Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Haziran '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
88
 

Son kahve parası

Sifonu çekilmiş bir gün daha. İş görüşmesinden yeni çıktım ve iyi geçmedi. İşverenim beni düzemiyceğini anladı sanırım. Benden sonra görüşmeye alınan genç kızı düşünürsek fazla şansım yok. Çünkü bir kadının gülümsemesi, bacağı, kıçı, göğsü, saçı yada herhangi bir organı erkeğin işini kolayca bitirebilir… 

Üzerimdeki ağır takım elbisemle aptal, aynı zamanda önemli görünerek içi kuru hava dolu balon misali yürüyorum kaldırımda. Dışarıdan bakıldığında iş güç sahibi klas bir adam imajı var. Yanımdan geçen kadınların bakışları şahit. Cebimde sadece kahve parası olduğunu bilse o kadınlar. Bir fincan sadece... Buna gülüyorum. Başkası olsa ağlardı.

Şimdi o kahveyi içiyorum bir kafede. Sakin, küçük ve kendinden emin yudumlarla. En iyi kahve içtiğinin sonuncu olduğunu bildiğindir. Manzara fena değil hani. İki genç kız oturuyor karşımda. Biri bacak sergileme konusunda müşfik ve paylaşımcı. Hayatında birkaç erkek tanımış muhtemelen. Birkaçına aşık olmuş, birkaçı ile sadece yatmış, birkaçını ıskalamış ve sırada bekleyen birkaç kişi var.

Sonra “Derdin ne oğlum senin?” diyorum. Bir arkadaşım “Sen para kullanmazsın, neden iş arıyorsun?” demişti. Sanırım beni harcarken hiç görmemişti.

Belki güneşten beslenmeliydik. Palmiyeler gibi bütün gün sahilde uzanıp güneşlendiğinizi bir düşünün. Hücrelerinizin serpildiğini, karnınızın doyduğunu hissedin. Akşam olunca ailenizle vakit geçirir, karınız, sevgiliniz, metresiniz yada istediğiniz herhangi biriyle sevişirdiniz. Yağmurlu ve kapalı günlerde evde oturur bira içer güneşi beklerdiniz. Eminim böyle kimyaya sahip olsaydık bize iş yaptıracak birileri çıkardı.

Ben bunları düşünürken son model siyah araç duruyor hemen önümüzde. Sessiz ve iri bir araç. İçinden şapkalı adam çıkıyor ve koşarak aracın arka kapısını açıyor. Önünü ilikliyor sonra. Aracın içinden kır saçlı, enseli bir adam iniyor. Şöyle bir etrafa bakındıktan sonra gösterişli binadan içeri giriyor. Binanın kapısı otomatik açılıyor. Büyük ihtimalle kapı koluna temas etmiyor adamımız. Kapılarını açacak insanları var. Arabasını kendi sürmüyor. Yemeğini pişiren, servis eden insanları var. Sadece çiğniyor, yutuyor, sonra sıçıyor. Şimdilik bunları kendi yapabiliyor. Ve karısını düzüyor. Muhtemelen kendisi.

Düşünüyorum.Yine. Böyle zengin olsam ne yaparım? Canı cehenneme diyorum. Son model arabamı ben kullanmıyorsam, kendi kapımı açamıyorsam, bir saksıdan farkım yok. Ya da seyahate çıkan ucuz valizden. Herşeyi sizin yerinize başkalarının yaptığını bir düşünün. Psikoloğa gitmek için iyi neden.

Genç kız bacak bacak üstüne atıyor şimdi. Manzara gerçek. Orada. Güneş gibi, köprü bacağı gibi güçlü, orada, hissediyorsun. Kalın dudaklar gibi harika iki bacak. Bir şair birkaç iyi dize yazardı bu kız için. Neye, kime yarar? Şuan iyi ve yumuşak tuvalet kağıdından farksız şiir ihtiyacım. Aradığım vakit yerinde olsun tuvalet kağıdı yeter.

Kahvem bitmek üzere. Günde sekiz saat çalışıyor insanlar. Sekiz saat fikrini ortaya kimin attığını merak ediyorum. Neden sekiz? Dokuz değil, beş, altı yada on değil? Birileri bu konuda hemfikir olmuş. Ve dünya bu deliliğin peşinden gidiyor. Romalıları düşünmeden edemiyorum. Sabah erken dükkanı açar, öğlen kepenk indirirlerdi. Bütün bir akşamüstünü aileleriyle, aşıklarıyla, nehir kıyısında, hipodromda, hamamda geçirirlerdi. Bizden farklı ne yapıyor yada yapmıyorlardı?

Her yıl açıklanan işsiz sayısı, işsizlik oranı gibi şeyler sadece çalışanları ilgilendirir. Ben bu sayıyı açıklamanın çalışanlara bir mesaj olduğunu düşünüyorum. Gidecek bir işe sahip olduklarını hatırlamalarını, kaybetme korkusunu karınlarında hissetmelerini istiyor birileri. Daha çok çalış ve şikayet etme. Devletin çalışanlara olduğu kadar işsizlere ihtiyacı vardır. Belirli bir sayıyı tutturmak zorundadır. Bir ibret tablosunu. Sınıfın karşısında tek ayak üzerinde bekleyen cezalı öğrenci. Birileri bir şey biliyor ve o biz değiliz…

Bu aptal takım elbise içinde bunları düşünürken eminim birileri kıçından terliyor. Hiçbir şey değişmiycek. Çünkü insanların ödeyecek faturaları, vergileri, kiraları, kredileri var, yeni giysiye, alkole, kadına, sinemaya, son moda elbiselere, spor ayakkabısına, uyuşturucuya, spor salonuna yazılmaya, tatile çıkmaya, tatilde yaptığı aptal şeyleri anlatmaya, komşu evinde gördüğü koltuk takımını almaya,  ihtiyaçları var. Evet, bir gün daha böyle geçiyor. Eksilen bir yaprak hayat takviminden. Zaman, hedefe ilerleyen mermi misali, biz de bu sahneyi ağır çekim yaşıyor, adına hayat diyoruz. Bisikletten düşerken hissettiğin bir yavaşlama…

Kızları orada bırakıp yola düşüyorum. Eve gidip telefon beklemeliyim. Çarşamba günü sonucu bildirmek için arayacağını söyledi olası işverenim. Umarım o güne kadar ölmez. Belki ben ölürüm, bu herşeyi çözer sanırım.

Mayıs ayı için sıcak bir gün ve takım elbise içinde kendimi aptal hissediyorum. Biran önce eve gitmeliyim. Çünkü sadece gidecek işi olmayan deliler takım elbise giyer ve ortalıkta dolaşır...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 57
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 107
Kayıt tarihi
: 25.04.12
 
 

İnsan ve hayvanı bir severim. Saygıdan hoşlanmam. Zımparalanmış köreltilmiş sevgiden de.. Kib..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster