Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ekim '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
237
 

Son söze inat cümlelerim var

Son söze inat cümlelerim var
 

Bu günlerde hayat karışık.. Biz karışık olmasak bile karman çorman. Savaşa girer miyiz? Akıl diyor ki mümkün değil, bu kadar göz göre göre ve bu kadar aptalca nedenlerle, insanlar neden ölsün?.. Diğer yandan bakınca, Birinci Dünya Savaşı'da bu kadar ahmakça çıktı. Birisi geldi diğerini vurdu ve Avrupa'da fitil tutuştu, ucunda pek çok ülkeyi ve insanı yakacak şekilde.

Velhasıl ürkütücü. Bu sessizlik, gereksiz ses kirliliği ve dayatma senaryolar çok ürkütücü...

Twitter bir dolu düşünce ile dolu ve pek çok insanla. Oysa Facebook'a girerseniz, ortalık süt liman. Herkes kuantum enerjisinin peşinde. Ki keşke biraz enerji bulup arkadaş ve dostlarına vakit ayırsalar, bir yemeğe gitseler, lafın belini iki kırsalar.. Sosyal medya ya çok dalgalı ya süt liman. Gündelik gazete ve Tv'lere gelince, orası apayrı bir mecra. Artık pek de inanılası gelmeyen ama mecburiyetten yine de takip edilen. Baskının olduğu, ya baskıya gönüllü olunan ya da direnilemeyen.

Bu ortamda, bu bilgi çokluğunda saf bilgiye ulaşmak çok zor. İleride büyük ihtimalle tarihle birlikte biz de yaşamış insanlar olarak yargılayıp sorgulayacağız ama şu an değerlendiremediğimiz muhakkak...

Bu geniş perspektifin önünde insan kendi küçük dertlerini büyütmek istemiyor. Yine de neredeyse on güne yayılmış bir iş yoğunluğu ve uykusuzluğun arkasından, kenarı köşesi bozulduğu için acilen oje silme ihtiyacı duyunca; diyorsun ki insanım ben ya. Evet evren büyük, evet dünya büyük ve evet meseleler büyük ama bende kendi içimde bir evrenim ve bende bana büyüğüm. Sıkıntım da, umudum da..

Ortadoğu kadar olmasa da bende karışığım.. Orada olduğu gibi kültür çatışmaları, çıkar çatışmaları ve kişisel çatışmaları geride bırakamıyorum. Gönül istiyor, başlıktaki fotoğraf gibi bir masada oturulsun ve konuşulsun her koz, renkler birbirinden ayrılsın, herkesin ve her konunun rengi belli olsun ama olmuyor. Renkler birbirine karışıyor ve kirleniyor. Belki Abidin gibi mutluluk tablosu beklentisi olmasa da, insan sadece insanın resmini isteyebiliyor ya da basitliğin. Basitçe üzülmenin, basitçe sevinmenin, basitçe sevme ve sevilmenin, basit ama yoğun hasretin, basit zaafiyetlerin resmini isteyebiliyor. Olmuyor..

Anlatamıyorum... Bu tüketimin, bu gereksiz paylaşımların, bu insanın hiç özeli olmamasının insan ruhunu ne kadar yıprattığını ve yok ettiğini anlatamıyorum.

Bangkok'taydım bu hafta. Oranın gece hayatı iyidir, bilinir.. Gerçekten marjinal ve şu an bizim yaşadığımız sıkıntılara o kadar uzak bir ülke ki... İnsanın nirengi noktasını sorgulatıyor. Çok farklı ve çok renkli. O noktalarda olmak ile bizim olduğumuz nokta arasında hem çok uzak hem de çok kısa bir mesafe var. Kat etmesi hem zor hem kolay. Kişisel inancım odur ki, kat etmeye gerek yok. Çok daha renkli, çok daha sesli, çok daha marjinal olan daha fazla mutluluğu getirmiyor. Evet olay mutluluk içimizde çekirge demek kadar kolay değil ama olay kopup gitmeye meyledecek kadar da büyük ya da zor değil. Biraz daha yalın olana sarılabilsek.. Biraz daha emeklemek için çabalayabilsek koşmak yerine. Hacca gitmeyi tartmadan önce insan olmanın basit erdemlerini bir hatırlayabilsek. Uçlarda olmasa bu kadar değerler. Orada burada genel paylaşımları alkışlayıp, rakı masalarında kadeh çarpmak yerine gerçekten Halikarnas Balıkçısı'nın onda biri kadar sorgulasak güzel olmaz mı? İnsan bu kadar kaybolmasa kendisinden ve günün nersesinde durduğuna, ileride neresinde olmak istediğine baksa... Basmasak yolumuzun üzerindeki karanfillerin üstüne.

Kolay olmadığını biliyorum, olsa o karanfillerden birisi olmazdım. Hiç kolay değil.. Bu gereksiz zorluklar yıldırmıyor belki ama yoruyor beni. Çünkü cahile değil, tanıdıklarıma anlatmaya çalışıyorum. İnsan olmanın erdeminin sonsuz keyfini ama bedel ödenmesi gereken yolunu sevdiklerime anlatmaya çalışıyorum. Ben başaramıyorum.

Belki bu yüzden; hayatı boyunca, kendisini sevdiği bir alana vakf etmiş ve madden olmasa da manen ödüllendirilmiş olan insanlara hayranlığım bu yüzden. Kazım Koyuncu, Neşet Ertaş, Türkan Saylan gibi insanlar olmasa biz o değerleri bu kadar tanıyor ve biliyor olabilir miydik? İşte onlar bu yüzden asla kaybolmayacaklar. Elbette onların kıyılarına bile vuramam ama gönül istiyor ki inandığım değerlerin arkasında duracak kadar gücüm olsun hep. İnancım hiç değişmedi, şairin dediği gibi olacak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey.. Belki o aşk ilahi aşka yaklaştıramasa da doğa aşkına, yaşayan tüm canlılar aşkına, insan aşkına ve insan olabilmenin değerlerine taşıyacak bizi.

Umudum odur ki tüketimin bu kadar dayatıldığı günler adına yine de insanca filizler ve paylaşımlar yeşerecek bu topraklarda. En çok da, en kolay eriten beyaz yakalılarda. Kaybolmuşluğun çözümünü daha fazla kariyer, daha fazla para, daha fazla seks ve daha fazla eğlencede arayan beyaz yakalı güya bilinçli kesimde. Bir gün onlar bile teslim olacak sadece insanca yaşamanın keyfine.

Belki o gün toplum bilincine bir adım daha atacağız, barış içinde yaşamanın önemine. Belki o zamanlar yine sanat önemli olacak, üretmek ve bilmek. Bir orkestranın ahenkle çoklu sesleri tek bir güzel sese nasıl dönüştürdüğünü tekrar konuşacağız. İnsan dehasını tartışacağız yeniden, sanata ve bilime ve güzelliğe hayat veren insan dehasını. O günlere dair umudum hiç bitmeyecek. Bu evde hep bir kitap açık olacak, hep bir parça çalacak ve her yeni gün yeniden denenecek.

Şarkıda ne diyordu? Hayat hep son sözü söyler ama benim de cümlelerim var.. Sizin de sesiniz hiç susmasın. İyiyi, güzelliği ve doğruyu arayan sesiniz. Velev ki size hasta dediler, inanmayın.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

:) nerelerdesiniz yine .. selam ve sevgilerimle.

Tülay EKER 
 15.01.2013 16:50
Cevap :
Sanki düşünüp yazmayınca, daha normal insanlar gibi oluyormuşum gibi geliyor. Yazmamaya çalışıyorum :) size de çok sevgiler.. Ama sizin için, sosyal paylaşım sitesinde, sayfamda ufak ufak yazdıklarımı derleyip koydum yine :) Belki de çok kötü değildir yazmak.  15.01.2013 19:40
 

Merhaba :) cümlelerinize katılıyorum tabiki :) selamlarımla.Bu arada okumakta geciktim internetim yoktu, iş yoğunluğum çoktu teknoloji işte :)

Tülay EKER 
 15.12.2012 15:34
 
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 31
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 921
Kayıt tarihi
: 18.03.12
 
 

Edebiyatı, okumayı ve yazmayı çok seviyorum... Günlük hayata ve kavramlara dair söyleyecek sözüm ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster