Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ocak '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
651
 

Solun insancıllığı ve kutsallığı... (II) / ''3000'e Doğru''

Solun insancıllığı ve kutsallığı... (II) / ''3000'e Doğru''
 

Mazlum Doğu'nun Işığı,toplum kuramcısı, ''İbn Haldun''... (1332-1406) / Karl Marx'ın öncülü...


“Adalet mülkün (devletin) temelidir”. Hz.Ömer

Yazımızın ilk bölüm başlığındaki hadiste, fakirliğiyle övünen islam peygamberi Hz. Muhammed' in hitap ettiği kişi olan, Ebu Zerr el Gıfari, peygamberin eşinden ve Hz. Ali' den sonra İslamı kabul etmiş ikinci kişiydi!... Ve onun en çok değer verdiği sahabelerden biriydi...

"Ben bu sonsuz varlık aleminde beni Allah'a götürecek bir iz bulmuşum. Aklın tartışma ve analizle, ona ulaşması mümkün değildir. Çünkü O, tüm bunlardan daha büyüktür ve hiçbir şey O'nu kapsayamaz" diyen Ebu zerr el Gıfari, peygamberinin yolundan sapmamış, altın ve gümüş biriktirip sermaye yapanlara, Şam'da, Bağdat'ta ve Medine'de konforun içine düşüp, kendilerini seçkin addetmeye başlayan saraylı ve büyük tüccarlara , yani gerçek İslam'a hızla yabancılaşanlara karşı, yoksul ve sefil halde yaşayan insanların haklarını şiddetle savunmuş, sözümona elit, ama Hz..Muhammed'in islamına yabancılaşan devlet yöneticileri emirlerin de tepkisi alıp, Halife Osman'a şikayet edilmiş(!), bir düşün ve eylem insanıydı!...

Hz.Muhammed, ölen ilk oğluna atfen, Kasım'ın babası (Ebu'l- Kasım )olarak çağrılmaktan hoşlanırmış!...Bu yüzden Ebu Zerr'in, ondan derlediği hadislerde böyle başlıyor: "

“ Dostum Ebu’l-Kasım dedi ki:

“Üç şey ortaktır: Su, ateş, mera. Bunlardan alınacak bedel de haramdır.” (İbn Abbas’tan: Kütüb-i Sitte; hadis no: 772

''Altına tapanlara lanet olsun! Gümüşe tapanlara lanet olsun!” (Ebu Hureyre’den; Tirmizî, Zühd 42, (2376)....

Altın ve gümüş (biriktirenler) kahrolsun!” diye haykırdı ve bunu üç kere tekrar etti. (Abdurrezzak’tan; Kutüb-i Sitte; Zekat, 2011, İbn Kesir; Tövbe 34. ayet tefsirinde)....

“(Ey Âişe! Cennette) benimle olman seni mutlu edecekse dünyada bir yolcunun azığı kadarı ile kifâyet et. Sakın zenginlerle sohbet arkadaşlığı etme. Bir elbiseye yama vurmadan eskimiş sayma.” (Aişe’den; Tirmizî, Libâs 38, (1781).

“Allah’ım, beni yoksul olarak yaşat, yoksul olarak ruhumu kabzet, kıyamet günü de yoksullar zümresiyle birlikte haşret.” Âişe sordu: “Niçin ey Allah’ın Resûlü?” “Çünkü”, dedi, “Onlar cennete, zenginlerden kırk bahar önce girecekler. Ey Âişe! yoksulları sev ve onları meclisine yaklaştır, tâ ki Kıyâmet günü Allah da sana yaklaşsın.” (Aişe’den; Tirmizî, Zühd (2353).

''Hiçbir nebinin süslü püslü bir eve girmesi doğru olmaz” (Hanbil; 5/221, Ebu Davud; Atime, 8, İbn Mace; Atime, 56).

“ (Miraç sırasında) cennetin kapısında durup içeri baktım. Oraya girenlerin büyük çoğunluğunun yoksullar olduğunu gördüm. Zenginlerin cehennemlikleri ateşe gitmeye emrolunmuşlardı, geri kalanlar da mahpus idiler…” (Üsâme İbn Zeyd’den; Buhârî, Rikâk 51, Müslim, Zühd 93, (2736

Yanıbaşında komşusu aç iken tok yatan mümin değildir.”(Kenzu’l-Ummal; Hadis No: 24904).

Dostum Ebu’l-Kasım (öldüğü vakit geride) “Ne dinar, ne dirhem, ne köle, ne cariye ne de başka bir şey bıraktı. Onun bıraktıkları beyaz katırı, silahı ve yakınları için tasadduk ettiğiydi.” (Amr İbnu’l-Haris el-Huzâî’den; Buhârî, Vesaya 1, Cihad 61, 86, Humus 3, Megazî 83; Nisâî, Ahbas 1, (6, 229)

Hz.Muhammed, peygamber olmadan önce, gençlik yıllarında Mekkede o zamana özgü, bir sivil toplum örgütüne girmişti!...Bu yapılanmanın adı, erdemli İnsanlar İttifakı anlamına gelen, ''Hilfu'l Fudul'' du... Aynı zamanda kurucuları arasında yer aldığı bu örgüte, 'adalet üzerine and içip, yemin ederek girmişti!... Bu yapılanma, Kabe'de haksızlıkla karşılaşan, Mekke'ye dışardan gelen ve haksızlığa uğrayan, zulme maruz kalan garibanları, ve gene yoksul ve kimsesizleri, Mekke yolunda yolu kesilip soyulanları, koruma ve kollama amacıyla kurulmuştu!...

İşte, insana bir anlam kazandırmak; kişiyi, tarihi, toplumsal yaşamı ha­rekete geçirmek gibi bir misyonu yüklenmiş olan İslamın öncüsü ve yoldaşları, böylesi bir yapı içindeydiler... Allah'ın sahip olduklarına inandıkları mala ve mülke, hiçbir zaman kurallandırılmış bir yeterlilik dışında sahip olmaya çalışmadılar!... Ebu Zerr el Gıfari gibi, Hz.Ali, Hz.Ebubekir, Hz.Ömer'de bu dünyadan göçerken, ışıkları dışında geriye çok fazla bir şey bırakmadılar!... VI. yüzyılın , geçimlerini tarım ve hayvancılıkla ve de küçük el sanatları ve ticaretle sağlamaya çalışan tarım toplumlarında da, suyun, ateşin ve hayvanların otlatılacağı meraların, toplumun ortak mülkiyetinde olmasının söylendiği ve istendiği bir toplum, acaba nasıl bir toplumdur?...

İslamın doğuşundan yaklaşık yedi yüzyıl sonra yeryüzüne gelen, Doğu'dan yükselen ışıklardan biri olan İbn Haldun, bir anlamda, dünyada akademik kişiliğinden en çok bahsedilen bir bilim insanı olan Karl Marx'ın yüzlerce yıl öncesinden gelen öncülerindendi!...

Ona göre, amel ve sa’y (emek, çaba, hizmet, mesai, iş, çalışma) bütün iktisadî faaliyetin temelidir. Emekle elde edilen şeye rızk, kesb, künye, iktina, müktena (birikim, terâküm), menfaat, istifâde, fayda, hâsıla ve kâr, mefâd, servet, sermaye, zâhire adını verir. Ona göre emekle üretilen malın bir kıymeti (değer) vardır. Bu değer o malı meydana getirmek (tahsil) için harcanan emeğin değerine denk ve eşittir.(Mukaddime, s.889)

''Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer." diyen, doğu uygarlığının büyük kuramcısı İbn Haldun'a göre, Doğanın nasıl yasaları varsa tarihin ve toplumsal olayların da bir yasası olmalı” dır!... Ve ona göre, '' bir uygarlık, her zaman bir diğer uygarlıkla kıyaslanamaz; çünkü onlar bir nokta üzerinde birbirleriyle benzeşebilirlerse de, diğer bütün noktalşarda birbirlerinden, ayrılabilirler''...

Ona göre, ekonomik yapılanma yani, geçim şekilleri ve kazanç yolları dörde ayrılır.

Bunlar;

1- Zirâ’a (tarım, çiftçilik/maddi üretim), 2- Sınâ’a (bilim, kültür, el sanatları ve manevi üretimler) 3- Ticâre’ ( mal alım-satımı) 4- İmâre’ (emirlik, idarecilik gelirleri)dir.

Cemil Meriç, büyük bir toplum bilimci olan, İbn Haldun'u, ''Göklere yükselmiş bir kartal'' ve aynı zamanda, '' Şark'ın semasında bir kayan yıldız'' olarak tanımlar!...

Şöyle diyor İbn Haldun:"

"İnsan her zaman, kendini yenende bir üstünlük bulunduğuna, ona boyun eğilmesi gerektiğine inanır. Ya, çok saydığı için onun üstün olduğuna inanır. Ya da, ona boyun eğmenin, onun doğal galibiyetinden ileri gelmediği ve onda bir üstünlük bulunduğu yolundaki yanlışa kapıldığı için inanır. Düşünce ve inancını bu yanlışlığa bağlayınca, artık galibin tüm yol ve yöntemlerini benimser ve ona uymaya çalışır.

Bu yanlış nedeniyledir ki, yenik olanı her zaman yenene benzeme çabasında görürsün: Giyiminde-kuşamında, binitinde-bitişinde, silahında, bunları yapış-kullanış yönteminde ve bunlara verilen biçimlerde, bunlardan başka konularda, başka durumlarda benzeme çabasında bulursun .

Başkasının egemenliğine girip kendi işlerini başkasına bıraktıkları, köleleştirerek başkasının birer aracı ve ele bakıcısı durumunda geldikleri zaman, insanlarda bir tembellik ve uyuşukluk baş gösterir. İleriye dönük düşünceler azalır, nüfus artışı ve toplumsal yaşam gücünü yitirir. Nüfus artışı ve toplumsal yaşam olanaklarına ilişkin çabalar, ileriye dönük güçlü düşünce ve amaçlara bağlıdır.

Uyuşukluk yüzünden ileriye dönük umutlar ve düşünceler sönerse, umutlara götüren durumlar yitip giderse ve bunun yanında bir de yakınlık bağı üzerlerindeki egemenlik ve baskının gücü altında ezilip yok olursa, insanların toplumsal yaşam olanakları yolundaki çabalar eksilik, uygarlığa yönelik çalışmaları azalır, kazanç, üretim ve çalışma yolları dağınık, önemsiz duruma gelir. Bunun sonucunda kendilerini savunamaz olur o insanlar. Çalışma güçleri, sevinçleri kırılmıştır artık. Her güçlünün zoru karşısında boyunlarını büküp yeniliverirler. Her yiyene lokma olurlar. Bir uyuşukluk çöker ona. Karnını doyurmaya ve ciğerlerini serinletmek için su içmeye bile üşenir.

Başkasının boyunduruğun altına geçmiş olan toplumun eksilmesi ve çöküntüye gidişi, o toplum yok olup silininceye kadar devam eder .''...

(devam edecek...)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

mahiyetinde olacak ama değerli şair -yeni köşe yazarı- Özdemir İnce'nin bir tanımlamasını da burada iletme gereği duydum: " Fransız Devrimi ve ardından gelen "Aydınlanma dönemi" eşitlik-özgürlük ve kardeşlik temelinde üç ana ilke üzerinde yükselmişti. Kapitalizm bunlardan "özgürlüğü" aldı-benimsedi- eşitliği dışladı. Reel sosyalizm ise eşitliği aldı "özgürlüğü" dışladı. Kardeşlik ise her ikisinde de öksüz ve yetim kaldı. Değerli çabanız için içten teşekkürler ve dostça selamlarımla...

Ersin Kabaoglu 
 01.02.2010 17:46
 

bilginin bereket yağmurları değil,asitle karışarak yağdığı çağımızda,saf suyu asitten ayırarak doğruyu arıtmak zorundayız.Önümüze gelen her biligiyi,hatta geçen bir yorumda belirtmiştim,atasözlerini,bize aktarılmış tüm toplumsal belleği bakımdan geçirerek,saflaştırmak zorundayız.Önyargılardan kurtulmuş,tarafsız,objektif(Tanrısal)bir bilinçle,bizi özümüzden ayırarak,araya giren tüm zararlı,bölücü,çürük,ötekileştiren,lahananın katmanları gibi,bozuk yaprak ve katları,keskin bir zekayala yakalaarak koparıp atmak gerekiyor.ŞARTLANMALARI SOYUNARAK,ideal olanı yakalayabilmek adına,UYANIK,AYIK bir birey, ve bu bireylerden oluşan bilinçli bir toplum yaratmamızI,gereksinim duyarak yorumda açıkladığınız,gİrişim ve çalışmalarla,evrenin dilini hep birlikte çözmek gerekiyor.Buna gönüllü yürek taşıyan fikir ,niyet ve çalışmalaınıza teşekkürlerimle,OLUŞTURMAYA niyet ettiğiniz toplumun parçası OLMAM DİLEK VE SEVGİLERİYLE...

Şerife Mutlu 
 25.01.2010 9:30
Cevap :
Hep birlikte güzelliklere, iyiliklere... Dün TV'de, Abdüllatif Şener'i kararlı ve kendinden emin bir şekilde,sağda merkez bir partiyi inşa etme süreci içinde gördüğümde, Türkiye Solu'nda da ,böylesi bir kitle partisine zorunlu bir gereksinim olduğunu bir kez daha düşündüm... Ve bunun için de, sorumluluk bilinciyle, birey olarak ve yurttaşlık temelinde,her ilerici, demokrat, yurtsever insanlarımızın ve gerçekten inanmış, sorgulayıcı müslüman insanlarımızın da, bir şeyler yapması gerektiğini tekrar düşündüm!...Bir arkadaşımın gönderdiği, Işıl Özgentürk'ün ''Anne Sol ve sağ ne demek?...''isimli yazısına ait bir Mail'i de açıp, okurken gülümsedim!... (http://edebiyatgalerisi.net/alinti-eserler/sol-ne-demek-isil-ozgenturk.html )Sevgiyle.Dostça selamlarımla.  25.01.2010 13:39
 

bu değerli bilgilerin içime düşürdüğü,yeni bilgilerin seviciyle,EMEĞİNİZE en içten teşekkürlerimle...

Şerife Mutlu 
 22.01.2010 13:38
Cevap :
Hep birlikte, evrenin dilini çözmeye çalışırken, ''Doğu'nun İşığı''nı da, hep birlikte yakalamaya çalışmak dileklerimle bir katkı sunmak istiyorum; blog okurları ve blogdaşlarıma..Ve ön yargısız ve dikkatlice de izlemelerini istiyorum,bu yazıları!...Ayrıca, Sol'da yeni bir yapılanma süreci başlatılırken, aslında bu topraklarda yaşayan insan ve değerlerinin analizine küçük de olsa, bir katkı sunmaya çalışmak, bir türlü batılı anlamda sınıfsallaşamamış mazlum doğunun ve insanının tarihten gelen sosyal,kültürel ve de dinsel değerlerinin batıdan da,uzak doğudan da farklılığa değinebilmek istiyorum!... Tanzimattan bu güne kadar evrilip gelen, resmi ideolojinin ve ona puta taparcasına,bilimden ,sorgulamadan uzak uzak, bir yaklaşımla taraf olan,iyiniyetli,çıkarsız insanlarımızın,ezberlerine her yönde bazmaya çalışmak da istiyorum!...Ülkede izler(!), kasten birbirine karıştırılırken,hem insani hem de yurttaşlık sorumluluğunun getirdiği bir görev,bu olsa gerek!. Sevgiyle, dostça selamlarımla.  22.01.2010 16:56
 

Yoksulluk üzerine yapılan bu methiyelerin nedeni insanların yokussuluğuna isyan etmemesi ve zenginlerin mallarını ve mülkünü tehlikeye atmaması için verilen telkinler ve onların içinde bulunduğu yoksulluğa isyan etmemeleri için bir propaganda ikna yolu olmasın? Sevgiler

Ayhan ÖZTÜRK 
 22.01.2010 12:46
Cevap :
Yok Ayhancığım, tam tersi!...Babasız büyümüş, ilk gençlik döneminde bile, haksızlığa başkaldırıp, yoksulu koruyan, acze düşene yardım eden bir kişinin, peygamberi olduğu bir dinden söz ediyoruz ki, servet birikimine karşı, paylaşımcı bir dinden!... Bu din, benim bilebildiğim kadarıyla, Halife Osman'dan sonra, özellikle de, fetihlerden gelen maddi birikimlerle, özünde, bozulmaya başlıyor!... Muaviye zamanında bu bozulma zirve yapıyor, fikren ve dinen ters düşenlere karşı, katliamlar başlıyor vs... Yazıdan amaç; dünyayı, İslam dünyasını ve tüm dinamikleriyle bu ülkeyi dıişardan yönetme gayreti içinde olanlara ve onun dünyanın her yerinde olduüğu gibi,bu ülkede de var olan işbirlikçilerine karşı,demokratik platformlarda bir kitlesel mücadele verirken bilgili ve birikimli bir duruş sergiliyebilmek!... Özellikle yeniden yapılanmaya çalışan,''Yeni Sol''un, kitle tabanını belirlemeye çalışırken, ayaklarının bu topraklara iyi basmasına, ufak da olsa, bir katkıda bulunmak! Dostça selamlarımla  22.01.2010 16:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 392
Toplam yorum
: 729
Toplam mesaj
: 164
Ort. okunma sayısı
: 4375
Kayıt tarihi
: 12.03.07
 
 

İstanbul doğumluyum. Sağlıklı beslenme, yüzme, doğada yürüyüş ve çevre özel ilgi alanlarım. Şiiri ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster