Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Nisan '12

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
10051
 

Son eşiğe doğru

Son eşiğe doğru
 

Şayet cennet sana takdir edilmiş olsa, ön koşul olarak takıntılardan arınmadan, yani bir anlamda meleki yapıya dönüşmeden, bu emin beldeye varman imkânsızdır...


Mecaz/sembollerin, figürlerin peşinde koşanlara değil, (onlara zaten diyecek bir şey yok) manevî bir hayatı arzu edenlere sesleniyorum.

Kesin olan bir şey var, o da şu: Ben, sizin düşüncelerinizle yaşamak zorunda değilim. Siz de benim akıl ettiklerimle hayatınızı idame ettirmek durumunda değilsiniz. Haliyle, size akıl verecek durumda olmadığımı beyan etmek isterim. Sadece sesli düşünüyorum, o kadar.

Toplumsal yaşamda hiç kimseden dört başı mamur bir dostluk beklenmemeli. Çünkü her yanımız maddeye bağlı olanlarca çevrilmiş durumda. O nedenle aşırılığa kaçmamak gerekiyor. Yoksa işler tümüyle bireyselliğe dönüşür.

Bilinmeli ki katılaşmış, her şeye burun kıvıran bireylerden, mistik ehil çıkmaz. Üretim oluşmaz. Çünkü onların isteği, şöhretler dünyasına dalmaktır.

Evet, aynen böyle.

Gaye, bütünde yaşamak ise bu konumdan süratle uzaklaşmalı, insanoğlu, hayatını yeniden gözden geçirmeli derim.

Bir yandan bedenini bir kaplumbağa misali sırtında taşımaya gayret ederken, diğer yandan da mistik boyutun ehli olduğuna işaret ediyorsun.

Ne var ki başına gelen bir hadise karşısında “dışarıdaki adamdan”bir farkın yok.

Hatta o senden bile daha iyi. En azından, meseleleri akıl süzgecinden geçirerek karar verebiliyor. Sen ise hâlâ amigdalanın hâkimiyeti altında sürüklenip duruyorsun. Oysa hiç kızmadığını, sinirlerine hâkim olduğunu, hatta bu tip duygulardan nefret ettiğini iddia ediyorsun.

Ama gerçekler hiç de öyle değil.

Dolayısıyla dünyada kör olarak yaşıyorsun. Öte yaşama da bu şekilde gitmen garanti. Şimdi, kalkıp bu halinle bütünlük teraneleri ile oyalanırsan, bil ki kendini aldatırsın. Bu düğümün bir an önce çözülmesi çok önemli.

Çünkü beğenelim beğenmeyelim, ortada kaos ortamını oluşturacak bir yığın neden var.

Kuşkusuz, şuurun örtülü halde. Anılarla kendine bir kişilik ve güven sağlaman mümkün değil. Ama bunun farkında bile değilsin. Kopuşların ise kolay olmaz. Senden bir üretim çıkmaz. Aksine, bir tehlike gibi görülürsün.

Bil ki hayatın yemek, içmek, çiftleşmek arasında mekik dokur. Bu bir dönüşümdür. Çoğu kez özden uzak duruşun devamlılık gösterir. Evrendeki tüm canlıların aşağı yukarı ortak noktası budur. Ecel, bu serüvenin finalidir. Ama asla bir son değildir. Son durak sonsuza uzanır. Ve sen doğru dürüst bir değere sahip olmadan, bir başka âleme-boyuta adımını atmışsındır.

Bu dünyada sana yapışan değerlerinden kurtulman imkânsız gibidir. “Nasıl oldu da böyle oldum” der, tepinip durursun.

Merak ediyorsanız konuya değineyim. Mahşer ortamında sadece bir kereye mahsus, idama mahkûm edilenlerin son arzularının yerine getirilmesi misali, lüzumsuz üretimlerinizin bir kısmından kurtulabilirsiniz.

İşe yarayacak şey, dünya yaşamı içinde bu alana yaptığın yatırımlar olur.

Şayet cennet sana takdir edilmiş olsa, ön koşul olarak takıntılardan arınmadan, yani bir anlamda meleki yapıya dönüşmeden, bu emin beldeye varman imkânsızdır.

Unutma mistisizmde bahsi geçen “cehennem taşları”, bireyin duygularıdır. Tepkisel bir duyguyla yaşadıkça, onları durdurmayıp zapt etmedikçe ve terk etmedikçe bu boyut sana cennet kapılarını açmayacaktır.

Bu saydığım nedenlerle, mızmızlanmayı bırak artık. Önüne bak, bazı şeyleri kabullen. Gözünle değil, basiretinle olayları gör. Doğru çizgiyi kestir. Çok şeyler bekliyordun, ama ne takdir edilmiş, bunları seçmeye bak.

Ve artık karar ver. Ne umdun ne buldun. Bulduğunu yaşamaya çalış.

Öyle olduğu içindir ki artık bazı şeylerin farkındasındır.

Bir başına kalacağın günleri merakla beklemeye başla.

Bu kendi üzerine kapanma halini sorgula. Çözüm tıkayıcı hamlelerin sorumsuzluğu içinde olma. Gerçeklere bağlamaktan başka bir çarenin olmadığını gör.

Ne kimse ile ne de kendinle kavgaya tutuş. Önünü açmak için ne gerekiyorsa onu yap. Bu ve benzeri işlemler, kendin için yapılan bir temizlik hareketidir. Varoluşun temelinde yatan davranış tarzı budur.

Biliyoruz ki “bundan sonrası kıyamettir” dendiğinde, kıyametin şimdi burada gerçekleşmesini arzu edenlerle beraber ol.

Unutma ki geniş bir perspektiften bakabilmek, belli yaşam koşullarını getireceği gibi, bazı şeylerin farkındalığına varabilmen için belli bir yapıyı da oluşturacaktır.

Bu yöntem gerçek olmasına karşılık, birtakım güçler hep sana engel olmuştur. Şartlanmaların buna izin vermez. Asalet payesi, benlik sevdası, bahsini ettiğim şeylere duvar örer.

Bu durumda, kendini bulmamışlığın içinde, denilenler arasında kaybolup gidersin.

Tam kendini bulma aşamasında sorumluluğunu inkâr etmenin ne gereği var?

Şimdi, ya bu denilenleri paşa paşa kabul edersin ya da içgüdüsel, yani hayvanî bir davranış içinde ömrün biter.

Umut ediyorum ki bu son eşiğe adımlarını atarken dikkatli, daha bir bilinçli olursun.

 

Ahmed F. Yüksel

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok teşekkürler Kartal Bicer / Londra

kartal bicer 
 06.04.2012 18:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 630
Toplam yorum
: 2042
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10010
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster