Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mart '10

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
1288
 

Sömürgecinin kırk türküsü vardır. Kırkı da armut üzerinedir. (1)

Sömürgecinin kırk türküsü vardır. Kırkı da armut üzerinedir. (1)
 

Ham yün ihraç eden İngilizlerin sağ eli kesilirdi.


İçerikte ülkemizin içerisinde yaşadığı sorunlar ve kaynağını açıklanmaktadır. Görülmektedir ki 18’inci asırdan itibaren başımıza örülen çorapların benzerleri, hayret edilecek benzerlikte; Bolivya, Şili, Arjantin, Küba gibi ülkelerinde başına örülmüş ve o gün bu gündür sadece sömürünün araçları değişmiştir. İlk takılan kelepçe; serbest ticaret anlaşmaları ve borçlandırmadır. Sonrası mı? Kendiliğinden gelmektedir.

Bu bölümde; Yabancı sermayenin, ilgili ülkelerdeki bazı uygulamaları başlıklar halinde verilecek ve devam eden süreçte detaylandırılacaktır.

* * *

Başlangıçta, İngiliz endüstrisi henüz rekabet edebilecek düzeyde değilken, ham yün ihraç eden İngilizlerin sağ eli kesilirdi. Aynı suçu tekrar işleyenler ise asılırdı. Cesetler gömülmeden önce, rahip kefenin İngiliz malı olup olmadığını kontrol etmek zorundaydı.

* * *

“Latin Amerika’nın yabancı sermayeye imtiyazlardan bahsedildiği olmuştur. Ama ABD’nin başka ülkelerin sermayesine imtiyaz tanıdığından bahsedildiğini duymazsınız. Onlara imtiyaz tanınmaz, ” diyordu 1913’te Başkan Woodrow Wilson ve bir ülkenin;

-“Oraya yatırılan sermayenin kesin egemenliği altına girdiğini” belirtiyordu. Haklıydı…

* * *

-“Yoksullukla savaşmak isteyen herkes bir dilenci öldürsün, bu iş tamamdır!”

Burada Lyndon Johnson’ın (ABD) ünlü sözünü hatırlatalım: “Nüfusun artmasını önlemek için yatırılan beş dolar, ekonomik gelişmeyi sağlamak için yatırılacak yüz dolardan daha verimlidir.”

Dwight Eisenhovver’ın teşhisi ise büsbütün telaşlandırıcıydı: “İnsanlar bu tempoda üremeye devam ettikleri takdirde, sadece devrim tehlikesi artmakla kalmayacak, bizim ulusumuz da dahil olmak üzere bütün ulusların hayat düzeyinde bir düşüş meydana gelecektir.”

Kendi sınırları içindeki nüfus patlamasından katiyen endişe duymayan ABD, aile planlamasını dünyanın dört bir bucağında uygulatmak için cansiperane bir şekilde çabalamaktadır.

Sadece hükümet değil, Ford Vakfı ve Rockefeller da.

Güneydoğu Asya’da doğum oranını düşürmek için dağıtılan gebelik önleyici hap ve araçlar, bomba ve mitralyözlerle rekabet ediyordu. Latin Amerika’da ise gerillaları dağlarda ve sokaklarda değil de rahimlerde öldürmek hem daha temiz, hem daha kolay oluyor.

* * *

İspanyolların (Sömürgecilerin yerlilerin direncini kırabilmek için) yerli kadınları giymeye zorladığı elbiseler, Endülüs, Extremadura ve Bask köylülerinin yerel giysilerinden alınmıştır. Saçların ortadan ikiye ayrılmasını da Toledo Valisi buyurmuştur…

* * *

Fiyatların düşürülmesi yöntemine ilginç bir örnek, Union Carbide’ın (ABD), selobant üreten Brezilya fabrikası Adesite’e el koyuşudur. Merkezi Minnesota’da bulunan ve dünyanın her yanında şubeleri olan ünlü Scotch firması, kendi ürünlerini Brezilya piyasasında giderek daha ucuza satmaya başladı. Adesite firmasının satışları düşünce bankalar krediyi kestiler.

Scotch fiyatlan düşürmeye devam etti. Fiyatlar önce yüzde 30, daha sonra yüzde 40 oranında düşürüldü. Union Carbide burada devreye girerek Brezilya firmasını komik bir fiyata satın aldı. Daha sonra da, piyasayı yan yarıya paylaşmak üzere Scotch’la anlaştı. Bunun üzerine fiyatlar ortak kararla yüzde 50 oranında artırıldı.

* * *

Brezilya’da 1964’ten beri birbirini izleyen askerî diktatörler. Devlet şirketlerinin kuruluş yıldönümlerini kutlarken yakında özelleştirileceğini duyuruyor ve buna kalkınma adını veriyorlar.

6 Temmuz 1965 tarih 56570 sayılı yasayla devlet tekeline alınan petrokimya endüstrisi, aynı tarihli ve 56571 sayılı yasayla özel sermayeye açılmıştı. Bu yasaya dayanarak, Dow Chemical, Union Carbide, Phillips Petroleum ve Rockefeller şirketleri doğrudan ya da devletle ortaklık kurarak en ballı iş kolu olan petrokimya endüstrisine el atmışlardı.

İki yasanın çıkarılışı arasında geçen birkaç saatte neler olmuştu?

Oynayan perdeler, koridorlarda hızlanan adımlar, bir kapıyı çaresizce yumruklayan eller, havada uçuşan yeşil banknotlar gürültülü bir karmaşa; Shakespeare’den Brecht’e, kimler düşlemek istemezdi ki bu sahneyi?

Bir bakan açıkça itiraf etti: “Devletin ve şerefli bazı istisnaların dışında Brezilya’da güçlü olan yalnızca yabancı sermayedir. Hükümet kuzey Amerikan ve Avrupa firmaları için tatsız olabilecek her tür rekabeti ortadan kaldırmak için elinden geleni yapmaktadır.

Yabancı sermayenin imalat sektörüne yoğun biçimde girişi ellili yıllarda başladı ve Başkan Juscelino Kubitschek döneminde uygulanan Metas Planı (1957-1960) ile hızlandı. Büyümenin en hızlı olduğu yıllardı bunlar.

* * *

Castelo Branco diktatörlüğünün ekonomi uzmanı Roberto Campos, 1965’te şöyle buyuruyordu: “Romantizm kokan karizmatik önderler çağı, yerini teknokrasiye bırakmaktadır. “Amerikan büyükelçiliği, Joâo Goulart hükümetini deviren darbeye doğrudan katılmıştı.

Tarz ve amaçlan bakımından Getulio Vargas’ın izleyicisi olan Goulart’ın düşüşü, halkçılığın bir yana bırakılması anlamına geliyordu.

Askerî darbenin başarıyla sonuçlanmasından birkaç ay sonra, bir arkadaşım Buenos Aires’ten “Yenilmiş, fethedilmiş, yıkılmış bir ulus olduk, ” diye yazıyordu.

Brezilya’nın ulusallaşma anlayışından uzaklaşması, halkçı olmayan koyu bir diktatörlük dönemine girilmesini gerektiriyordu. Kapitalist gelişme, artık halkın Vargas gibi önderlerin peşinde harekete geçirilmesiyle bağdaşmıyordu. Grevleri yasaklamak, sendika ve partileri feshetmek, tutuklamak, işkence etmek, öldürmek, şiddet yoluyla işçi ücretlerini düşürmek ve böylece yoksulların yoksulluğunu iyice artırarak enflasyonun önüne geçmek gerekliydi.

* * *

Yoksul ülkelere yapılan yardımın çeşitli nedenleri vardır. İlerleme için İttifak’ın yöneticisi Teodoro Moscoso, bunu açıkça belirtmekten çekinmemiştir: “

…ABD’nin, BM ya da Amerikan Devletleri Örgütü’nde şu ya da bu ülkenin oyuna gereksindiği olur. Bu dun Bu durumda, söz konusu ülke, soğuk diplomasinin geleneklerine uyarak, karşılığında bir şey ister.”

1962 Punta del Este konferansında, Haiti delegesi yeni bir havaalanı karşılığında oyunu sattı. ABD de böylelikle Küba’yı Amerikan Devletleri Örgütünden atmak için gerekli çoğunluğu sağlamış oldu.

Guatemala’nın eski diktatörü Miguel Ydigoras Fuentes, ABD’nin ülkesinden daha fazla şeker almasını sağlamak için, ilerleme İçin İttifak konferanslarında oyunu satmayacağı tehdidinde bulunmak zorunda kaldığını açıklamıştı.

Fidel Castro, Küba devriminin ilk yıllarında Batista’nın diktatörlüğü döneminde erimiş olan döviz rezervlerini yenileyebilmek için Dünya Bankası ve Uluslar arası Para Fonu’na başvurduğunda. Bu iki kuruluş kendisine önce bir istikrar programı kabul etmesi gerektiğini bildirdiler. Bütün ülkelerde olduğu gibi, istikrar programı devletin parçalanması ve yapısal reformların felce uğratılma anlamına geliyordu.

Dünya Bankası ve IMF sıkı bir bağlantı içinde, aynı amaç doğrultusunda çalışırlar; ikisi de aynı tarihte Bretton woods’da kurulmuşlardır. Dünya Bankası oylanın dörtte biri ABD’nin elindedir. Yirmi iki Latin Amerika ülkesinin oyları, toplamın onda birinden azdır.

Dünya Bankası, ABD’yi, gök gürültüsünün şimşeği izlediği gibi izler.

* * *

Uruguay’da yüz bin polis ve askerin dışında yüz bin de muhbir bulunaktadır. Muhbirler sokaklarda, kahvelerde, otobüslerde, fabrikalarda, liselerde, işyerleri ve üniversitede çalışırlar. Yüksek sesle hayat pahalılığından yakınan biri kendini hapishanede bulur. Suçu,

“Silahlı kuvvetlerin manevi değerine yönelik bir suikast” düzenlemiş olmaktır ve cezası üç yıldan altı yıla kadar hapistir.

18. Ocak 1978’de yapılan referandumda Pinochet diktatörlüğünde

-“Evet” oyu, Şili bayrağının altına bir çarpı işareti çizerek,

-“Hayır” oyu ise, siyah bir dikdörtgenin altına çarpı işareti çizerek veriliyordu.

Sistem kendini vatanın yerine koymayı amaçlıyor. Resmî propaganda gece gündüz yurttaşlara sistemin vatan demek olduğunu haykırıyor. Sistemin düşmanı da vatan haini oluyor.

Adaletsizliğe karşı çıkmak ya da değişimden yana olmak ihanet kanıtı kabul ediliyor. Latin Amerika’nın birçok ülkesinde, göç etmemiş olanlar kendi topraklarında sürgün hayatı yaşamakta. Bununla birlikte, Pinochet zaferini kutladığı sırada, diktatörlük Şili’nin her yerinde teröre karşın patlak veren grevleri “toplu iş bırakma” olarak kabul ediyordu.

Arjantin’de kaçırılan ve kaybolanların çoğu, sendikal etkinlikte bulunmuş olan işçilerdi. Halkın bitmez tükenmez hayal gücü sürekli olarak yeni mücadele biçimleri aratıyor. Dayanışma, korkuyu kovmak için yeni yollar buluyor kendine.

Resim; intermedkom.com

Kaynak; Latin Amerika’nın kesik damarları. Eduardo Galeano (Bu kitap, Sergio Bagü, Luis Carlos Benvenuj to, Fernarvdo Cararmona, Adicea Castillo, Alberto Couriel, Andre Gunder Fank, Rogelio Garcıa Lupo, Miguel Labarca, Carlos Lessa, Samuel Lichtensztejn, Juan A. Oddone, Adoifo Pereiman, Artur Poerner, Germân Rama, Darcy Ribeiro, Oriando Rojas, Juiio Rossielio, Paulo Scliling, Karl-Heinz Stanzick, Vivian Trı’as ve Daniei Vidart’ın katkıları sayesinde var olabilmiştir. Demektedir; Kitabın yazarı Eduardo Galeano, 1970)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

kayıtsız kalındığı için İngiltere’deki İngiliz devlet adamları, açıkça Selanik’ten “Hıristiyanlığın kapısı” ya da daha sonra Filistin’e ilerleyecek olan Mısır Sefer Gücünden “Haçlılar” olarak söz etmişlerdir. Hindistan Hükümeti’nin bu geniş ülkeye bir güvenlik duyusu kazandırmak için elinden gelen her çabayı gösterdiği bir sırada İngiltere’de böyle sözcüklere başvurulması, Hindistan’daki Müslümanları halifelik için derhal teyakkuza geçirecekti..." (Türkiye’nin Yeniden doğuşu, Clair Price. S.90) Buradan da anlaşılan, İngilizle, kimilerini altın; kimilerini mevkii, krallık, başkanlık; kimilerinin zaaf, ihtirasından yararlanarak tarihin en büyük imparatorluklarından birini (üstelikte kendi adamlarına) yıktırmışlardır. Bu nedenle tarih, ibret alınması için çok önemlidir. Tarih, bize eksiklerimizi ve hatalarımızı göstererek, akıl sahiplerine; tekrarı için mani olabilmektedir. İlgi ve katkınız için teşekkür ediyorum, Saygılarımla.

Canmehmet 
 19.03.2010 15:03
 

var olan savaşı açıklamaya çalışarak ve Hindistan Hükümeti’nin, savaşın sadece dünyasal hedefleri içerdiğine ve her ne olursa olsun halifeyle bir ilgisinin olmadığına dair (İngiltere’den) bir söz vermesini talep edilerek hükümete karşı sadakatleriyle bu çelişkiyi uyumlu kılmak için çaba gösterdiler. Bu nedenle Hindistan Hükümeti, halifelik sorununun İslam kamuoyunun tek başına karar vereceği bir konu olduğuna ilişkin bir söz verdi. Ve bunun üzerine Hindistan’dan ki açık kavrayışlı Müslümanlar, “kardeşimiz Türklere” karşı savaşmak için askere yazıldılar. Osmanlı Sultanı’na karşı Hindistan Müslümanlarının bu kullanımı, savaşta İngilizlerin en göze çarpan başarılarından birini oluşturan en ince operasyonlardan biriydi ama İngilizler, kendi yurtlarında İngiliz Hindistan’ının varlığını asla fark etmeyi başaramamışlardır. Kendi sınırları içinde 80 milyon Hıristiyan’a karşılık 100 milyon Müslüman barındıran Britanya İmparatorluğu’nun “dünyadaki en büyük İslam Devleti” olduğu gerçeğine karşı

Canmehmet 
 19.03.2010 14:55
 

Her şeyin altında İngiliz eli var. ABD'nin şu anda onların yerini alması, yönetimin büyük kısmını İngiliz kökenliler oluşturmasıdır. Sömürgeciliği başlatan İspanyol ve Portekizlilerdi, ama İngilizler kısa sürede kalıcı şekilde yerlerini aldı ve Dünyanın dört yanda anasını ağlattı. Yün satan eli keserken, bizim Ankara keçilerini hırsızlıkla G.Afrika'ya götürüp çoğalttılar, sonra da Angora yünü adıyla bize güzelce pazarladılar... Kısa alıntılar halindeki değerli makaleniz, anlayanlara çok yönden gerçeği açıklıyor. Teşekkür eder, esenlikler dilerim.

Ayten Dirier 
 19.03.2010 0:52
Cevap :
Saygıdeğer Ayten Dirier, (1) bilirsiniz, ingilizler bir ada devletidir. Toprakları tarıma uygun olmadığı gibi sanayi için değerli madenlere de sahip değildirler. Bu özellikleri onları hem tüccar, hem de iyi siyasetçi olmaya mecbur kılmıştır. Osmanlı son dönemlerinde içerisinde bulunduğu zor durumdan kurtulmak için o güne kadar üzerinde durmadığı Hilafeti ön plana çıkarır. İngilizler, bu teşebbüsü çok ince bir diplomasi ile tesirsiz hale getirir ve sonunda da kurtulurlar. Size, o dönemde yaşamış bir yabancı gözü ile olayı aktarırsak; -"Hindistan’daki Müslümanlara gelince, onların durumu çağdaş tarihin tanık olduğu en garip olaylardan biri olarak ortaya çıktı. Londra’daki imparatorları, İstanbul’daki halifeleri ile savaşa girmişti. 1907 Antlaşması’nın bir sonucu olarak, dünyasal ve dinsel bağlılıkları, birbirleriyle doğrudan karşıt hale gelmişlerdi. Liderleri, halife ile Osmanlı Sultanı arasında bir fark gözeterek, Londra’daki imparatorları ile İstanbul’daki Osmanlı Sultanı arasında  19.03.2010 14:51
 

Allah'dan muz cumhuriyeti değiliz...Adamlar, aydınlanmayı,bilimi,teknolojiyi bizlerin sırtından üretti ve geliştirdi...Hala doymadan ,soymaya devam!...Colombia üniversitesinin bütçesi, özeller dahil, tüm Türkiye üniversitelerini kapsıyor...Biz yılda bir buluş yaparsak,adamlar 360 buluş yapar!...Gel de çöz bakalım,denklemi!... Bir de Britanya tekstili ve milliciliği deyince, bizim Osmanlı döneminde,Bursa'dan yürütülüp Manchester ve Bombay'a giden dokuma tezgahları aklıma geldi... Bir de,1948 yılında Georgia'da 16 subayımızla birlikte Amerikan Kara Harp Akademisinde kontr-gerilla ve gayr-ı nizami harp eğitimi alan Latin subaylar arasında, ''eski''Arjantin diktatörü Videla'nın ve Şili diktatörü Pinochet'in olup olmadığını merak ederim...Haberiniz olsun!... Dostça selamlarımla.

zeki etferat 
 14.03.2010 0:18
Cevap :
Saygıdeğer Zeki Bey, ülkemizde çok açık olarak ifade edersek düşünce özgürlüğü yoktur. Olmadığı gibi koyu bir sansür de vardır. Bu sansür de sanıldığı gibi sadece devlet-hükümet eliyle olmamaktadır. Eğer, bu ülke gerçek anlamı ile bağımsızsa (Ki, endişelerim var.) Bu sansüre medyada katılmaktadır. İngiltere'de insanlar adaletin değil de, basının diline düşmekten korkarlar. Çünkü basının bağımsızlığı-acımasızlığı ünlüdür. (elbette ülke içerisinde) Ve bu önemli ölçüde sağlanmıştır. Bu nedenle İngiltere'de Kral olmasına rağmen hukukun üstünlüğü ve halkın düşünce özgürlüğü vardır. Ülkemizde maalesef gerek yorum, gerek bloglarda dahi ülke gerçeklerimizi yazamamaktayız. Sanki gücü elinde tutan herkes, halkın aydınlanmasını ve bilinçlenmesini istememektedir. Verdiğiniz bilgiler doğrudur. Konuya ilginize ve değerli katkılarınıza teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.  14.03.2010 15:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1065
Toplam yorum
: 2681
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1710
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster