Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ağustos '08

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
439
 

Son kullanım tarihli diplomalar

Son kullanım tarihli diplomalar
 

Başarılı insanların biyografilerini ya da onlarla yapılan söyleşileri okumak gerçekten zevkli. Böylece onların karakterlerinden iş yapış şekillerine, aile hayatlarından özel zevklerine kadar pek çok öğrenip kendi hayatınızla bazı paralellikler kurabiliyor, bazen de ''vay canına, adam nereden nereye gelmiş !'' diyip imkansız gibi görüneni başaranların şahsında azmin nelere kadir olduğunu görebiliyorsunuz. Bazı zamanlarda çok basmakalıp gibi görünen tavsiyelerde bulundukları oluyor tabii… ''Gençlere tavsiyem..'' diye başlayıp nutka dönüşen ifadeler okuyana yeni bir şey katmıyor gibi görünebiliyor. Ama böyle durumlarda bile satır aralarını okumak önemli. Her bir insanın tecrübesi diğerine katkı sağlayabilir çünkü.

Bu başarılı insanların bir örneği de TAV’ın CEO’su Sani Şener. 17 Ağustos 2008 tarihli Hürriyet Pazar ekinde Ayşe Arman’a verdiği röportajda onunla ilgili detayları görebilirsiniz. CEO’luğu hava atılacak bir unvan olarak değil, iş kotarılacak bir mevki olarak gören Şener’in genç insanlara önerisi ise kendilerini her daim geliştirmeleri. Ancak bunu ifade ederken çok güzel bir benzetme yapmış Şener. Ona göre ''diplomaların da aynı kredi kartları gibi bir geçerlilik süresi var.'' Yani, diplomanız size iyi bir işin kapılarını açabilir ama bir üst katın, sonra daha üst katın kapılarını açarak devamlı yükselmek istiyorsanız en son dayanmanız gereken şey de o diploma. ''Genç insanlar nasıl olur da 30-35 yıl sürecek iş hayatlarını dört yıllık bir okula odaklarlar anlamıyorum.'' diyen Şener, kişisel çaba ile sürekli gelişimin altını da kalın bir çizgi ile çizmiş oluyor böylece.

Şimdi oturup bir düşünelim : Gerçekten elinizde iyi bir okulun hele de iyi bir bölümünün diploması varsa iş hayatına 1-0, belki de 2 veya 3-0 önce başlıyorsunuz. Büyük firmalar, holdingler, sektörün önde gelen bankaları, vs sizin ayağınıza, üniversitenizde düzenlenen ''Kariyer Günleri''ne gelip gövde gösterisi yapıyor ve sizi kendilerine çekmeye çalışıyorlar. Tercih edildiğinizi bilmenin gururu ile siz de onlar arasından seçim yapıp uygun gördüğünüz birkaç tanesine başvurunuzu iletiyorsunuz. O başvuruyu doldururken de size dört yıl ikinci yuvalık yapmış olan o binalara şöyle bir bakıp üstü sevinç kaplı ama içi hüzün dolgulu bir çikolatayı yiyormuşçasına garip bir duygu ile içinizin kaplandığını hissediyorsunuz. Bir anda o dört yılın sizin belki de hayatınızdaki son ''konfor'' yılları olduğunu, artık aslanın hangi sindirim bölgesinde olduğu bilinmeyen ekmeği alabilmek için gerçek anlamda uğraşıp didineceğiniz zamanlara doğru kanat açmanın zamanının geldiğini fark ediyorsunuz. Asıl yaşam şimdi başlıyor : sizi kendisine tehdit olarak görecek çalışanlar ve üstler, son tarihleri gözlerinizin önünde uçuşan işler, maaşınızın (eğer yetiyorsa ve şansınıza artıyorsa) nasıl değerlendirebileceğinizin telaşı, üstünüze-başınıza profesyonel dokunuşlar yapmak için harcadığınız zaman ve para, her gün daha da talepkâr olan yöneticiler, işler, işler, işler…

Bir anda o iş ortamında kendinizi kabul ettirmek için o diplomadan çok daha fazla şeye ihtiyacınız olduğunu anlıyorsunuz. İlk zamanların ''Boğaziçili, ODTÜlü, İTÜlü, Sabancılı'' genci olarak bir tanınmışlığınız olsa da bir noktadan sonra artık o giysinin altından kendi kişiliğiniz, iş yapış şekliniz, yaratıcılığınız, çözüm odaklılığınız ve elbette ki çalışkanlığınız ve üretkenliğiniz ile çıkmak zorundasınız. Aksi takdirde bir gün birinin ''Kral çıplak!'' diye bağırması işten bile değil ! O zaman kendinize yeni bir takım diktirmenin zamanı geldiğini anlayarak buna göre hareket etmeniz gerekiyor.

Elbette ki diplomanızın size verdiği bazı avantajlar da var : Birincisi, iyi bir üniversiteden mezun olmuş olmanız, kitleler arasından sıyrılabildiğinizi gösteriyor. Üstelik mezuniyet notunuz da yüksekse, girmiş olduğunuz o % 1-2’lik dilimin de kalburüstü kesiminden olduğunuzu tescillemiş oluyorsunuz. Hele bir de üniversitenizin önceki mezunları hakkında olumlu bir kanıya sahip bir işverenden bahsediyorsak, siz o işveren için o kurumun yetiştirdiği gelecek vadeden, sınıf içi başarılarını iş hayatına da yansıtabilecek olan, üniversitenin verdiği vizyon ile donatılmış, kendine güvenen bir bireysiniz.

Ancak başarının göbek adınız olması için diplomanızdan fazlasına ihtiyacınız var. Hatta bazı durumlarda diplomanın koruyucu gölgesinin sizin gelişiminize sekte vurabileceğini hatırlatmakta da fayda var. ''Ben X üniversitesinden mezunum, çok zekiyim, süperim'' diyen ancak okulda teorik bilginin özümsenmesinde gösterdiği parlak başarıyı iş hayatında gösteremeyen o kadar çok insan var ki. İş hayatının kendine özgü bir dinamiği ve hayatta kalma şartları olduğunu kimse inkar edemez. O yüzden okulunuzdaki ''hoca''larınızın koruyuculuğu kalktıktan sonra artık tek başınasınız. İşte bu aşamada gerçekten kendinizi gösterebileceğiniz bir ''formata'' bürünmenizin zamanı da gelmiş oluyor.

Tam da o yüzden, hani şu pehlivanların ünlü deyişi gibi, ''alta düştüm diye yerinmemek, üste çıktım diye sevinmemek'' çok yerinde bir davranış olacaktır. Örneğin, orta karar diye nitelendirilen bir üniversiteden mezun olup bir bankada banko görevlisi olarak çalışmaya başlayan, ancak çalışkanlık, azim, kendini yenileme ve kendine değer katma, hedefe odaklanma gibi özellikleri ile en ''kalifiye'' rakiplerini geride bırakacak iş bilgisine ve iş yapma becerisine sahip hale gelerek Şube Müdürü koltuğuna ulaşan o kadar çok kişi var ki… Eğer onlar da sadece diplomanın sihirli dokunuşlarına bıraksalardı kendilerini halleri nice olurdu ?

Yazının sonunu yine Sani Şener’in sözleri ile bağlayalım : ''Eğer kendini yenilemezsen, ne olursan ol, bu diplomalar işe yaramaz. Başarılı olmak istiyorsan inşaat mühendisi misin, diğer mühendislikleri de bileceksin. 35 yılın var, her iki yılda birini öğren. 10 yıl sonra yönetici olduğunda her şeyi bilirsin o zaman.''

Ne dersiniz, haklı değil mi ?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kendini yenileme, devamlı varolabilmenin ilk şartı ve en mühim esasıdır. Sırası geldikçe kendini yenileyemeyenler, güçlü de olsalar, er-geç tükenip gitmeye mahkumdurlar. Herşey, kendini yenileyerek canlı kalır ve varlığını sürdürür. Yenileme durunca da, canı çekilmiş ceset gibi, çürümeye, heba olup dağılmaya terkedilmiş olur.Sadece diplomanın sihirli dokunuşlarına kendini bırakanlarda bir gün heba olurlar.Selamlar,saygılar...

ezgi sıla 
 19.08.2008 10:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1101
Kayıt tarihi
: 08.09.07
 
 

1973 İstanbul doğumluyum. Kadıköy Anadolu Lisesi ('91)'nin ardından 1995'te Boğaziçi Üniversitesi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster