Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Eylül '18

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
207
 

SonBahar

SonBahar
 

Sıcak çayından bir yudum aldı ve oturduğu kafeden dışarda yağan yağmuru izlemeye koyuldu. Biraz ıslanmıştı, dışarıdaki yağmura o da yakalanmıştı. Sonra bir yudum daha aldı çayından arkasına yaslanarak ve çantasından defterini ve kalemini çıkardı, yazası vardı yine...
 
İstanbul’u yazası vardı...
İstanbul’u dile getiresi vardı....
İlkay, severdi yazmayı.Yıllardır karalardı birşeyler ama hep kendince, yazdıklarını dinleyenler ne kadar bu konuda bir adım atmasını istese de o kalemini kendini duyurmak için yada para için kullanmıyordu.O, yüreği için kullanıyordu kalemini....
 
32 yaşlarında bir adamdı İlkay.İstanbul’un küçük semtlerinden birinde oturan,kendi halinde bir adamdı. Hayata karşı, tek başına mücadele etmeye çalışan biri. 3 çocuklu bir ailenin ortanca çocuğuydu. Orta boylu, ela gözlü ve kumral biriydi.
 
Bu aralar, işleri çok düzgün gitmiyor ve açıkçası attığı adımlar hep çaresiz kalıyordu. Ama yine de, pes etmiyordu. Biliyordu ki, bunları da aşacak ve hayatta yine o güçlü adımları ile ilerleyecekti. Dalmıştı yine denize....
Sonra bir anda irkildi yine daldığını farketmişti.O sırada, gözüne dışarıda bir kadın ilişti. Yağmurun altında duran ve denize dönmüş denizi izleyen bir kadın...
 
Önce şaşkın bir şekilde baktı. İzledi. Anlamaya çalışıyordu.Sonra kendince sorular sordu kadın hakkında kendine;
-Neden yağmurda izler ki insan denizi,gel otur buraya izle hemde ıslanma ama neden ?
-Acaba ne vardı ki bu kadar uzaklara dalacak ve herşeyi unutturacak ?
-Yağmurlar mıydı acaba yüreğindeki koru söndüren yoksa dalgalar mı ?
 
Dayanamadı....Ayağa kalktı.Dışarı doğru yürümeye başladı.O sırada kafenin sahibi Hakan seslendi.
-İlkay nereye oğlum
-Abi benim çanta falan dursun geliyorum ben.
-Tamam aslanım sorun yok.
 
Sürekli gelirdi buraya o yüzden kafedeki garsonlardan tut,sahibine kadar herkes tanırdı O’nu.Öyle hesap kitap falan da sormazdı kimse.Her geldiğinde,cebinde ne varsa verir,yer içer kalkardı.Kimse de hesap bu falan demezdi.Hakan böyle söylemişti çünkü....
 
Yağmurda ıslanmasına rağmen,kadının yanına yürüdü....
-Zor olmuyor mu ? Dedi.Kadın bir an irkildi.
-Ne, anlamadım.Nasıl yani.Zor olmuyor mu derken?
-Yağmurda ıslanarak denizi seyretmek diyorum
-Yasak mı?
-Yooo....
-Eeeee, o zaman !!!
-Yasak demedim.Sadece zor olmuyor mu dedim. Hem biraz daha kalırsanız,hasta olabilirsiniz.
-Doktor musun?
-Hayır.
-Zabıta? Polis? Cankurtaran?
-Hayır.
-Kimsin peki.
-Dürüst olmak gerekirse,bu sorunun cevabını bende arıyorum.Ama bulamıyorum.
-Nasıl yani?
-İlkay ben.
-Songül.
-Memnun oldum Songül hanım.
-Memnun olduğuna sevindim.
-Hep böyle misin?
-Nasıl
-Agresif
-Yooo
-Peki o zaman,yağmurda ıslanmayı biraz erteleyip, bir çayımı içer misiniz.
 
Etrafına baktı kadın.Bir anda istem dışı olur çıkıverdi ağzından.Yürümeye başladılar.Ama neden olur demişti ki, ya Cafer duyarsa.Amaan dedi kendi kendine,duyarsa duysun yeter.Zaten birazda üşüdüm.Dedi,kendine kendine birazda belli etmemek istercesine küçük bir tebessümle.
-ilkay
-Efendim Hakan abi.
-Oğlum ıslanmışsınız.
-Şey evet abi biraz.
-Dur size havlu getireyim.Kurulanın.
-Süper olur abi valla.
 
2 yabancı,kurulandıktan sonra,ilk adım Songül’den geldi.
-Senin mi burası
-Hem benim,hem değil
-Sen kafa mı buluyorsun benimle.diye çıkıştı Songül.
-Yooo...
-Eee ne o zaman
-Yıllardır gelirim.Hepsi de beni tanır.Benim gibi birşey yani..
-Anladım..
-Boşver sen onu bunu da, anlatacak mısın?
-Neyi...
-Dalgaları,yağmuru,sessiz çığlıklarını
-Neden anlatayım...
-Bilmem,belki iyi gelir.
-Sağol gerek yok.Çay ikram etmek istedin.Kırmadım.Kabalık etmek istemedim.Yanlış anlamazsan çayı içer kalkarım.
-Peki,dedi İlkay.Şaşkındı açıkçası,garip bir kadındı.Ama yine de,kimseyi rahatsız etmeye hakkı yoktu.Haklıydı,teklifini geri çevirmemişti.Hem ona,anlatırsın dememişti ki,çay ikram ederim demişti.Sonra küçük bir tebessüm belirdi yüzünde.Dalmıştı yine ki,Songül’ün sesi ile irkildi.
-İlkay,benim gitmem gerekiyor.
-Hh,eee ,şey tamam.
-Teşekkür ederim çay için.
-Rica ederim ne demek.
 
Kadın arkasına dahi bakmamıştı giderken.Ancak,arkasında bir iz bırakmıştı.Kocaman bir soru işareti,İlkay bütün gün,gece düşündü.Bir insan ne olurda böyle olabilir diye.Sabah kalktığında yine düşünmeye başlamıştı ki,sonra kendi kendine;
-Amaaan banane yaa,çay ısmarladım gitti işte.Niye takıldın oğlum bu kadar.
Diye yüksek sesle tepki gösterdi,bütün gece onu meşgul eden düşüncelerine.Kalktı kahvaltısını hazırladı,duşunu aldı giyindi ve istikamet yine Hakanın mekandı.Dinleniyordu orada.
..........................
Hakan’ın mekana geldiğinde çok şaşırmıştı.Onun her zaman oturduğu yerde bir kadın vardı.Hakan aslında kimseyi oturtmazdı oraya.Ama oturuyordu.Önce Hakan’a sordu.
-Abi günaydın
-Günaydın Aslanım
-Abi hayırdır.Koltuğumuzu mu sattın.
-Yok be oğlum,hanımefendi ısrar edince kıramadım.Sonuçta müşteri.Kalkar birazdan zaten takılma yaa sana masa mı yok.
-Tamam abi, dedi İlkay.
 
Sonra cam kenarında sahili gören başka bir masaya yöneldi, tam oturacaktı ki.O ses ;
-Çok mu kıymetli burası
-Efendim !
-Çok mu önemli burası diyorum İlkay bey. Dedi ve yüzünü döndü.
 
Songül’dü bu.Ama niye ,neden,nasıl dedi kendi kendine.Hani dün o kadını görmese, hareketlerini görmese tamam ama, hani gelmeyecekti.
Bunları düşünürken yine kadından gelen bir ses kendisine getirdi İlkay’ı
-Çay ikram edebilir miyim
-Şey ta ta tabi...
Dedi ve oturdu karşısına.
-Bana kendini anlatsana
-Kendimi mi ?
-Evet kimsin sen,nesin,ne yaparsın ,nasıl birisin.
 
İlkay şaşırmıştı neden sorduğuna ama uzun uzun anlattı.Tam 45 dakika sürmüştü.Ama herşeyini anlatmıştı kadına.
-Peki ya sen ?
-ben ne ?
-Sen anlatır mısın
 
Derin bir nefes aldı kadın ve başladı anlatmaya.
-Ben Songül 32 yaşındayım.Bir firmada personel sorumlusuyum.Almanyada yaşıyorum.
-Dur dur dur! Ne?
-Ne ne ,Almanyada yaşıyorum
-İyi de burda ne işin var
-Niye almanya da yaşayan biri gelemez mi buraya
-Ya tabi gelir ama ne bilim.Gideceksin yani.
-Zamanı gelince evet.
 
Suratı düşmüştü İlkay’ın.Çünkü gidecekti.Bu kadını tanımıyordu.Bilmiyordu.Ama birşey bu kadını ona çekiyordu.Anlam veremediği birşey.Hayırlısı dedi kendi kendine
 
Gel zaman git zaman,Songül 2 3 günde bir uğrar,İlkay ile sohbet eder olmuştu.Öyle güzel bir iletişim yakalamışlardı ki.İlkay onunla sohbet etmek için can atıyordu.Songül de her buluşmada yeni neler konuşacağız diye meraktan koşa koşa geliyordu.
 
Yine günlerden bigün buluştular.İlkay yine bir heyecanla gelmişti ama songül’ün yüzünde göremedi o heyecanı.
-Noldu
-Şey,hiiç
-Yüzün düşük ama
-Otursana
-Noldu dedim ama
-Şey İlkay hani ben yarın gidecektim konuşmuştuk ya
-Evet.
-Benim bugün gitmem gerekiyor.Babam uçak biletini falan değiştirmiş.Gece uçağım var
 
Boğazında düğümlendi cümleler,gözyaşları kaçmak istedi gözlerinden ama tuttu.bırakmadı.Sadece sessizce peki diyebildi.
-Ama üzülme olur mu,bak yine gelirsem bulurum seni hem zaten numaran falan da var .Gidince de bol bol konuşuruz merak etme
 
Tebessüm etti İlkay.Aslında itiraf edemediği birçok şey vardı kendisine.Gözyaşları,boğazında düğümlenen cümleler...
 
Aslında Songül,bir arkadaştan öteydi onun için.Farkına varmadan yüreğinin tahtına koymuştu onu.Öyle alışmıştı ki,her gece her sabah konuşurlar.Ve buluşmak için fırsat kollarlardı.Songül’ün de İlkay’dan bir farkı yoktu.Ancak o gideceği için,üzüntüsünü İlkay’ın göremeyeceğini düşünüyordu.Nasıl olsa 1 haftaya geçer gider diyordu.
 
İlkay yine dalmıştı ki;
-İlkaayyy.Daldın yine uzaklara.
-Şey pardon yaa..
-Yok önemli değil,ancak benim gitmem gerekiyor artık.Malum eşyalar ,uçak falan
-Tabi tabi.Haklısın.
 
Son kez sarıldılar birbirlerine ama ikiside şaşkındı.Çünkü,öyle sıkı sarılmışlardı ki,SIMSIKI.
Songül gözden kaybolduğu anda,ilkay da toparlandı ve eve doğru yürümeye başladı.Evde vakit geçmiyordu.Sanki evet sanki istanbul boğuyordu onu artık.Kendi de gitmek istedi onunla.Sonra saçmaladığını gitmesi için imkanının olmadığının farkına vardı ve sustu.Ona kal dese.Olmazdı.Ailesi oradaydı.Yatağına uzandı,saatlere tavanı izledi.
 
Rahat edemedi.Eline telefonu aldı ve
-Son bir mesaj atıcam.Son da olsa...
-GİTME...YANIMDA KAL...ŞİMDİ NEDEN DİYE SORACAKSIN BANA AMA BİLMİYORUM.SADECE YANIMDA KAL.ELLERİM,GÖZLERİM OL...AMA GİTME HUZURUM...AMA GİDERSEN DE BENİM YERİMİ BİLİYORSUN...BİR GÜN SUSARSAM...SESSİZ ÇIĞLIKLARIMIN YERİNİ BİLİYORSUN...
Diye bir mesaj attı ve telefonu kenara fırlatıp,üzerini giydi.Hakanın oraya gitmişti.Ama tabi ki kapalıydı kafe.Oturdu bir banka,saatlerce yalnız başına.Ağladı,güldü,düşündü.Ama sonunda hep ağzından şu cümle döküldü.
-Yok artık....
 
Gün ağarmaya başlamıştı.Ama İlkay hala,kıpırdamadan oturduğu yerden denizi izliyordu.Güneşin doğuşunu izleyecekti.Zaten artık ,uzun bir süre gelmezdi buraya.Canı yanıyordu.Çünkü.Bu nasıl olmuştu,ne zaman olmuştu.Farkında değildi.Ama sanki bir elmanın yarısıydı Songül onun için.Eve gitmek geldi ce içinden,sonra Hakanın kafe açılınca bir kaç çay içer giderim dedi.Artık gün tamamen ağarmıştı.Kuşlar uçmaya,güleryüzlü ay yerini bulutlara bırakmıştı.Derin bir nefes aldı;
-Yeter bu kadar , hakan abi ne derdi.Varsa bir sıkıntın,koyacaksın bir çay sonrada uzun uzun karıştıracaksın.
 
O da öyle düşünmüştü.Banktan kalktı.Gerindi.Üşümüştü biraz da ,biraz yüksek sesle;
-İstanbul,İstanbuuuul.Duyuyor musun beni.Yine soktun dimi kazığı.Mutlu eder gibi yaptın ama soktun dimi.Senin ben taaa a..nakoyayım.
-Hiç yakışıyor mu sana küfür etmek !
 
Bu ses ile irkildi İlkay,kıpırdayamadı.Nasıl yaa,nasıl olur ama bu o,evet evet bu o.Yok canım şaka olamaz.Arkasında dönmekten korkuyordu.Ya o değilse,ya kimse yoksa,ya sadece duyduğunu sandıysa.
 
Önce omzunda bi el hissetti.İyice irkilmeye başladı.Gözlerinden yaşlar yine akmaya başlamıştı.
-Ya ilkay,üşüdüm ben.Bana çay ısmarlar mısın
 
Arkasını döndüğünde gördüğüne inanamadı.Songül.Evet songül tam karşısındaydı.Nefesi kesildi.Sadece sarıldı.Sımsıkı.Songül de ona sarılmıştı sımsıkı.Dakikalarca kaldılar öyle,sımsıkı sarılarak.Sanki bedenleri birmişcesine.
 
Sonra İlkay bi ara bıraktı sarılmayı ve ;
-Ama sen gidiyordun.
-Gitmedim
-Ama neden
-Pilot musun
-Yoo,dedi İlkay.Gülüştüler.
-Gitmedim.çünkü,gitseydim,Yarım kalırdım.Gitseydim,Eksik kalırdım.İlkay ben benim bile bilmediğim birşey öğrendim.SENİ SEVDİĞİMİ öğrendim dün gece.
-Bende Seni Seviyorum Songül.
 
Artık herşey tamamlanmıştı.İlkay Songül’ün elini sımsıkı tuttu ve sahilde yürümeye başladılar.Songül’de sımsıkı kenetlenmişti İlkay’a.Sahil boyunca yürümeye devam ettiler gözden kaybolana dek...
 
Bazen hayatta öyle güzellikler gelir ki karşımıza,ama biteceğini düşünürüz.Güzellikleri bitiren de başlatan da insandır.Ve unutulmasın ki insan bu hayatta,ne isterse onu yapabilecek kadar beceriklidir.
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sonbaharın insanın içini titreten serinliği, dışarıda bir artıp bir azalan yağmur dalga geçercesine, geri döndüm alışın artık dercesine. Elimde koyu, kopkoyu bir kahve. Hani alışık olmayanın midesini delecek türden. Bilgisayarımın ekranında bir hikaye, adı:''SonBahar'' Yazan:''Kalemi İstanbul'' Hoş geldin aramıza. İyi ki geldin. Kalemin tükenmez, mürekkebin sonsuz olsun. Saygıyla...

Özkan Sarı 
 28.09.2018 12:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 132
Kayıt tarihi
: 27.09.18
 
 

Kalemin gücünü, siz bulamazsınız. O sizi bulduğu zaman,  kendini belli eder. Ve size kelimelerle ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster