Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
582
 

Son aç doyurulana kadar, demokratik açılım!...

Son aç doyurulana kadar, demokratik açılım!...
 

Fotograf: Anne Geddes


''Bu cehennem, bu cennet bizim!...''( Nazım Hikmet)

“(Ey Âişe! Cennette) benimle olman seni mutlu edecekse dünyada bir yolcunun azığı kadarı ile kifâyet et. Sakın zenginlerle sohbet arkadaşlığı etme. Bir elbiseye yama vurmadan eskimiş sayma.” (Aişe’den; Tirmizî, Libâs 38, (1781).

“Kıyamet günü öyle topluluklar gelecek ki, amelleri Tıhame dağı kadar oldukları halde cehennem ateşine girmeleri emredilir.” Dediler ki ey Allah’ın Resülü onlar namaz kılıyorlar mıydı? “Evet” dedi. “Onlar namaz kılıyorlar ve oruç tutuyorlardı, hatta gece namazına kalkıyorlardı. Ancak dünyalık bir şey gördüklerinde hırsla atlıyorlardı.” (İbn Mace; Zuhd, 2/1418).

Her altı insanından birinin açlık çektiği bir dünyada yaşamak, nasıl bir duygudur?... Yani bu güzel yeryüzünde; bu gün onda konaklama şansına sahip olanlardan bir milyar yirmi milyonunun köylerinde, şehirlerinde, caddelerinde ve sokaklarında aç bilaç dolaştığı , ağırlıklı, ''Büyük Birader'in'' gözetim ve denetimindeki, bu yeryüzünde!...

Kamader'in düzenlediği, 3.Ulusal Sazan Balığı Tutma Yarışları'nın başarıyla sonuçlandığı günlerde ki, tek sorun, iklimsel nedenlerden(!) göletteki su seviyesinin azlığıydı; bu arada da başkentte açılım politikaları farklı bir ivme kazanmaya başlıyordu...

Acaba, Amerikan mandasının tartışıldığı ve nihayetinde kurtuluşla birlikte o günkü toplumsal gerçeğe uygun 1921 Anayasası'yla, cumhuriyete yol alınan günlerden bu günlere, bölgede yeni bir coğrafya çizmek isteyenler, birkaç yıl içinde, ''Türkiye Devleti'' nden ''Türk Devleti''ne hızla yol alan ulus devletin temellerini günümüzde sarsmaya ve onu daha geniş yüzolçümlü ve çok uluslu federatif bir yapıya çevirmek mi istiyorlardı?...

Günümüzdeki, demokratik açılım sürecinde, ilhamını Anadolu'yu kardeş yapan ululardan aldığını söyleyen ülke politikasının başındaki insanın ağzından çıkan hatipçe sözler, insanı duygulandırıcı, bu güzel ve anlamlı sözler; bizleri onurlandırıp, gururlandırsa da, hakikatın paslı demir kapısını aralamakdaki önemli zorluklar, hala o kapıyı tutan, bir büyük sürgünün arkasında sıkışmış duruyor!...

1938 yılından sonra, iktidar zenginlerinin hızla çoğaldığı müslüman ve laik bir ülkede, artık sistemden beslenenlerin çıkarlarına ters gelen , ortaya çıkmış her türlü soruna bir kılıf geçirerek halkın lehine gelişimini ve çözümünü engellemesi doğal hale gelmişti... Belki de bir açılıma halkımızca bu şüphecilikle bakılması da, bundan dolayı doğal bir yaklaşımdı!... Çünkü bu güne kadar bu halktan, her gelen iktidar çok şeyler almış, onu torunlarına kadar borçlandırmış, ancak çok az şey vermişti!.. Ve bizim çarıklı erkan-ı harpimiz, bu işin bir ucunun batıya bir ucunun da, okyanus ötesine dayandığını bilecek kadar da deneyimliydi!...

Allah mı söyletiyor bilinmez; demokratik açılıma karşı biraz da oy kaygusuyla popülizm labirentinde dolaşmaya çıkan, sonra da, ''Dersim , mersim'' diye ağzında bir şeyler geveleyip, nedeni yeni kuşaklarca tam da bilinmeyen hala kapanmamış acı veren bir yaranın üstüne tuz basmaya kalkıp, kendisine yıllardır destek veren Alevi tabanı da kaybetma marifet ve meziyetini gösteren CHP'nin, dersini iyi hatmetmiş bir başbakan tarafından dalga geçilip, tiye alınması, ona, o partiye yıllardır destek veren cumhuriyet insanları üzerinde yaratılan nasıl bir duygudur acaba?... Hem de başka büyük bir yaranın, bir şekilde sarılmaya, iyileştirilmeye çalıştırıldığı görünümü verilmiş, bu önemli günlerde!... Birde , karanlıkta bekleyen Sarıgül'ün eline CHP'ce tutuşturulmuş, çift kat peynirli, tereyağlı ekmek!... Artık o da, en kısa zamanda, Sivas'dan kendi açılımına başlayabilir!...

Bir zaman içinde, büyük devlet adamlarımızın ve politikacılarımızın 'ısrarla demelerine rağmen', bir türlü Türkleşemeyen(!) Kürtler'in nicel çoğalımları da tavan yaptı... 12 Eylül'den sonra başlatılan daha askeri politikalarla, milliyetçi tabanlarını da hatırı sayılır derecede büyüdü!... Ve bu günlerde, demokratik bir açılımla, Kürt ve Türk etnikçiliğine ortak ve yumuşak bir çözüm , ülkenin doğu ve batı cephelerinden gelen ulusal tepkilere rağmen, aranmaya çalışılıyor!...Ve ne yazık ki taşın altına ileriyi görerek elini koyması gereken CHP, bu tarihsel görevi, uygun bir şekilde, bir türlü yerine getiremiyor...

Toplumsal bir uzlaşmayla doğal bir şekilde başlatılmayan bu süreç, uzun vadede ayrılıkçı Kürt aydınlarının politik stratejilerine zarar vermese de, yaşayan ulus devlete ne getirip ne götüreceği toplumun önemli bir kesitinde endişelere yol açıyor!... Çünkü onlar, bu Doğu Sorunu'nun yabancı güçlerle işbirliği yapılarak ve hatta onların desteğinde, bizlerin aleyhine çözülebileceğine inanıyorlar ki bu inançlarında haksız da sayılmazlar... Burada anlaşılıp, bilinemeyen ya da hatırlanamayan bir şey varsa, o da, onuru zedelenen gururu ezilen insanların, çaresiz kalınca ezildikleri güce karşı , gerektiğinde yabancı ve hatta düşman bir gücün desteğine her zaman sığınmak zorunda kaldıklarının tarihsel örneklerinin unutulmasıdır!...

Bu gerçeğin bir başka yüzü de, aşağıdaki çalışmayla karşımıza çıkıyor... Bir haber, bir raporu güncele taşıyor:

BM Kalkınma Programı (UNDP) ve Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı'nın(TESEV) ortak hazırladıkları raporda, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki yoksulluk sorunu ön plana çıkartılıp, çözüm önerileri gündeme getirildi!...

Raporda , eğer gerekli ekonomik açılımlar yapılmazsa bu yoksulluğun devamı halinde, Kuzey Irak’'da kurulan Kürt devletinin bölge insanı için önemli siyasi bir ilgi merkezi olabileceğine dikkat çekildi!..

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaşayan insanların % 60'ının yoksulluk sınırının altında yaşam sürdürmelerinin, Irak Kürdistanı'na ve 1980 yılında köy boşaltmalarıyla başladığı gibi, Akdeniz ve Batı Anadolu'ya doğru demografik hareketlerin daha da artacağı endişesini de taşıyacağı dile getirildi!...Bu insanların yaşadıkları tüm bölgelerde, hem yoksulluk, hem işsizlik, hem sağlık, hem iletişim hem de sosyal entegrasyon sorunlarıyla karşı karşıya kaldıkları belirtiliyor!...

Rapora göre; '' Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da kişi başına düşen GSMH oranı, AB ortalamasının yüzde 7-16’sı arasında kalıyor. Sağlık, eğitim gibi temel hizmetlerden yararlanma noktasında ise karşılaşılan sorunlar yalnızca gelir düzeyiyle sınırlı kalmıyor. Bu konularda dil önemli bir sorun alanı oluşturuyor. Raporda da bununla bağlantılı olarak özellikle sağlık sektöründe Kürtçe konuşan yardımcı hemşirelerin istihdam edilmesi öneriliyor!...''

Raporda, 1980’lerden bu yana bölgede süren çatışma ortamının, köylerin boşalmasına neden olduğu ve bu nedenle ciddi bir göç sorunu yaşandığına da dikkat çekiliyor. Göç edenlerin, güvenlik ve geçim olanaklarının ortadan kalkmasının gittikleri yere uyum sağlamalarını da zorlaştırdığı ifade edilen raporda şu düşüncelere yer veriliyor:

Rapora göre; '' Bölge sakinleri Kuzey Irak’ı yakından izliyorlar ve oradaki Kürt nüfusu ilgilendiren siyasi ve ekonomik gelişmeler Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki kürt nüfus tarafından yeni bir aidiyet modeli ve tahayyül malzemesi oluşturuyor ...'' ... “Böyle bir ortamda, bölgede yaşayan insanların kendilerini adil bir toplumun eşit vatandaşları gibi hissetmeleri, devlete güven hissiyle bağlanabilmeleri büyük önem kazanmaktadır” deniyor...

Adıyaman'dan Ardahan'a, bölge illeri Türkiye Sosyo Ekonomik Gelişmişlik (SEGS) sıralamasında en alt basamaklarda yer alıyorlar!.. Bölgede hala şeyhlerin, şıhların, mollaların egemen olduğu bir toprak düzeni, dinsel yönü çok güçlü bir feodal yapı var.. .Ülke nüfusunun % 15'ine sahip bölgenin ülke ekonomisine Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) olarak yaptığı katkı ise, yalnızca % 6...

Sözümona bu islamcı feodal yapı, yukardaki hadislerden hiç yaralanmamış ki, şeyhler şaşalı düğünlerine binlerce kişiyi davet edebiliyor, israf yapıyor, ama bölge insanını her anlamda sömürme dışında, toplumun refahı için, kıllarını kıpırdatmıyor!...

Ve rapor devam ediyor: Yaklaşık 20 yıl süren silahlı çatışma, bölgede ekonomik hayatı altüst etmekle kalmamış, tüm ilişkilerinden koparılmış, gelecekten neredeyse umudunu kesmiş; yaşamaya devam ettiği, göç ettiği veya göç etmek zorunda kaldığı yerlerde işsiz parasız eğitim ve sağlık gibi en temel haklardan bile yoksun çevresine ve merkezi hükümete karşı güven duygularını yitirmiş, sayısı milyonlarla ölçülen bir nüfus yaratılmıştır. Bu durum tehlike arz etmektedir ve sadece yoksulluğun bölgesel olarak yoğunlaşmasından ve koyulaşmasından ibaret değildir.”

Raporda özet olarak çözümle ilgili şu önerilere yer veriliyor:

- ''Burada yaşanır' 'gerçeği yaratılmalıdır.

-Bölgedeki eşitsizliği daraltmak için yeş

- Devlet üstüne düşeni yapmalıdır.

- Bir kaynak seferberliği ilan edilmelidir.

- Seçmenin yalnız küçük bir oranına yönelik bu özveri için ülke halkı ikna edilmelidir.

- Komşu ülkelerle ticaretin önündeki engeller kaldırılmalıdır.

- Her soruna aynı ilaç verilmemelidir.

- Halka güvenilmeli ve toplum önderliğinde kalkınma sağlanmalıdır.

- Yoksulun alım gücü artırılmalıdıril kart, yaşlılık ve özürlülere ilişkin programlara da önem verilmelidir.

- Eğitimde elde edilen başarı sürdürülmeli ve sağlık sektörüne yayılmalıdır-

-Şartlı Nakit Transferinin kapsamı genişletilerek sürdürülmelidir....”

Evet ciddiye alınması gereken yorum ve öneriler bunlar...

Doğal ki, öncelikle insan ve yurttaş haklarına saygılı, evrensel özellikler taşıyan ileri bir anayasa ve yanısıra hukuk ve demokrasi açılımı...

Bu süreç işlerken, sonra ülkenin dört bir yanında, son aç doyurulana kadar, demokratik açılım!...

15.kasım.2009 / Tarabya,

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 392
Toplam yorum
: 729
Toplam mesaj
: 164
Ort. okunma sayısı
: 4542
Kayıt tarihi
: 12.03.07
 
 

İstanbul doğumluyum. Sağlıklı beslenme, yüzme, doğada yürüyüş ve çevre özel ilgi alanlarım. Şiiri ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster