Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Şubat '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
363
 

Solun sonunu getiren Üçüncü Dünya demokratlığı

Solun sonunu getiren Üçüncü Dünya demokratlığı
 

Kavramları birbirlerinin içine karıştırıp, birini diğerinin yerine kullanarak çok büyük yanlışlıklar yaratılıyor. Özellikle bu alışkanlık son yıllarda sıkça yapılmaya başlandı.

Örneğin, ulusalcılıkla solculuk aynı şeyi ifade etmek için zaman zaman birbirinin yerine kullanılıyor bugün.

Batı normlarına uygun sistem yaratmaya çalışan ve bunun için sınıfsal çelişkilerden yoksun bir korporatizmle birleştirici rol üstlenen ilerici bürokratların solcuymuş gibi gösterilmeye çalışılması çok ciddi bir kavramsal yanlışlık yaratmaktadır.

Bir şarkı sözünden alıntı yaparak aslında Türkiye’de neyin eksik olduğunu daha çarpıcı bir şekilde gösterebiliriz. Bulutsuzluk Özlemi’nin 1990 tarihli Uçtu Uçtu Albümündeki Acil Demokrasi şarkısı ilginçtir sanki yirmi yıl önce tam da bugünkü tartışmaların üzerine cuk otursun diye yazmış bu şarkıyı.

Olağanüstü haller,
Geçiş dönemleri,
Sıkıyönetimler,
"Simdi sırası değil"ler,
Fikir suçları,
İdam cezası,
141-142
Adalet Mülkün Temeli
Çelişkiler keskinleşsin diye
Böyle mi geçsin ömrüm?
Acil demokrasi…

Türkiye’nin temel sorunu modernleşme hareketinin başladığı zamandan bu yana batı toplumlarının yaşadığı “çelişkilerin keskinleşmesini” bir türlü doğasına uygun şekilde doğru yaşayamamış olmasındandır.

Türkiye’deki temel çelişki 1830’lu yıllardan yakın zamana kadar ilericilik-gericilik ekseninde kalmıştır. Osmanlı’da burjuva sınıfı gelişmediği, var olanların dışa bağımlı veya ilişkili azınlıklardan (komprador) vs. oluştuğu için ülkenin modernleşme ve yenileşme çalışmalarını hanedan ile çatışmaya giren devlet bürokrasisi (işte burada hanedan ile bürokrasi bir anlamda temel çelişkiyi yaratmış oluyorlar,bürokrasi bunu kimin adına yapmaktadır” sorusu anlamlıdır. İlk anayasamız olan Kanuni Esasi’yi Abdülhamit’e kabul ettiren Mithat Paşa bir devlet adamıdır.) üzerine almıştır.

Kuşkusuz modernleşme devlet içinden yürütüldüğü için askerler de bu eylemin içinde aktif rol almışlardır. Çünkü savaşlarda ön saflarda askerler vardır ve batının modern ordularına geleneksel askeri yöntem ve silahlarla karşı koyamamışlardır; kazanmak için “onlar” gibi olmak gerektiği ana fikrini geliştirmişlerdir.

Ayrıca devlet bürokrasisi ilerici adımları yaptırabilmek için ister istemez ordunun desteğini aramış, ittifak yapmış; bu ilişki zaman içinde ister istemez tavuk ve yumurta döngüsüne dönüşmüştür.

Cumhuriyetin kendisi de böylesi bir modernlik arayışıdır. Kemalizm bir taraftan anlattığımız ilişkinin yapısal yerleşmesini sağlarken diğer taraftan da Türkiye’nin kendi burjuvazisini oluşturmak aslında sistemin doğru temeller üzerine oturması için de çalışmasını sürdürmüştür.

Varlık Vergisi, 6-7 Eylül Olayları bir anlamda yerli burjuva sınıfının zenginleştirilmesi süreciydi. Türkiye’de her zaman olaylar tartışıldığı; neden sonuç ilişkisi hiçbir zaman gözlemlenmediği için aslında tarihte yaşanan olayların ne anlama geldiğini yeterince konuşamıyoruz. Sağ olsun bugünün liberalleri de bunun üzerini örmek için olağanüstü çaba harcıyor.

Türkiye’de asker-sol ilişkisinin kurulmasına neden olan tek bir olay vardır; 50 yıl önce yapılan 27 Mayıs askeri darbesidir. 1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlükçü düşünceler, DP anti demokratik iktidarının asker eliyle yıkılması nedeniyle ordunun sol karakteri üzerine bir yanılsama oluşmuştur. Bundan sonraki hareketler beklentinin ötesine geçmemiştir. Bugün Ordu’yu göreve çağıran zihniyet de bunun tekrarıdır.

Ancak ne 27 Mayıs ne de bir başka darbenin solla ilişkisinin olmadığı hatta bizzat ABD tarafından yaptırıldığı çok net olarak görülmüştür.

1 Mart 2003 Irak tezkeresinin mecliste reddedilmesinden sonra savaşın ABD’li mimarının kendi çıkarlarının yerine getirilebilmesi için Türkiye’de bir süreliğine demokrasinin askıya alınabileceğini tartışabilmesi de dinamiklerin nasıl çalıştığını anlatması bakımından çok anlamlıdır.

Bürokrasi ya da asker bir sınıf değildir. Bu nedenle de sosyal çelişkileri onlara dayandıramazsınız. Araç olarak kullanırsınız.

Türkiye’de bugün olan şey, gelişen, ayakları yere basan, hâkimiyet ve hegemonya kurabilecek güce ulaşan burjuvazinin bütün araçlarla iktidarı teslim alma sürecidir.

Tam da bu noktada demokrasi mücadelesinin neresinde durulacağı önemli bir karar yeridir.

1989 öncesinde “reel sosyalizm” deneyimini yıkmak için liberalizmle ittifak yaparak, burjuva demokrasisinden yana taraf olan sosyalistlerimizin özellikle 1991’den sonraki gelebildikleri nokta “siyasal liberalizm” olmuştur. Reel sosyalizm sonrasındaki sürecin takibini “kuramsal planda” yapmamaları da aslında çizgilerinin ne olduğunu göstermektedir.

Bu anlamda dünün solcularının, sosyalistlerinin saf alışlarına göre bugün içinde bulundukları mücadelenin ne olduğu anlaşılmalıdır.

Hal böyle olunca blog yazarımız Bibliyofil’in yazısına attığı başlık “Üçüncü dünya ülkesi solculuğunun sonu”*** kendisinin ifade etmek istediği şeyin ötesinde bir çift anlama denk geliyor.

Kısacası bugün yaşanan değişim tamamlandığında ki eşyanın doğasına uygun şekilde ister istemez gerçekleşecektir, solun sonunu getiren bu üçüncü dünya demokratları ne yapacaktır?

Uzay Gökerman

***Üçüncü dünya ülkesi solculuğunun sonu

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bugüne kadar bazı şeylere uzaydan baktığını söylerdim. Mesela siyaset kategorisinde, düşünsel ürünün, olan bloglarına bitki/ kadın fotoğrafı koyman, hatta bir şarkıdan cümleler alıntılamanı bile eleştirirdim. Ama bu senin bakış açın, senin görselliğin. Bu da benim genişliğim, aydınlığım… Sanırım kendini yeni sol kavramı sorgulamalarından da dışlıyorsun. Kusura bakma ama sol, solculuk kitabi dünyanın fantazyası hiiç değildir… Yoksa bilime ters düşersiniz… Türkiye’yi 3. Dünya ülkesi görmemiş olmanız anadoludan, Türkiye insanının gerçeğinden nasıl ayrı düştüğünüzü ayrıca gösteriyor…

Ruksan İLDAN 
 09.02.2010 11:28
Cevap :
O zaman güzel bir yere gelmiş oluyoruz. Yeni sol nedir? bununla ilgili bir blog yazar mısın? Nasıl bir çelişkiden beslenir? Böyle herşeyi kapsayan, ben bunu da içine alıyorum dediğin şeyleri alt alta görelim, onun üzerinden konuşalım. Benim için milliyetçilik hiçbir zaman sol değildir. Ancak bugün ezilen etnikçilik sol oldu. Etnikçilik eninde sonunda milliyetçiliğe ve sonra da sağa dönüşür. Örnekleri tarihte vardır. Ben senin kusuruna hiç bakmam, merak etme. Yorumlarını özgürce yazabilirsin. :) 3. dünya ülkeleri emperyalizm tarafından yaratılmış ülkelerdir. Siz koca Anadolu kültürünü nasıl üçüncü dünya ülkeleriyle bir tutabilirsiniz? Üçüncü dünya ülkesi olmak üç tane ekonomik verinin sıralamasına bakmak mıdır? Ben Anadolu gerçeğine bakarak Türkiye'yi diğerlerinden ayırıyorum ki bu bizi zaten farklı kılıyor. size muhafazakar dediğimi nereden çıkardınız onu anlamadım. Olsa olsa liberal görüşlü biri diyebilirim. Değil mi? :)  09.02.2010 12:10
 

"Oysaki ben bunun tam tersini düşünüyor ve sivilleşen zihinlerin, solun gerçek düşün alanlarına erişebileceği tahminini yürütüyorum. Demokrasi ve özgürlükler sol için oldukça verimli bir sahadır çünkü." Bu cümlenin üzerine daha fazla düşünüp bir blog yazmak istiyorum. Tarih bize göstermiştir ki bütün düşünsel üretimlerin en yoğun olduğu dönemler çelişkilerin üst düzeyde yaşandığı zamanlardır. Abdülhamit İstibdadı aynı zamanda en yoğun örgütlenmenin ve fikir üretiminin olduğu dönemdir. Siz bugün Avrupa'da düşünsel bir hareket görüyor musunuz? Buyrun size özgürlük. Batı hangi savaşa karşı çıkabiliyor? Son yirmi yılda savaşlarda ölen insan sayısı dünya savaşlarında ölenlerin sayısını geçti. Dünyanın daha özgür bir dünya olduğunu iddia etmek mümkün mü? Kapımızda Yunanistan, Portekiz, İspanya krizi var. İzleyeceğiz... Katkıların için teşekkür ederim...

Uzay Gökerman 
 09.02.2010 9:38
 

Tüm bunları ortaya koyduktan sonra, “üçüncü dünya demokratı” olmakla anılmak bence anlamlı değil. Bununla neyi ifade etmek istediğini de tam olarak anlayamadım. Ama olayı o mertebede düşünsek dahi, Baasçılığa denk gelen üçüncü dünya solcusu olmaktansa, modern bir toplumda demokrasinin taşlarını döşeyecek üçüncü dünya demokratı olmayı tercih ederim. En azından binanın temeli için anlamlı bir katkı sağlamış olurum. Üçüncü dünya solculuğunu reddetmenin, neden sağa savrulmak olduğunu ya da temelli ve toptan solu inkâr etmeye denk düştüğünü de anlayamıyorum. Hele ki “solun sonunu getiren üçüncü dünya demokratlarının ne yapacağı” sorusuna hiç anlam veremediğimi de belirtmek istiyorum. Bu sahte yüzlü solu deşifre etme çabasının, nasıl solun sonunu getireceğini merak ediyorum. Oysaki ben bunun tam tersini düşünüyor ve sivilleşen zihinlerin, solun gerçek düşün alanlarına erişebileceği tahminini yürütüyorum. Demokrasi ve özgürlükler sol için oldukça verimli bir sahadır çünkü. Selamlar

Bibliyofil 
 09.02.2010 1:19
Cevap :
Sana karşı herhangi bir tanım yapmadım. Yazını referans olarak kullanmış olmak böyle bir sonuç çıkarmamalı. Anlaşılmayacak derecede çok duru cümleler kurduğumu düşünüyorum. Bu yazının içinde kendi tarafını bulmak istiyorsan da buna bir şey diyemem. Örneğin ben senin 1989 yılında ne yaptığını bilmiyorum. Ama 1991 yılına kadar neyi savunup sonra hangi taraf'a kaydığını bildiğim bir zamanlar fazlasıyla takip ettiğim aydınlar vardı. Mesele solu ortadan kaldırdıktan sonra hangi tarafta olacağınızdır. Zamanımız olursa yirmi yıl sonra nerede neyi savunuyor olduğumuzu izlemek keyifli bir süreç olacaktır. Çünkü bugünkü statüko zaten yıkılıyor. Hala onun üzerinden nemalanmaya çalışmak bir aydına yakışmaz. Artık yeni düşünselliğin kuramını okumak istiyorum. Benim sorunum bu. Yoksa sabah akşam sol kemalizme lanetler yağdırabilir, her gün ne tarafta olduğunu beyan edebilirsin. Tahmin etme Bibliyofil, ne olacağının düşünselliğini yaz.  09.02.2010 9:16
 

Bence, Doğan Avcıoğlu önderliğindeki, Yön Dergisi ve o zamanda o ekipte yer alan Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk gibi isimlerin asker ve solculuk arasında kurduğu ilişkiye tekrar göz atmalısın. Türkiye tahlillerini hangi dinamikler üzerinde kurduklarını kolaylıkla görebilirsin. Nihayetinde bu ülkede “sol Kemalizm” diye bir kavram da var ve onun nereye düştüğü bence son derece açık. Bu tahlillere göz attıktan sonra, sol ve asker arasındaki ilişkinin 1960’la sınırlandırılamayacağını anlayabilirsin. Ama daha da önemlisi, son yıllarda ülkeye musallat olan ulusalcı sol tezlerin hangi noktaya denk geldiğini ve nihai kurtuluş reçetesini kimlere havale ettiğini zannedersem sen de en az benim kadar iyi biliyorsundur. Bu fikrin bu ülkede hala sol adına ciddi bir kitlesel ağırlığa sahip olduğunu da inkâr etmemek gerekiyor. O kadar ki, evrensel sola dayalı yeni oluşumların önünü tıkayacak, hatta onları düşman gibi algılayacak kadar. (devam edeceğim)

Bibliyofil 
 09.02.2010 1:07
Cevap :
Türkiye'de solun ucundan köşesinden ilgilenen insanlar Yön Hareketinin ne olduğunu az çok bilir sanırım. Bu ilişkilere göz attığımızda ne öğrenmiş olacağız? Siz farzettiğiniz şekliyle hiç İlhan Selçuk'un içinde bulunduğu iktidar gördünüz mü? Kusura bakma ama ben yazılarımı iyi okuduğunu düşünüyordum. Bütün yazılarımda "sol" kavramının alanını daraltmaya çalışıyorum. Dünyada solun algısı ne ise onu merkeze almak istiyorum. "Dünyada sol böyle ama biz şöyle anlıyoruz" demek akla uygun mudur? Aynı şeyi tartışmış olur muyuz? Sol ile asker arasında iktidara yönelik herhangi bir ilişki olmamıştır. 27 Mayıs'ın DP'ye karşı olması onu sol mu yapmalıdır? Ya da özgür fikirli öğretim görevlilerinin yaptığı özgürlükçü anayasa yüzünden böyle bir sonuç çıkarılabilir mi? Bu şablonu bugünkü mücadeleyi bir karşıtlar birliğine oturtmak için özellikle ve mecburen yaratılıyor olduğunu görüyorum. Hem son cümleyi kurup hem de Türkiye'de solu böyle anlamaya, tanımaya çalışmak bir çelişki değil mi?  09.02.2010 8:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1894
Toplam yorum
: 2000
Toplam mesaj
: 77
Ort. okunma sayısı
: 1342
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster