Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Kasım '15

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
76
 

Solgunluk günü

Solgunluk günü
 

(Yazı ‘Rachmaninoff - Trio élégiaque No. 1 in G minor eşliğinde yazılmıştır. Dinlenesidir.)

Saat, sabahın körü geçiyordur. Sen düşünüyorsundur, kuyu gibi derindir için&karanlık.
Sevgi ya da sevdiğin uzaktadır, aslında çok yakındır da ama… ‘yok’tur.
‘Olsun’ dersin&devam edersin yolunda, kalp adımlarınla.
Bilirsin ki, tükenmenin sonu yoktur. Varlığı, seni çoğaltır; ona ait bir gülümseme, bir konuşma, bakış, cümle vs. Konu ikinizle ilgili olmasa bile, yan yana durmanıza neden olan o genel-geçer dialoglar…
Hepsi o an geçerli olan bi’ mutluluk&umut kaplıdır. Sonrası… yalnızlık&sonsuz ümitsizlik.
‘Olsun’… Sen seviyorsundur, önemsizdir gerisi. Aslında önemsiz olacak bi’ ‘gerisi’ bile yoktur.

Her şey çok iç acıtıcıdır.

Günler, haftalar, aylar nefes sıkışmaları, yoğun gözyaşı, derin hüzün, sonsuz solgunlukla geçer.
Ruhunda, kalbinde mevsim ‘sonbahar’dır hep…
Hayata dair her yeni ayda, her yeni mevsimde ‘ben bu süreci nasıl atlatacağım’ dersin.
Zaman öyle bi’ geçiyordur ki… Hem anlamazsın nasıl geçtiğini, hem de derinleşen his yaralarından anlarsın bir günün bin yılmış gibi geldiğini…

Onu, uzun aralarla gördüğünde yakaladığın geçici umut&mutlulukla sarmaya çalışırsın his yaralarını.
Paramparça olan ruhunu yamalarsın, anlık sevinçlerle.
Görmek de istersin, ‘yok, görmemeliyim’ de dersin. Dilemmalar aklında salınır. Ruhuna teslim olursun, acımana kulak asmadan ‘ne kadar görsem kâr’ dersin…
Sonsuzca, sonsuzluğa yürümek istersin. Gidesin gelir, sık sık.
Hayat, yakanı bırakmaz. Omuzlarında sorumluluk küfeleri… Hem, az da olsa görmek istersin. Gidersen, nasıl görebilirsin ki…
Onun umrunda değildir, ‘olsun’ dersin yine.
Bilirsin ki O, ne zaman gördüğünü bile hatırlamıyordur. Paralellik içermez hiçbir nokta, sana&ona dair.

Ağlarsın, ağlarsın da bi’ yolunu bulamazsın bu tükeniş nasıl bitecek.
O’nsuz olmaz ki…
Evet, olmaz ama ne yapabilirsin ki. Hayatla anlaşma yapmanın hiçbir yolu yok.

Kafasına göre planlıyor her şeyi, ‘sevgi’ konusunda. En aciz olduğumuz nokta bu, sanırım.

Bazen kurur gözlerin, hiç yaş üretemez. Ama bi’ ağlasan, her şey düzelecekmiş gibi gelir; O, gelecekmiş gibi. Sakın aldanma, aldatma kendini. Yok öyle bir şey… İnan bana. Tecrübe konuşuyor.
Dersen ki, sen gösterebiliyor musun bu dirayeti? Cevabım net, hayır.
O kadar zor ki… Mesela, şu an, ağlıyorum. Tek yapabildiğim, ellerimle yaşlarımı silmek. Kendi yıkıntımı kendim yok ediyorum.
Bu durum öğretici bir hal alıyor bu noktada, kendi kendine yetebilmek. Yetemiyorsun aslında, yetemediğini öğreniyorsun.
Mesela, üşüyorsundur. Hem de çok… Ama yaşayasın bile yokken üşümek çok basit bi’ olumsuzluktur senin için.
Uyuyamazsın; düşünürsün, kurarsın, hayal edersin, üzülürsün… Bitip tüketir bu ruh iniş-çıkışları. En sonunda bu bitiklikten uykuya teslim olursun. Kısa sürer bu uyku, rüyanda da rahat yoktur zira.

Sağa dön, sola dön; rüyanda da ağlarsın. Uyanırsın birden; gözyaşların rüyandan gerçeğe taşmış.
‘Bu nasıl bir durumdur ya!?’ diye isyan ederken, ağlamadan duramazsın. Kendi tükenişinin seyircisidir insan…
Herkesten saklarsın her şeyi… Kimse bilmemelidir. Eleştirilere, telkinlere, boş laflara harcayacak ruhun yoktur. Kendi kendine kalmaktır en doğrusu… Dikkatli olmalısın, ağzından sevgin taşmamalı. Bi’ tek O bilse, yeter aslında. O ise, bi’ haber yaşar gider hayatını. Daha da eksilirsin…
Yazarsın, yazarsın da hiçbir sözcük, hiçbir cümle karşılamaz durumunu. Hiçbiri yetmez his derinliğini ifade etmeye… ‘Ben neden yazıyorum ki?!’ dersin, sorgularsın ruhunu. ‘Ben ona söylemek istiyorum her şeyi’ dersin ama bilirsin ki imkânsız. Saçma sapan da olsa yazmaya devam edersin, tıpkı benim şu an yaptığım gibi. Yazarsın, ellerin üşür; üşümekten hissizleşir. Yine de devam edersin, eksik yazılmamalıdır hiçbir his. Her cümle bir umuttur, ‘belki hissimi daha iyi ifade eder bu seferki’ diye.
Oysa ki, hepsi birbirinin aynısıdır. Kelimeler farklı, içerik aynı. N’apabilirsin ki… ‘Sensizken elimden gelen bu kadar’ diye yazarsın, bu benzer cümlelerin sonuna.
Aynı şeyleri yazıp yazıp saçmaladığının farkında olmak da bir erdemdir. Bu erdemi severken yaşatabilmek, zoru başarmaktır.
‘Olsun’ dersin, her zamanki gibi. Çünkü, yazmaktan başka çaren&yolun yoktur.
Diyebilirsin ki ‘yazdım da ne oldu?’. İçinde biriktirirsen nefes alamazsın, bana inan. Ya yazacaksın ya da konuşacaksın şehirle, duvarlarla, odanla, müzikle, denizle, geceyle, yağmurla, gözyaşlarınla…
Bu arada, gözyaşı demişken belirtmeden geçemeyeceğim bir nokta var. Gözyaşlarını akıtırken iyi düşün, her damla O saklı&ona dair. Ona ait her şey çok değerli; dolayısıyla gözyaşlarına iyi bak, özen göster. Gözyaşlarını silerken dikkat et, sevgin acımasın…
Hm… Ne diyordum. Yazabilirsin ya da konuşabilirsin, demiştim. İkisini de yapabilirsin tabi ki… Mesela ben, hem yazıyorum (şu an olduğu gibi), hem de konuşuyorum sessizce. Ama dikkat et, daha önce de dediğim gibi, sevgini konuşurken kişilerden uzak dur. Nefes almayan her şeyle konuşabilirsin, en doğrusu bu. Karşılıklı konuşabileceğin tek kişi, O olabilir. Olamayacağına göre şansımızı zorlamaya da gerek yok.
Özlersin, özlersin de bi’ türlü dindiremezsin onu görme isteğini. Ruhun, hissin ona iter seni. Resmine bakarsın, sesini hatırlarsın, gülüşünü hayal edersin… ‘Bi’ görsem, bi’ duysam’ dersin, keşkelerde kaybolursun da küçük bir umut bile tutmaz elinden. Hayat, seni tüketmekten mutluluk duyuyor, gibi gelir her solduğun an.
Bu yazı da benzerlikler içeriyor; ana düşünce&ana tema ‘O’, anlatılmak istenen de ‘O’.

İşte böyle ‘ben ne kadar çok saçmaladım’ hissine aldırmadan devam edersiniz yazmaya…
Aslında sadece ‘seviyorsunuz’dur. O’nsuz, onu sevmek kolay değildir. Hepsi bu.
Bilmeyen, sevmeyen anlamaz. Onları… boşver, gül&geç!

Son(suz) tavsiyem,
Yaşa, hisset, sev, tüken ama ‘kendi kendine’… Senin içinde, olsun bitsin her şey…
*
Bu gün… Solgunluk günü.
Kutlanacak bir şey yok, sevene her gün ‘solgunluk günü’.

Bi’duysam, bi’ görsem’ iyi olurdu, aslında.
Solgunluk Günü’müz kutlu olsun.

İlgili şahıs’A’… sonsuz sevgiler…

(14 Şubat 2013, İzmir)

*

Başak GÜZEL

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

...İçsel yolculuk...paralel değil dibe doğru,kendi obruğuna doğru...içsel yaşam,solgunluk..."hiçbir sözcük,cümle,karşılamaz durumu"...yanından bile geçmez bazen "hiçbir şiir hiçbir roman hiçbir film...hiçbir hiç..."...en güzelinden bir solgunluktu okuduğum...eyvallah...

nedim üstün 
 18.11.2015 16:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 26
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 439
Kayıt tarihi
: 12.07.11
 
 

Yazan & Okuyan & Sorgulayan   Burç : Başak Yükselen burç : Koç İlk nefes: 22 Eylül 1983, Perşembe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster