Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '18

 
Kategori
Alışveriş - Moda
Okunma Sayısı
41
 

Son Arapgirli

Son Arapgirli
 

Son Arapgirli Varsen Oruncakcıel
 
Son Arapgirli Varsen Oruncakcıel’ le Mayda Saris’in yaptığı söyleşisinden oluşan bir kitap.
 
1914 doğumlu Varsen Oruncakcıel "Ben son Arapgirliyim" diye söze başladığında bizi sağlam hafızasıyla şaşırtırken, bizzat tanık olduğu yaşanmışlıkların yanı sıra, babasından edindiği bilgileri de bir bir sıralıyor. Bizi zaman tünelinden geçirerek yaklaşık yüzyıl öncenin Arapgir'ine, halkının büyük kısmını Ermenilerin oluşturduğu, Mikael Efendilerin, Aslanyan Kirkor Ağaların başlarında fesleriyle at üstünde gezindiği bu Anadolu kasabasına ve daha sonra yerleştiği Malatya'ya götürüyor.( www. idefix .com/Kitap/Son-Arapgirli-Varsen.../Mayda.)
 
Ermeniler, Arapgir’e nereden, ne zaman, nasıl geldiler?
Sivas’ta Türk ve Ermeni topluluklarının birlikte yaşamalarının tarihi Bizans dönemine kadar uzanır. Ücretli asker olarak bu devletin ordusunda istihdam edilen Bulgar, Peçenek ve Uz gibi Hıristiyan Türkler ile Ermeniler, Kapadokya’nın en önemli merkezi Sivas’a yerleştirilmişlerdi. 
Sivas’ta ilk Ermeni iskânının bu şekilde başladığı bilinmektedir. Ermenilerin Sivas’a kitleler halinde yerleşmeleri ise, Van’daki Ermeni Prensi Senekerim ’in, gittikçe artan Türk akınları ve Bizans baskısı yüzünden topraklarını 1021 yılında İmparator Basileios’e terk ederek, güvenli bir bölge olan Sivas’a yerleşmesiyle olmuştur. Ardından 14.000 kişilik bir Ermeni kitlesi Sivas dolaylarına göç ettiler. Senekerim burada Bizans’ın desteğinde bir yönetim kurdu. Selçukluların Sivas’a yerleşmelerinden sonra buradaki Müslüman olmayan Türklerin bir kısmı İslam dinini kabul etmişler, Ermeni ve Rumlarla birlikte yan yana yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
 
Türkmen boyları Sivas yöresine yerleşirken geleneklerini de getirmiş olmalarına rağmen, buranın eski yerlileriyle uzlaşarak yaşama yolunu benimsemişlerdi. Yüzyılların potası bu barışı olgunlaştırmış, bunun neticesinde dilde, etnografyada, folklorda ve mimaride özgün biçimlemeler doğup gelişmiştir. Bugün bile özellikle Divriği ve Zara gibi yörelerin Anadolu’nun zengin kültür yataklarından olmasının sırrı bu süreçte saklıdır. Örneğin Arapgir, Eğin, Ağın, Divriği ağzında Ermenilerden geçen yer adlarını, sözcükleri, deyimleri görmek olanaklıdır. Bunun yanında aşk türkülerine aksetmiş Türk ve Ermeni gençleri arasındaki gönül maceraları sayılmakla bitmez. 
 
Farklı dinlere mensup olmalarına rağmen Türkler ve Ermeniler arasındaki inanç ve gönül sorunları, komşuluk hukuku öylesine dengelenmişti ki, yabancı parmağının Anadolu’ya fitne bulaştırdığı 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar, iki toplumu cepheleştiren, onları çatıştıran herhangi bir olay meydana gelmemiştir. Hatta bu dönemde bile dostluklar tam anlamıyla bozulmamış, Avrupalıların Pax Ottomana diye altını çizdikleri Osmanlı barışının en iyi resmedildiği bölgelerden biri olmuştur (Sakaoğlu, 1998: 22-23).
 
Bu söyleşiden Varsen Oruncakcıel’in zorluklarla geçen 103 yıllık yaşantısı içeren 107 sayfalık biyografisinden kitap oluşturulur. Varsen Oruncakciel’in yaşam öyküsü bu kitapta, tüm özellikleriyle ayrıntılı bir şekilde anlatılır. Bu salt bir yaşam öyküsü değil,1900’lu yılların Arapgir’ini; Arapgir’in sosyal, kültürel yaşamını, demografik yapısı da ayrıntılı olarak verilir. Son Arapgirli’nin kapağında, Arapgir Küçük Çarşıdaki Kilise'nin resmi. Kitabın ilk bölümü 
 
,”Osmanlı’nın Son Yıllarında Arapgir ve Arapgirli Ermeniler”başlığı altında, o yıllardaki Arapgir’in demografik yapısını, Osman Köker veriyor:
1914 Osmanlı nüfus sayımına göre ilçenin köyleriyle birlikte 34 286 olan toplam nüfusunun 24 194’ü Müslüman,9.204’ü Ermenidir. Osmanlı kayıtlarında “Ermeni” deyiminin Apostolik ya da Gregoryen olarak adlandırılmıştır.(s.7)
 
Bu ilçedeki Ermenilerin mevcudiyeti şehirde yoğunlaşmıştı. Arapgir merkezinde 9.500 Ermeni yaşıyordu. Köylerinden Amberge’da 250, Şepik’de 468, Ençiti’de 510 Ermeni yaşıyordu. Arapgir’e yakın olan Ermeni nüfuslu başka köyler idari olarak Egin’e bağlıydı. Arapgir’de ipek dokumacılığı başta olmak üzere zanaat işleri ve ticaret Ermenilerin elindeydi. Arapgir’deki kuyumculuk, madeni eşya üretimi, ipekli ve pamuklu kumaş dokumacılığı, kunduracılık, çuhacılık, bakırcılık, sabun ve silah üretimi genel olarak ticaret Ermenilerin elindeydi.
 
1914 Annuaire Oriental adlı ticari yıllıkta isimleri kayıtlı olan 2 avukatın 1’i, 4 fırıncıdan 3’ü, 4 zahireciden 3’ü, 5 bakkaldan 4’ü, 2 kitapçıdan 1’i, 23 dokumacıdan 22’si, 26 manifaturacının 19’u, büyük ticari şirketlerin ilçedeki 4 temsilcisinin 1’i, 2 lokantacının 1’i, 8 sabuncunun 7’si, 3 camcının 2’si ile 3 sigortacı, 2 banker, 2 komisyoncu, 8 kunduracı, pamuklu dokuma işiyle uğraşan 8 firma, 4 derici, 6 kimyasal madde satıcısı, 3  demirci, hayvan yemi satan 2 kişi,2 saatçi, 1dikiş makinesi bayii, 1 doktor, 1 ezacı,2 tarakçı,5 gazyağcı,5 sobacı,4 çanak çömlek üreticisi,1ipekçi ve 4 kuyumcunun tamamı Ermeniydi.
 
Arapgir, tarihte, Ermenilerin en yoğun yaşadıkları yerlerden biridir. Bugün Erivan’da bir Arapgir var. Ermenistan’daki ilçenin adı,“Arapgir” değil. “Arabkir”. Ermenistan’ın başkenti Erivan’a bağlı bir ilçe. .235 hektarlık yüzölçümlü olan Arabkir ilçesi, Erivan'ın  merkezine  göre şehrin kuzeyinde bulunmaktadır. Arabkir, Erivan’ın en büyük üçüncü ilçesiymiş. . Nüfusu 130.600 kişi. 2005 yılı nüfus sayımına göre bunların 59.100 kişisi erkek, 72.500 kişisi kadınmış. Arapgir’in 20.yüzyılında kültürel açıdan son derece ileri ve modern bir yerleşim bölgesi olduğunu gururla ifade etti, Varsen Hanım.
 
Arapgir, çoğunluğu ticaretle büyük bir Ermeni nüfusa sahipti… Altı ayda bir Halep’ten, Van’dan 
Arapgir’e katırlarla gelen mallar arasında toplarla ipekli kumaşların yanı sıra, çeşit çeşit ürünler göz kamaştırırdı. Aynı şekilde Arapgir’ de üretilen yazlık ve kışlık kumaşlar da yüklenir Van’a, Muş’a, Halep’e, Şam’a gönderilirdi.(s.22,23)
 
Çeşmelerinden buz gibi suların aktığı Yemyeşil Arapgir’de, sıra evler şeklinde inşa edilen haneler arasında merdivenlerle bağlantı sağlanırmış. Komşular, damdan dama geçerek birbirlerinin evine gider gelirlermiş.(s.24)
 
Harpten sonra Arapgir’e dönebilen Ermeni ailelerin aileleri bir arya gelerek okulun açılması için  çaba sarfediyorlar.Babam da bu toplantılara katılıyordu. Sonunda okulumuzu açmayı başardılar.
(s.35)
 
Mayda  Saris yaptığı söyleşide, Varsen’e “Küçük yaşta nasıl bir işte çalıştınız?” sorusunu söyle yanıtlıyor: Dokuma tezgâhında çalıştım. Gerçi babam dükkân açmıştı; ottan sedirler, yastıklar yapıyordu, geçinip gidiyorduk; ama sonradan tezgâh işi çıkınca herkes evine tezgâh kurup dokumacılık yapmaya başladı. Jakarlı dokuma Arapgir’e hastır. Malzemeyi patronlar getirir, biz de dokurduk. Fabrika yerine evlerde çalışılırdı. Zengin evinde de fakir evinde de o tezgâh mutlaka vardı. Ustamız ne verirse onu dokurduk, bazen döşek yüzü verirdi, bazen manusa. Manusadan şalvar yapılırdı.(s.36)
 
Benim çocukluğumda da hemen hemen her evde, dokuma tezgâhları vardı. Bu tezgâhların kurulduğu yerlerdeki taban tahtalarının bir bölümü sökülerek tezgâh yerleştirildiği için bu tezâhlara” kuyu” da denirdi. (1950’li yıllarda),tekstil endüstrisi yeterince gelişmemişti. Analarımız, koyun yünlerini “kurdiği” denilen basit el aletleriyle eğirir, top yaparak dokumaya hazır duruma getirirler; Ermeni ustalar da bunları dokur, kumaş yaparlardı. O yıllarda bu kumaşlardan pantolon ve şalvar dikilirdi. Bu el doğal yünden yapılan pantolon ve savlarlar, kışın, karın çok olduğu yıllarda, sıcak tutardı.
Adamlardan biri kazmayı tarlaya salladığında etrafa altınlar saçılıyor. Bir anda tarla altınla örtülüyor. Mardiros gördüğü manzara karşısında donup kalıyor, adamlardan biri de korkup uzaklaşıyor. Mardiros’un patronu, yetkililere haber veriyor; ama “Kazmayı vuranlar ceplerini çoktan doldurmuşlardı bile”derdi kocam.(s.41)
 
O altınları, o tarlaya kimler gömmüştü? Neden gömmüşlerdi? Altınları, çıkaranlar kimlerdi? O tarlada, altın olduğunu, kimden, nasıl öğrenmişlerdi? Bu soruları, yanıtlamak artık zor? Ermenilerle aynı yolda yürüdük, aynı yağmurda ıslandık. Cumhuriyet coşkusunu birlikte yaşadık. Yıl 1933’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 10.yılıydı. O yıl sanırsın yer yerinden oynadı. Cumhuriyet Bayramı büyük bir coşkuyla kutlandı. Her taraf süslendi, büyük törenler yapıldı.(s.48)
 
Tehcir (sürgün) yıllarında; Arapgir ’deki kuyumculuk, madeni eşya imalatı, ipekli ve pamuklu kumaş dokumacılığı, kunduracılık, çuhacılık, bakırcılık, sabun imalatı, silah üretimi genel olarak Ermenilerin elindeydi.
 
Tehcir niçin yapıldı? Bu soruya kestirmeden yanıt vermek zor; ancak çözümde tarihçilerin, yazarların, sanatçıların görüşünü almanın çözümün yolunu açacağı görüşündeyim. .” TDK’nin Türkçe Sözlüğü’nde tehcir : “Göç ettirme, göç etmesine sebep olma, sürme.” olarak açıklanıyor Burada sözü,”Yakınçağ Türkiye Tarihi yazarı Sina Akşin’ e bırakıyorum:
 
Ermeniler, Ruslar ’a yardımcı olmak amacıyla 15 Nisan 1915’te Van bölgesinde ayaklandılar. Nisan’ın 18’inde Bitlis,20’sinde Van’da kanlı ayaklanmalar düzenlediler. Mayıs ortasında, Rus-Ermeni  birlikleri kenti ele geçirdiler. Müslümanlar, toptan kılıçtan geçirildi ve Rusya’nın himayesinde  bir Ermeni devleti kuruldu. Van bölgesinde 250 000 kadar Ermeni toplandı.
 
İttihat Terakki, Ermenilerin savaş sürecince cepheleri etkileyecek bölgelerden, yani özellikle Doğu Anadolu ve Mersin-İskenderun bölgesinden çıkarılarak Irak ve Suriye içlerine yerleştirilmeleri  (tehcir) tedbirlerine başvurulmaya başlandı.27 Mayıs 1915’te çıkarılan bir yasayla orduya tehcir yetkisi verildi. Ermenilerin mal ve mülklerinin karşılığı ödenerek yerleştirildikleri bölgelerde eski düzeyleri bulmaları sağlanacaktı. Genelkurmay kaynaklarına göre tehcir (sürgün edilen) Ermeniler, toplam 413 067’dir.(28 Mart 2014 Vikipedi)
 
Tehcir sonrasında Ermenilerin evlerinden toplanan gümüşler, mahalle kadınlarının elindeydi. Gümüş çatallar, kaşıklar, bilezikler, ne istersen. Ziver Efendi, kocama, ”Tezgâhını kur, senden vergi de almayacağım.”deyince Mardiros, Süleyman Efendi’den ayrılıp kendi dükkânını açtı. Kadınlar, torbalarla gümüş getirmeye başladılar.(s.52)
 
Malatya halkı Arapgir’e göre daha gericiydi. Kadınların çalışması ayıptı o yüzden çalışamıyordum.(s.55 )Atatürk, çarşafı kaldırmıştı; ama Malatya’da kadınlar hâlâ giyiniyorlardı. Hatta bir ara moda bile olmuştu. Ben de o sıra özenip diktirmiştim.1943 yılında çarşafla gittim, doktora.(s.61) Mardiros,18 yaşında dükkân sahibi olunca sarraf Süleyman Efendi, gel, seni Arapgir’e götüreyim, beraber çalışalım, diyor… Sarraf Süleyman Efendi’yle çalışmaya başlıyor. Ermeniler,  Arapgir ’in canlılığı, renkliliğiydi. Aynı toprağın, aynı havanın, aynı damak tadının insanlarıyız. ”Örneğin, biz Arapkir ’de reyhanlı bulgur pilavı yapardık. Arapgir ‘in meşhur yemeğiydi. Kuru dutla yapılan bir tatlı var, hâlâ yaparım, diyor Varsen Oruncakciel” Arapgir’de  şarap kültürü vardı, hatta ona göre özel peynir imal edilir, şarabın yanında ikram edilirdi. (s.46)
 
Ermenilerin, Türkçenin gelişmesindeki katkıları da yadsınamaz. Dilbilimci Agop Martanyan Türkçe sevdalısı Bedros Zeki, Birinci Türk Dili Kurultayı’nda görev almışlardır. Günümüzde de S.Nisanyan’ın “Sözlerin Soyağacı. Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü”, Prof. Dr. Tuncer Gülensoy’ un iki ciltlik Köken Bilgisi Sözlüğü yayınlanmasına değin önemli bir boşluğu doldurmuştur.Burada, Arapgirli şair Kirkor Yeteroğlu’ ndan söz etmeden geçemem. Kirkor Yeteroğlu’yla nasıl tanıştım
 
Bir gün telefonla beni birisi aradı. Ben, Kirkor Yeteroğlu, dedi. Ben, sizi tanımıyorum, dedim. Beni,”Arapgir Postası”ndaki yazılarımdan tanımış. Kirkor, bana telefon açar, kendi şiirlerinden, günümüz şairlerinin şiirlerinden okur. Şiir üzerinde konuşuruz. Ben,”tehcir” (sürgün) konusunu açmak istesem de o bu konulara değinmek bile istemez. Onunla şiir diliyle konuşuyor; şiirinin gizemini paylaşıyoruz Oğlum Bedros ve ortanca kızım Kınar 1980’da Los Angeles’e yerleşince ben de sık sık gidip geldim.Oğlumun evinde yaşadım. Bedros, babasından çok şey gördü, öğrendi. O yüzden iş hayatında başarılı oldu. Kendisi de deneyimlerini çocuklarına aktardı.
 
Varsen’in,Mayda Saris’e son sözü :
Mezarımı yaptırdım biliyor musun, üzerine de bir yazı yazdırdım.
 
Mezarımı derin kazın dar olsun
Etrafı lale sümbül bağ olsun
Ben ölürsem evlatlarım sağ olsun
Beni seven dostlarım da sağ olsun
 
 
Temmuz ayının son gu¨nlerinde kalp yetmezliği nedeniyle sevenlerine veda eden Varsen Yaya’nın 23 Temmuz’da Kuzguncuk Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi’nde gerçekleşen cenaze töreni, insanların gönlu¨nde ne denli taht kurduğunun da resmiydi.Gözler yaşlı, gönu¨ller buruktu. Törende bir konuşma yapan Tu¨rkiye Ermenileri Patrik Genel Vekili Başpiskopos Aram Ateşyan, 103 yaşında hayata gözlerini yuman Varsen Oruncakcıel’in son Arapgirli olduğunu vurguladı ve asırlık bir tarihe tanıklık ettiğine dikkat çekti. Başpiskopos Ateşyan, Varsen Oruncakcıel’in, diline, dinine ve u¨lkesine bağlı, zorluklara karşı dayanıklı ve mu¨cadeleci bir kişilik olduğunu dile getirerek övgu¨ dolu sözlerle konuşmasını tamamladı.
 
Varsen Oruncakciel,canlı tarih,1914 ve sonrasındaki kendi ve yakınlarının yaşantısını, Aragir’ deki Türk –Ermeni sosyal,kültürel ,ticari ilişkilerini;bu ilişkileri alt üst eden olayları, olayların  Ermeni toplumu üzerindeki etkilerini, izlerini kendi bakış açısından Mayda Saris’e aktarmasıyla 107 sayfalık bir kitap oluşturulmuş. Kitabın başında, Meryem Ana Kilisesi’nin, Elmasik Hamamı’nın, Ermeni okullarının 20. yüzyılın başındaki durumlarının 10 sayfa; sonunda da 34 sayfa Varsen Oruncakciel’in aile ve yakınlarının fotoğrafları yerleştirilmiş. Ne var ki Varsen, son Arapgirli Ermeni değildir. Varsen ’den sonra da Arapgir ’de Ermeniler yaşamıştır; ortaokulda Ermeni arkadaşlarımız olmuştur.
 
Bugün de” Arapgir Postası”gazetesini şiirleriyle süsleyen, “Kırık Çan”şiir kitabıyla sesini dünyaya duyuran Kirkor Yeteroğlu var. Yeteroğlu’nun babası Papken ve bibisi (halası) hâlen Arapgir’in Şepik Mahallesi’de ileri yaşlarına karşın yaşamını sürdürmektedirler. Mikail ve Serkis Ortaçlıgil de Arapgir’de yaşayan Ermeniler.
 
Son söz
.1915 olayları, iki taraflı görüşmelerle çözüme ulaşabilir. Bu konuda; barış yanlısı Türk ve Emeni yazarlar, şairler, sanatkârlar; ülkelerin barışması için çaba göstermeleri, en azından gerginliği yumuşatacaktır
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Şahin ÖZŞAHİN, NAHİDE ÇELEBİ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Başdoğan! Arapgir hakkında bu yararlı yazınızla bilgilendim teşekkür ederim.Selam sevgi ve saygılar.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 04.05.2018 4:58
Cevap :
Nahide Hanım,ilgine teşekkür ederim.Selam ve saygılarımla.  04.05.2018 10:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 281
Toplam yorum
: 1054
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1278
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster