Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Nisan '10

 
Kategori
Arkeoloji
Okunma Sayısı
1502
 

Sömürgeciliğin keşif kolları: Arkeologlar - I -Almanlar

Sömürgeciliğin keşif kolları: Arkeologlar - I -Almanlar
 

Ülkemizde arkeolojik araştırmaların tarihi 19. Yüzyılın ilk çeyreğinde başlayan kazı çalışmalarına kadar uzanır.

Bu kazıların bilimsel ve sömürge amaçlı olmak üzere iki temel nedeni vardır.

Bir yandan bakınca birinci dünya savaşında ülkemizin işgalinde öncü kuvvetler olarak görev yapmış olan bu arkeologların verdikleri zararın telafisi mümkün görünmezken diğer yandan tarihin gizli hazinelerini ortaya çıkarmış olan bu kazıların tarih bilimine büyük katkısını inkar etmek büyük nankörlük olur.

Osmanlı topraklarında batılı bilim adamlarının kazı çalışmalarına başlamaları Osmanlı Devleti’nin hasta adam olarak nitelendirilerek sanayileşmiş süper güçlerin bu toprakları ele geçirme emellerinin başladığı tarihe denk gelir.

Bu yüzyılda batılı bilim adamları Âsar-ı Atika adı verilen Osmanlı topraklarındaki eski eserlere karşı çok büyük ilgi ve alaka duymuşlar, ve eski çağlardan kalma bu kalıntılar üzerinde kazı çalışmalarına girişmişlerdir.

Aslında bu kazılar on sekizinci yüzyılın sonunda Napolyon’un Mısır’ı işgaliyle başlamıştır. Ve bir anlamda Osmanlı topraklarındaki kazılara Fransızlar öncülük etmiştir.

Fransızların Mısır’dan çekilmesinden sonra bu kazılar artarak devam etmiş, bunların yerini İngiliz arkeologlar almıştır. Ondokuzuncu yüzyılın ortalarında kazı merkezi Mısır’dan Orta-Doğu’ya kaymış, Mezopotamya bölgesi dönemin arkeolog ve mimarları için yeni bir cazibe merkezi haline gelmiştir. Sonraları Osmanlı büyükelçiliği yapacak olan İngiliz Sir Henry Layard’ın Mezopotamya bölgesinde sürdürdüğü Nemrud kazıları (1840) Yine Paul-Emile Botta tarafından aynı yıl Koyuncuk ve Khorsabad'da yapılan kazılar bölgede yapılan önemli ve büyük kazılardır. Ernest de Sarsc’in Tello’da , Jhon Peters’in (1888) Niffer kazıları da bu yüzyılda yapılan meşhur kazılardır.

Anadolu'da ise ilk kazı Troya'da Hemrich Schliemann tarafından gerçekleştirimiş (1871), sonraları Dörpfeld yarım kalan bu kazılan sürdürmüştür. Bu dönemde Almanlar Pergamon, Priene, Miletos ve Didyma'da; Avusturyalılar Ephesos'ta; Amerikalılar Şardes'te kazılar yapmıştır.


Ülkemizde kazı yapan bir diğer Alman arkeolog olan Ernest Chantre çeşitli araştırma ve kazılarla (1893-94) özellikle Hitit uygarlığının ortaya çıkarılmasında büyük çaba göstermiştir. Bu dönemde İstanbul Âsar-ı Atika Müzesi adına Makridi Bey ve Hugo Winckler Boğazköy'de yaptıkları kazılarla Hitit devlet arşivini buldular. Sir Leonard Woolley Karkamış'ta, John Garstang Sakçagözü'nde ve Von Luschan Zincirli'de kazılar yaparak Anadolu'daki en önemli Geç Hitit kentlerini buldular.

Yukarıda sözü edilen arkeologların yanı sıra Osmanlı topraklarında kazı yapan bir başka ünlü arkeolog daha vardır ki o da Babil’in asma bahçelerini ortaya çıkaran meşhur Robert Koldewey’dir.

Babil aslında Koldewey’in Osmanlı topraklarındaki ilk çalışması değildir.

Koldewey, Berlin, Münih ve Viyana üniversitelerinde arkeoloji, sanat tarihi ve mimarlık öğrenimi gördükten sonra ilk olarak 1882'de Çanakkale yakınlarındaki Assos kazılarına katılmış, takip eden zamanda 1885 yılında Midilli Adası’nda, 1889'da Ezine yakınlarındaki Neandria kazılarını yaptı. 1890-1891 Zincirli kazılarına katılan Koldewey’in materpiece yani ustalık kazısı Babil’dir. (1899)

1855 yılında Blankenburg kentinde dünyaya gelen Robert Koldewey 1925 yılında Berlin’de hayata gözlerini yummuştur

Babil imparatorluğunun bu ünlü ve söylencelere konu olan başkentini tam on sekiz yıl süreyle kazdı. Kazılar sonucunda açığa çıkarılan küçük buluntuların çok küçük bir bölümü İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi’nde, büyük bir bölümü ise Berlin Müzesi’nde bulunmaktadır. 1902'de Babil’in güneyindeki Borsippa Kenti kazılarını başlattı. 1903'te Babil’de Asur Kenti kazılarını başlattı. Sonra bu görevi yardımcısı olan Walter Andrae’ ye devretti.

Koldewey 1925 yılında öldüğünde geride çok önemli arkeolojik eserler bırakmıştı. Bu eserlerin bizim açımızdan önemi Osmanlı topraklarının özellikle eski çağa ait Anadolu uygarlıklarının tarihini aydınlatacak bilgiler vermesidir.

Koldewey’in başlıca eserleri şunlardır:

Antıken Bauresle der insel Lesbos (Midilli Adası’ndaki Antik Çag Kalıntıları) 1890

Neandria 1891 Architektur von Sendschirli (Zincirli Mimarlığı) 1898

Grichischen Tempel in Sizilien und Unteritalien (Sicilya ve Aşağı İtalya’daki Yunan Tapınakları) 1899

Die Tempel in Babyton und Borsippa (Babil ve Borsippa Tapınakları) 1911. (O. Puchsteın ile 2 cilt)

Das Wıedererslehende Babylon (Yeniden Doğan Babil) 1914

Das Ischlar Tor in Babylon (Babil’dekı İştar Kapısı) 1918

Osmanlı topraklarında arkeolojik kazılarla ünlenmiş bir diğer Alman arkeolog ve mimarı da Koldewey’in bir dönem çalışma arkadaşı olan Walter ANDRAE’ dir

1875 yılında Leipzig’de Dünyaya gelen Andrae 1956 yılında Berlin’de hayata gözlerini kapamıştır Andrae mimarlık eğitimini Dresden Yüksek Teknik Okulu’nda yaptı. 1899'da eğitimini tamamlayan Andrae, Alman meslektaşı Koldewey’in Babil kazıları için meydana getirdiği ekipte yer aldı. Koldewey’le birlikte Babil, Fara, Abu Hatab, Hatra ve Kar Tikultu Ninurta kentlerinin kazılarında çalıştı. Babil’de edindiği tecrübelerini Asur kazılarına taşıyan Andrae burada yönetmen olarak çalıştı. 1903-1914 yılları arasında 11 yıl süren kazılarda o dönemin en gelişmiş yöntemlerini uygulayarak en ince ayrıntıyı kaçırmadan kültür tabakalarını tarihlendirdi. Andrae Asur kazılarıyla Mezopotamya tarihine yeni ve çok önemli katkılar sağladı. Bu kazılardan sonra Almanya’ya dönen Andrae’nin Orta Doğu ile ilgisi kesilmedi. 1921 yılında Berlin Müzesi’nde çalışmaya başladı 1928'de bu müzenin Ön Asya Bölümü Müdürü oldu. Andrae bu müzede önemli işlere imza attı. Babil ve Asur kalıntılarını zamanında Almanya’ya taşımağı başaran Koldewey’in ardından buradaki Babil’in meşhur iştar Kapısı’nı Tören Yolu’nu Asur Saarayı’nın ön avlu cephesini; Zincirli’nin Kapısı’nı, Uruk’un mozayik bezemeli yapı cephesini burada yeniden kurdu. Bu kazılar yapıldığı zaman Irak Osmanlı imparatorluğuna tâbi olduğundan, birkaç parça eser de bizim müzemize verilmişti. Bu eserler iki başsız heykel ile bir kabartmadan ibarettir.

Andrae de Koldewey gibi Dünya uygarlık tarihinin aydınlatılması uğrunda çaba göstermiş ve bu alanda çok büyük işlere imza atmış olan saygın bir araştırmacı mimar ve arkeologtur. Ayrıca Andrae değerli bir bilim adamıdır. Berlin Üniversitesi’nde yıllarca ders vermiş olan bir profesördür.

Andrae öldüğünde arkasında çok önemli eserler bırakmıştır:

Başlıca eserleri şunlardan ibarettir:

Hatra, 1908-1912

Der Anu Adad tempel in Assur (Asur’da Anu Adad Tapınağı) 1909

Die Stelenreihen in Assur (Asur’ da Stel Dizileri), 1913

Die archaischen İschtar Tempel in Assur (Asurdaki Arkaik iştar Tapınakları), 1922

Farbige keramik aus Assur (Asur renkli Keramiği), 1923

Hethitische Inschriften auf Bleistreifen aus Assur (Asurda Bulunan Kurşun Şeritler Üzerindeki Hitit Yazıtları), 1924

Die VVohnhâuser (Evler); Grâber und Grufte (Mezarlar ve Mezar Odalar;); Die Palaste (Saraylar); (Die Heiligtümer des Gottes Assur Und der Sin-Şamas Tempel (Tanrı Asur’un Kutsal yeri ve SinŞamas Tapınağı).

Gelecek yazıda Alman arkeologların Babil ve Asur aşkından ve Nemrud’un üç atlısı Henry Layard, Gertrude Bell ve Arabistanlı Lawrens’la kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Hoşça kalın.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 85
Toplam yorum
: 31
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 784
Kayıt tarihi
: 30.12.07
 
 

1963 K. maraş doğumluyum. Bir kamu üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Muayyen zamanla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster