Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ocak '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
28
 

Son Çakıl Taşı

Adamın biri sürekli mutsuzluk çekip duruyormuş. Oysa bir insanı mutlu edebilecek herşeye sahipmiş. Sağlıklı bir bedene, çalışmasa bile onu yaşadığı sürece geliştirebilecek bir servete, kadınlar tarafından beğenilen yakışıklı bir fiziğe sahipmiş. Lakin yine de mutsuzmuş. Her gün, mutluluğun formülünü arayıp durmaktaymış.

Hani derler ya, "Güzel bir kadın, su gibi para getiren bir işin, altında son model bir araban, şato gibi evin olsun. İşte mutlu bir insansın."

Kaç üniversite bitirmiş, ama mutlu olmamış.
Katıldığı sayısını unuttuğu seminerler de onu, pek tatmin etmemiş.
Hatta, adına düzenlenmiş partilerde; ona alkış tutan hayran kitlesiyle popüler bir iş adamıymış. Ama yine de mutsuzmuş.

"Kumar oyna, mutlu olursun, heyecan şart," demişler. Kumar oynamış. Kah kazanmış, kah kaybetmiş. Yine de mutsuzmuş.
Ne kadın, ne para hiçbir şey onu mutlu kılmamış...

Sonunda dostlarından biri; Uzakdoğu'da bir bilgenin varlığından bahsetmiş. Mutluluğun formülünü bulmuş-muş. Bilge ona yardım edebilirmiş.

Atlamış uçağa gitmiş gitmesine, ama bilgenin yaşadığı Asya'nın yüksek dağlarında, kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdeymiş. Özel pilotlu helikopter kiralayıp tutmuş. O dağları çok iyi bilen rehberleri de bulduktan sonra yiyecek kolilerini yükleyip yola koyulmuşlar. Tabi bütün bunlar için oldukça yüksek ödemeler yapıp, önemli bir servet harcamış.

Bilgenin bulunduğu yere iniş yapmak mümkün değilmiş. Dık ve sivri kayalıkların olduğu yüksek yere paraşütle inmekten başka çaresi yokmuş.
Ya dönüşü nasıl olacakmış?
Tabi ki yürüyerek!..

Kilometrelerce aşağıya inmek belki de günler ve haftaları geçmesi gerekmiş. Olsun, der adam. Razı olur, tüm zorluklara katlanmayı göze alınca, engelleri aşabileceğini düşünüp, yola koyulmuş.
Uygun bir alana rehberlerle, yiyecek kolileriyle inmişler. Uzunca yürüyüşlerden sonra bilgenin yaşadığı mağaraya ulaşmışlar.

Selamlaşmalardan sonra bilge ona ziyaretinin nedenini sormuş. Adam bilgeye 2 soru sormuş:
"Yaşam nedir?"
"Bir türlü mutlu olamıyorum. Mutluluğun anahtarını nasıl bulabilirim?"
" Sizin o anahtara sahip olduğunuzu söylediler bana."

Bilge gülümsemiş. İki üç tel kalmış aksakalını eliyle sıvazlamış.
" Gel benimle," der.

Onu mağarasına götürür. Duvardaki oyuktan topraktan bir küp çıkartır. Bilge ağır ağır, elindeki küple genç adamın yanına gelir.

" Benim mutluluk sırrım, işte bu küpün içindeki çakıl taşlarında gizlidir."
Adam şaşırır! Biraz da öfkelidir.

" Çakıl taşı mı? Nasıl yani!? Şimdi ben bunca masrafı yapıp, kilometrelerce yolu aşıp, şu basit küpteki çakıl taşlarını görmek için mi geldim?"

Bilge, genç adamı duymamış gibi kendisini takip etmesini işaret eder.

Bilge bir kayanın üzerine oturur. Elindeki toprak küpün içinden bir çakıl taşı alıp atar. Küpü genç adama uzatır:
"Şimdi şu küpün içindeki çakıl taşlarını sayar mısın, genç adam?

Adam küpü devirip, dökülen çakıl taşlarını itinayla sayıp küpe koyar:

" 730 çakıl taşı var."

"Demek ki, 30.295 taşı atmışım. Geride yaşanacak tam 730 günüm kalmış!"

Genç adam bilgenin konuşmasından, hiç birşey anlamamıştır. Bilge, onun şaşkın yüz ifadesinden, durumu sezer.

"Sizin yaşadığınız kıtada bir insan ömrü en fazla kaç yıldır?
Genç adam:
"75 veya 80 yıl."
Bilge;
" Bir yılda kaç gün vardır?"

" 365 gün..."

" 75 yaşı, 365 günle çarp ve bana söyle, genç adam."

Söylediği sayıları hızlıca çarpar, sonucu söyler:

"27.375 ediyor."

" Şimdi kaç yaşındasın genç adam?"

"35"
" Hımm. Demek ki senin de tam 14.600 atılacak taşın kalmış!"

Adam anlamamış gibi sorar:

" Kafam karıştı. Biraz açar mısınız, şu konuyu?"

Bilge aydınlık bir gülüş uzatır genç adama:

...Bizim inancımıza göre; ortalama yaşayacağımız ömür, 85- 95 yıldır. Bizde her doğan çocuğun bir küpü olur. Bu küpe yaşayacağı gün sayısı kadar çakıl taşları konur. Her gün 1 taş atılır."

...Bundan tam 85 yıl önce, benim de küpüme tam 31.025 taş konmuştu. Bugüne kadar 30.295 taşı atmışım. Demek ki giden günlerimi iyi kötü yaşamışım."

...Şimdi 730 taşım kalmış. Az önce 731 vardı. Senin de gördüğün gibi her gün, o gördüğün küpten 1 taş alıp atarım. Bugün ömrümden 1 gün daha eksildi, diye düşünürüm. Daha yaşayacağım 2 yılı da düşünecek olursak, tam 85 yaşında ölmüş olacağım."

...O son taşı elime aldığım zaman; o gün nasıl bir hayat sürdüğümü düşüneceğim. Ve o gün; 'keşke ve belkilerim,' olmamalıdır."

... Yaşanacak 750 günüm daha var. Kalan günlerimi iyi değerlendirmeliyim. Zaman bir su gibi akıp duruyor."

Bilge artık susar.

Mutluluğu arayan adamın bir anda yüzü aydınlanmıştır. Gökyüzüne doğru uzanır bakışları. Mavi ve beyaz pamuktan bir yorgan gibidir gördüğü. Sonra taa, uzaklara uzatır bakışlarını. Kilometrelerce yürüdüğü, tırmandığı kayalıklardan aşağıya doğru bakar. Yeşilin her rengini görür.

Güneşin ışıltılı kollarının sardığı, bir yılan gibi kıvrılarak akmakta olan ırmağı seçer gözleri. Gümüşten bir tel gibi pırıl pırıl ışıldıyordur ırmak. Bir an doğayı kucaklamak isteği ile coşar içi.
Içi titrer. Bedenini kollarıyla sarar. Derince soluklar yaşamı. İçine bahar dolar. Binbir çiçekler açmıştır gönül topraklarında. Sarı kurak çöl değildir artık.
Yüzündeki karamsar çizgiler de kaybolmuştur artık.

Yüksek sesle;

"O ırmakta yüzmek istiyorum," der birden...

Bilge gülümser:

" Haydi git yüz. Seni engelleyen mi var?"

VE adam bilgeye teşekkür edip, kırlardan aşağıya doğru koşar.

Emine Pişiren/ Kocaeli

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 141
Toplam yorum
: 73
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 1144
Kayıt tarihi
: 02.11.08
 
 

Kayseri- Develi doğumluyum. İlk- orta- lise ve üniversiteyi istanbul'da bitirdim. Kültür Bakanlığ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster