okumanın’ da –hele ki sizin yaşlarınızda- önemini kavradığınızın farkındayım. Başarı ve mutluluklar dilerim…” demişti. Gencecik bir insana toplumda belirgin yer etmiş bir insanının verdiği bu yanıtın onun için ne denli önemli olduğu sanırım tahmin edilebilir. Toplumumuzda “iletişimin de hiyerarşisi” olduğu düşünülürse, İsmail Cem’in bu yanıtı, onun sosyalleşmesini açık bir toplumda ve çağdaş bir eğitimle (okul ve aile) tamamladığının bir başka örneğidir.

İsmail Cem’in TRT Genel Müdürü olarak adeta söylence haline gelen performansı “500 gün” ölçütünün sanırım ilk kez o denli yaygın duyulmasına da vesile olmuştur. Kimi siyasiler örneğin Sayın Demirel’de kurduğu/kuracağı hükümetler için “ilk 100 gün”lük değerlendirme şablonunu buradan türetmiş olabilir. Tabii, 1991 seçimleri sonrası oluşturulan DYP-SHP koalisyonlarında Sayın Cem’in Kültür Bakanı olarak hizmetlerini, 1999’dan 2002 seçim kırılmasına kadar DSP kadrolarından Dışişleri Bakanı olarak hizmetleri izlemiştir. “Kırılma” sözcüğü, Ecevit Hükümetinin erken seçime gitmesini bekleyen kimi çevreler ve halkımızın bir kesimi ile bu tabloda Sayın Kemal Derviş ile birlikte YTP denemesinin tümünde yaşanılan ve ayrım yapmaksızın hemen her tarafa o arada İsmail Cem’in de payına düşen bir iklimi betimlemek içindir…

Ecevit hükümetinin değilse de iktidarının çözülmesi süreci, Sayın Baykal’ın dışlayıcı değil kapsayıcı şekilde, İsmail Cem gibi bir değere de ‘zamanlaması’ doğru bir kucak açmasıyla gelişseydi, belki de şu anda AKP değil sosyal demokratlar hükümetin büyük ortağı olarak iş başında olabilirlerdi. Bu yapılmadı. Ancak 1995’de ayrılan yolların hasreti ile “veda” şiirini yazacak kadar sosyal demokrasiye bağlı İsmail bey, rahatsızlandıktan sonra ve çalışma gücünü kemiren hastalığa direnerek de olsa, CHP’ne dönmeyi ve –son nefesini- ‘ata ocağında’, deyim yerindeyse adeta ‘birlik’ mesajı ile verme yüce gönüllülüğünü gösterdi. Tıpkı Sayın Ecevit’in geleceğin tehlikelerine karşı “merkez solda ittifak” vasiyeti gibi…

Bölünen, yalnızlaşan, kendi dostlarına yabancılaşan, kendi evlatlarını üstelik de ‘devrim!’ adına bile değil, demokrasi kısvesi içinde ‘değişime direnme’ uğruna ‘yiyen’ bir sol, bundan sorumluluk payı aramaktan artık vazgeçen kitle örgütleri ve yılgın bir halk…

Bu noktaya gelişte, iktidar ortaklığı pratiklerinde ve yerel yönetimlerde –yapılan ve yapılmayanların- katkısının irdelenmesinin yeri de burası değildir elbet.

İsmail Cem, bu tabloda en az kusurlu olanlardandır. Dahası onun barışçıl, ortak akla ve kolektif çalışmaya dayanan ve insanlara sevgiyle yaklaşan ilkelerini paylaşan anlayış erk sahibi olsa böylesi hatalar ve bölünmelerin değil, siyaseten büyümenin; Türkiye’yi de demokrasi ve ekonomi anlamında yüceltmenin yolları bulunabilirdi.. sol için…

İsmail Cem, sol siyasetin kendi görev alanında, ‘başarılı’ bir Dışişleri Bakanıdır. Kıbrıs Rumlarını o istese de istemese de AB’ne alacaklarını, onun görev döneminden sonra Annan Planına ‘evet’ diyen KKTC halkına verilen sözlerin tutulmayışı bile kanıtlamaktadır. O noktada Cem de Türkiye’de “aldatılmışsa” bunun ayıbı aldatılanlara ait olmasa gerekir. Kaldı ki Cem’i o noktada "bilerek" eleştirmek, öteki ve çok sayıdaki başarılarına –Türkiye ilk kez onun döneminde tam üye perspektifiyle tanımlanmıştır- haksızlık yapmaktan alıkoyar kimilerimizi ve öte yandan, ‘masadan kalkıp nereye oturacağını’ söyleme sorumluluğu ve sağduyusunun sınırları içinde tutar insanı…

İsmail Cem, ‘dürüst’ bir insandı. Genel olarak sağ siyasete özgülenen ve ama kimi sol’a bile bulaşan akçalı işler ve siyaseti rant için kullanma eğilimlerine teşne olunan bir dönemde “açıklanması güç servet ve para edinimleri” virajına girmeden ve onun tuzağının yakınından bile geçmeden tertemiz yaşadı.

“Düşünce” üretti. Yeni bir sol’un gereğinin altını çizenlerdendi. Cumhuriyet’in değerleri ile İmparatorluğun birikiminin birbirini zıtlamayan ve sıfırlamayan yanlarına dikkat çekti. Köklü uygarlığımızı, kendi görüş açısından çok iyi resmetti. Sol’un da bu anlamda ezberinin yenilenmesine katkıda bulunanlardandı. Sol gibi düşünüp “sol” gibi yazandı. “Türkiye’nin Geri kalmışlığının Tarihi” kitabı, Doğan Avcıoğlu ekolü içinde bir başucu yapıtı olarak diğer eserlerinin yanında yerini aldı.

Kimi düşünüşleri uygulama alanı bulsaydı, örneğin, tarikatler (koalsiyonu) bu denli etkin olmayabilir o arada kimi partiler de adeta tarikat ilişki ve işleyişine bu kertede gömülmeyebilirdi.

O, modern ve çağdaş bir yüz idi, sol da solan!

İsmail Cem’i özleyeceğiz. Arayacağız. Anacağız. Onun katkı yaptığı kurumlar ve olanakları ölçüsünde ailesinin anısının yaşatılması için üzerine düşeni yapacağından eminim.

Güle güle Sayın Cem.”Sayın” sıfatını hak eden insan!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 374
Toplam yorum
: 193
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 486
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Merhaba! Toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel olgularla ulusal ve evrensel düzlemde ilgilenme..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster