Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Eylül '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
453
 

Solu siyasete davet etmek

Solu siyasete davet etmek
 

Benim makinemden arabamın vites kolu. Deneme çekimi yapmaktı amacım ama nedense çok beğendim.


Başbakanın, doğrudan isim vermese de, Doğan grubu gazetelerine yönelik boykot çağrısı, bu ülkedeki muhafazakârlarında demokratikleşme eğiliminde olduğu ya da olması gerektiği konusunda fikir yürüten benim bile yüzümü kızarttı açıkçası.

Başbakan’ın bu açıklaması ve aldığı tepki, bu zihniyetin demokratikleşmesi yönünde aşılması gereken bir adım mı, yoksa bir türlü atamayacakları bir irinin sıradan bir yansıması mı, sorusunun cevabını vermek kolay değil.

Siyaseten yükselmek, başarı göstermek, onaylanmak, takdir toplamak siyasi aktörleri hoşgörüye, uzlaşmaya ve dolayısı ile demokratikleşmeye meyillendirirken, düşüş dönemleri, başarısızlık, beğenilmezlik ve eleştiri almak tam tersi yönde etki yapar.

Türk siyaset genetiğinin gereği olarak AKP’de yavaş yavaş iktidardaki miadını doldurma ya da inişe geçme dönemine yaklaşıyor. Elbette dünden bugüne olacak bir süreç değil. Ama elbet olacak. Sorun bu iniş sürecinde, yükselirken hissettirdiği demokratikleşme eğilimini devam ettirecek mi, yoksa siyasi başarıya maske olarak gördüğü demokratikleşmeyi çekip bir kenara atacak mı?

Bunu şimdiden kestirmek zor ama görülen eğilim ikinci şıkkın geçerli olacağı yönünde. Sağ siyaset halen kaybetmeyi hazmeden bir gelenek yaratabilmiş değil. Adnan Menderes’in, 27 Ekim 1957 seçimlerinde, sıkıntılı geçen seçim gecesinde (DP %47,9, CHP 41,1 oy almıştı ve büyük olasılıkla o dönemler genellikle sehir merkezleri sonuçları geldiği için CHP uzun süre seçimi önde götürmüştür), “Allah’ım bir daha bana böyle bir seçim gecesi yaşatma” dediği rivayet edilir. Allah’ın Menderes’in bu duasını kabul ettiğine şüphe yok elbette. Ama sorun, pragmatist sağ zihniyetler için iktidarı kaybetmenin siyasi hayatın sonu olduğu anlamına geldiği.

Turgut Özal’da zamanında benzer şekilde “ben muhalefet olmam” demişti. Onunda siyasi hayatı da hiç muhalefet yaşamadan bitti. Siyaset tarihinin ilk seçiminde iktidarı ele geçiren AKP ve Tayyip Erdoğan’a da, muhalefet olmanın zor geleceğine, kabullenmek istemeyeceklerine şüphe yok.

Ancak tüm bu kabullenmezliğin arkasında, iniş sürecinin siyasetin normal dinamikleri ile yaşanmamasının etkileri oldukça fazla. Yani bir sağ parti toplumun tercihi olmaktan çıkarken, toplumun desteğini alan bir sol partinin siyasi süreçte güçlenmesi ile yaşanan bir iktidar değişimi söz konusu olsa, sağ bir parti istedikleri kadar anti-demokratik eğilimli de olsalar, her ne kadar kabullenemeseler de, ister istemez süreci boyun eğmek zorunda kalacalardır.

Sağ siyasi aktörleri ve AKP’yi demokratlık konusunda daha tutarlı yapacak olan şey, demokrat bir sol siyaseti yaratabilmek.

Bu ise bence ülkenin en büyük sorunu. Bugün Tayyip Erdoğan’ın boykot çağrısını eleştirenlerin tamamı, henüz bir yıl önce Cumhuriyet Mitinglerinde aynı yayın grubuna yönelik boykot naraları atıyorlardı. Elbette bir Başbakan ile toplumsal bir kesimin boykot çağrısı aynı anlama gelmez. Ama birbirinin tam zıddı anlama geldiğini de kimse söyleyemez.

Toplumun genellikle geri kalmış kesimlerine, yoksullara, çiftçilere, işçilere, inançlılara, Kürtlere güven verebilecek ve toplumun daha geniş kesimleri olan orta alt ve orta sınıfın refah, kalkınma ve özgürlük beklentilerini karşılayacak bir sol parti, önümüzdeki yerel seçimlerde olmasa da, üç seneden az kalan (son anayasa değişikliği ile seçimler dört yılda bire indi) genel seçimlerde ciddi bir başarı kazanabilir. Oysaki bu seçime girecek en kitlesel sol partinin bu en geniş kesimlerle neredeyse hiçbir bağlantısı yok. Çünkü süreci siyasi olarak algılayan bir zihniyete sahip değil.

Aksine topluma, sorunlarına, problemlerine çaresizlik ve tıkanmayı vaat eden bir zihniyet mevcut. Eski çözümsüzlere sadık kalmayı siyaset zannediyorlar. Oysa giderek güçlenen bir orta sınıfı olan Türkiye toplumu, gerek iç gerekse de dış siyasette yaratıcı, akılcı, rencide etmeyen ama uzlaşmaya sıcak bakan öneriler, politikalar bekliyor. Diğer anlamıyla, 1970'lerin "bu düzen değişecek" söylemi ve politikalarına sahip bir bakış açısının tam zamanı.

Bu sürecin yeni bir zihniyeti ve oluşumu zorunlu kıldığına şüphe yok. Aksi durumda, iktidarı terk etmek istemediği için hırçınlaşacak bir AKP ile, onu demokratik yöntemlerle alt edemeyeceğine inanmış bir sol zihniyetin bu ülkeyi yeniden tıkanmaya götüreceğine şüphe yok.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

başka bir şey demiyorum, herşey ortada.

kartal0634 
 19.10.2008 0:43
Cevap :
Sayın Kartal, işkence dolayısı ile ölen insan, bu ülkenin kanına işlemiş diktatörlüğün, faşizmin yeniden hortlaması nedeni ile öldü. Sen o düzeni korumaya çalışan, devletin toplum ve insan karşısında üstün olması gerektiğini düşünen, 12 eylülle inşa edilen bir düzenin savunucususun. Bu işkencelerin hasını yapan ve şu an darbe girişimi suçlaması ile cezaevinde olan insanları savunarakta bunu gayet iyi gösteriyorsun. Bu durumdan rahatsız olan sivil siyasette, ne kadar beğenmesekte bu ülke tarihinde ilk kez işkence mağdurundan ve ailesinden özür diledi. İşte bu nedenle bu zihniyet senin zihniyetinden daha ilerde, daha insancıl. Zaten yorumlarındaki öfke ve nefrette, artık yazılarımı objektif okuma becerini kaybettiğini fazlası ile gösteriyor. Birde senin savunduğun insanların yıllarca süründürdüğü, mapus ettiği, öldürdüğü sosyalistleri savunmaya çalışma, hiç inandırıcı bir duruş değil.  19.10.2008 13:03
 

Sayın kartal0634'e verdiğim yanıtta yanlışlıkla "sevgili yeşilsoğan" diye başladım. Aynı vakitlerde sayın yeşilsoğan'ın bir yazısına yorum yaptığımdan bir anlık şaşkınlıkla rumuzları karıştırdım. Yorumun sahibi kartal0634'den, hatamla hiç ilişkisi olmayan yeşilsoğan'dan ve diğer okurlarımdan özür dilerim, saygılarımla

Bibliyofil 
 04.10.2008 16:55
 

Bırakın yazarları,aydınları şurada blog yazarken bile insanlar artık tedirgin olmaya başladı. Acaba burada yazdıklarımdan dolayı bir gün benide içeri alırlarmı diye. kusura bakmayın ama bu rejimi kuran bahsettiğiniz soldaki insanlar değil, sizin alkışladığınız insanlar. Onların özgürlük anlayışları, aynı ab deki gibi sadece kendileri için geçerli. Onlar gibi düşünmeyen hiç bir düşünceye tahammülleri yok. Bu gün benim gibi düşünen insanlara uygulanan baskı merak etmeyin yarın size de uygulanacak.O zaman da ab uyum yasaları bunu gerektiriyor diyebilecekmisiniz merak ediyorum. Saygılar...

kartal0634 
 03.10.2008 22:06
Cevap :
Sevgili yeşilsoğan, senin ulusalcı zihniyetin 12 eylülün ardından bu ülkenin topraklarında tüm hürriyeti ile dolaşırken, bu ülkenin gerçek aydınları, solcuları, hapishanelerde, gözaltılarda, yurtdışı sürgünlerinde, yurtiçinde kaçak halde dolaşıyorlardı. Sen bu ülkede rahat rahat üniversiteye giderken başı örtülü kız okulun kapısından içeri alınmıyordu. Kamber Güneş mabusta başka dil bilmeyen annesi ile hapiste ana dili ile konuşamıyor, bu gün senin aklının kenarından geççmeyen işkencelere maruz kalıyordu. Sen bu gün kalkmış, toplasan 100 kişi etmeyen ve hakkında ciddi iddialar bulunan kişiler gözaltına alındı diye, korkutmadan, yıldırmadan, baskıdan bahsediyorsun. Ben biraz vicdan diyorum, biraz vicdan. Şu an bir ulusalcı benden daha rahat ve özgür düşüncelerini ifade etme hakkına sahiptir bu ülkede. Hemde bana küfür mahiyetinde "liboş" diyerek, kolayca bana "vatan haini" diyerek, "satılık" diyerek, Sen daha hangi baskıdan bahsediyorsun, tabi sizin özgürlüğünüz sadece sizedir bilirim,  04.10.2008 16:52
 

Öncelikle sizi bilimsel olmaya davet etmek zorundayım. Israrlı bir sübjektif bakışın içindesiniz... Sivil toplum eylemlerinde bir markayı boykot etmek kadar demokratik bir davranış biçimi yoktur. Bu dünyanın her yerinde vardır. Ama bir devlet başkanının/başbakanın, böyle bir çağrıyı yapması demokrasiyle uzaktan yakından bağdaşmaz. Türkiyenin G.doğusu sahipsiz bırakılmıştır. Ya Kuzey doğusu sahipli midir? Ankaranın kaç km doğusu sahiplidir. Bu sorunun Kürtlükle Türkle alakası var mı. Toroslardaki Türkmenlerin halini bilir misin paşam? DTP milletvekilleri PKK ünüformasıyla miting yapıyor, bayramda terörist evlerini ziyaret ediyor, birlikte vatana lanet yağdırıyorlar. Sana içten bir soru: DTP nin demokrat olduğuna inanıyor musun? DTP faşist mi değil mi? DTP öcalanın emrinde mi değil mi... Bu konuda senin kişisel fikirlerin nedir? Gelelim bana: Hayatı ilk algılamaya başladığım 13 yaşımdan beri bu karadüzenle ilişkilerim bozuktur. 15 yaşımda 82 de TSK ya hakaretten 16 gün hapis yatırıldım.

yeşilsoğan 
 03.10.2008 11:14
Cevap :
Sevgili yeşilsoğan, başbakanın böyle bir çağrıyı yapmasının antidemokratik olduğu konusunda sana sonsuza kadar katılırım. Sivil toplumun tepkisinin demokratik olduğu konusunda da. Ama iktidar olan ya da iktidar olmak isteyen arasında bir fark var mıdır? Ulusalcıların Doğan grubu boykotu, yine iktidar talep eden bir kesim olarak onlarda farklı bir zihniyet barındırdığını sana düşündürür mü? DTP'nin demokrat olduğu kanaatinde değilim. Ama kesinlikle olmaları gerektiğini düşünürüm. Çünkü bu ülkede farklılığını koruyan bir kesim var ve onlar istesekte istemesekte bu kesimi temsil ediyorlar. Bu ülkede huzurlu ve mutlu yaşayabilmek için bu farklılığı olan kesimi yok etmek değil, varlıklarını değerleri ile birlikte kabul etmek gerektiğini düşünüyorum. Bu sürecin toplumu ve temsilcilerini demokratlaştıracağını ya da Kürt toplumunun temsilcisi olma sıfatını yitireceklerini biliyorum. DTP içinde de, daha önce SHP'de siyaset yapan barış yanlısı, demokrat bir sürü insan mevcut, saygılarımla  03.10.2008 12:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1721
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster