Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Aralık '14

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1537
 

Son Umut – The Water Diviner

Son Umut – The Water Diviner
 

Son Umut - The Water Diviner


Son Umut filmine bugüne dek çekilmiş en iyi Çanakkale Savaşı filmini görme umuduyla gittim. Değil maalesef. Esasen Son Umut Çanakkale Savaşı filmi değil, savaşın dört yıl sonrasını konu ediyor.

Karısı, Avustralyalı çiftçi Connor’a çocuklarına kitap okumasını söyler. Connor bütün gün su bulmak için kuyu kazdığından bitap düşmüş, devrilip yatmak için havanın kararmasını beklemiştir. “Çok yorgunum,” diyerek, karısından o günlük bağışlamasını ister.

Kadın ısrar eder. Adam da Kazak soyundan gelmediği için direnemez, çocukların odasına girer, “uçan halı” masalını okur. İzleyici “Ne muhteşem baba,” diye düşünmeye başlayacaktır ki, ekrana, çocukların boş yatakları gelir. İzleyicinin fikri hızla değişir, karı kocanın kayışı koparmış olma ihtimalini hesap etmeye başlar.

En nihayet gerçek anlaşılır, Connor’un üç oğlunun dört sene önce Çanakkale’ye savaşa gittikleri ve geri dönmedikleri öğrenilir. Connor oğullarını bulmak için Türkiye’ye gidecektir...

İstanbul bildiğiniz İstanbul değil. Hüzünlü, mahzun, boynu bükük... İşgal altındadır çünkü. Çanakkale’yi geçemeyenler, savaşın bitiminden üç sene sonra tek mermi atmadan elini kolunu sallayarak Osmanlı’nın başkentini zapt etmiştir.

Halk sokaklarda nümayişler yapmakta, “İngilizler defolun!” diye haykırmaktadır. Etrafta ne bir TOMA ne de gaz bulutu. Coplayanlar da yoktur, mermi sıkanlar da. İşgalci daha vicdanlıdır yani...

Connor, muhteşem dekor ve sahnelerle 1919’lara dönüştürülen İstanbul’u dolaşır, önüne gelenden yardım ister, ama aradığını ancak Gelibolu’da bulacağını öğrenir. Oraya gidişler de yasaklanmıştır.

Bir yolunu bulup Gelibolu’ya ulaşır. Yarımadada Avustralya askerleri, Türk subayların yardımıyla ölülerinin kemiklerini aramaktadır. Bir nevi arkeolojik kazı yani.

Beri yandan Batı Anadolu Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ve Mustafa Kemal önderliğinde Kuvayı Milliye direnişi başlamıştır. Türk subaylar İstanbul’da yeraltında örgütlenip Anadolu’ya geçişin yollarını aramaktadır. İşte Connor çetin bir coğrafyada; İngilizler, Avustralyalılar, Kuvayı Milliyeciler ve Yunan askeri arasında oğullarını aramak zorundadır.

Değişik ve ilginç bir konu. Hümanizm ön plana çıkarılmış. Çanakkale’de savaşan taraflardan birine iyi ya da kötü demeyen, objektif olmaya çalışan bir film. Bir tek Yunanlar harcanmış. Hepsi gaddar, cani, katil suratlı tipler...

Bir dolu hataya rağmen filmi beğendim. Mükemmel diyemem elbette ama seyre değer. Cem Yılmaz çok iyi oynamış. Sert mizaçlı bir Osmanlı çavuşu rolünde. Av Mevsimi’nde de benzer karakterde bir polisi canlandırmıştı. Bu iki film sonunda, Cem Yılmaz’ın komik karakterlerden ziyade sert mizaçlı tipleri daha iyi canlandırdığı kanaatine vardım.

Gerçekçi bulmadığım şeyler de var filmde. Ayşe rolündeki Müslüman kadının İngiliz kraliyet ailesi mensubunu andıran giysileriyle erkeklerin karşısına örtünmeden çıkması, Avustralyalı yapımcının dikkatinden kaçabilir ama Türkiye’deki refakatçilerinin bu detayı atlamaması gerekiyordu.

Sonuçta güzel bir film. Ancaak... En iyi Çanakkale Savaşı filmi hâlâ çekilmiş değil. Yapımcılara duyurulur...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hilmi Bey, filme dün gittim, hümanizmin ağır bastığı konusunda haklısınız. Yunanlıların bu anlamda harcanması, Batı Anadolu’da Yunan işgalinin başlangıcını yansıtmasından kaynaklanıyor olmalı. Bu arada filmde İngiliz eleştirisi de dikkat çekmekte. Kadın karakterin konumuna gelince, Tanzimat’tan itibaren çoğu roman ve hikâyede konu edinildiği üzere yanlış Batılılaşmanın bir eseri bu, çocuğu Orhan’ın savaş ortamında sünnet edilmesi de doğruluyor bu durumu. Dahası amcanın yengeye yaklaşımı da kültürel bir eleştiri niteliği taşımaktadır. Son olarak filmin başlangıcında Çanakkale’den çocukları dönmeyen annenin intihar etmiş olması Birleşik Krallığa çok daha net bir eleştiri olduğu gibi, Avustralya’nın geleceğine ilişkin de birtakım ipuçları veriyor. Bakalım Çanakkale Savaşı’nın yüzüncü yıldönümü, içinden geçtiğimiz süreçte ne gibi gelişmeleri tetikleyecek? Bugün yazdığım “Madonna’nın kahramanları ve insanlığın bitmeyen ikiz ruhlu savaşı…” başlıklı yazımı okumanızı öneririm. Görüşmek üzere..

Rıza Üsküdar 
 28.12.2014 19:43
Cevap :
Yorumunuz için teşekkür ederim. Başka hatalar da vardı. Gerçi bunlar filmin niteliğine gölge düşürmez ama ciddi bir yapımcı bunlara dikkat eder. Mesela Çanakkale'de bizim kaybımız 70 bin değil, 59 bin küsur. Genelkurmayın resmi rakamı bu. İki Türk subayı Yunanların öldürecekleri sahneyi hatırlayın. Son dualarında ne diyordu subaylar? "Tanrım ailemi koru..." Hiçbir Türk son nefesinde o şekilde dua etmez. İnançlıysa kelimeyi şahadet getirir, "Vatan sağ olsun" vs. der. "Ailemi koru..." sanırım Avustralyalı ya da İngiliz usulü dua olmalı. Demem o ki, ciddi bir yapımcı filmin geçtiği yerdeki gelenekleri, söylemleri orada yaşayanlara gözden geçirtir. Selamlar.  28.12.2014 22:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 172
Toplam yorum
: 304
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 2122
Kayıt tarihi
: 03.10.07
 
 

1958'de Trabzon'da doğdu. Darüşşafaka Lisesi ve M.Ü. Siyasal Bilimler Fakültesi'nden mezun oldu. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster