Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Eylül '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
611
 

Sönmesin deniz fenerleri

Sönmesin deniz fenerleri
 

Beyaz örtüsüne bürünmüş şehir. Gece beraberinde getirmiş buz tutan havayı. Kadın yorganın altında yetimlerine sarılmış. Isınmaya çalışıyorlar birbirlerinin nefeslerinde. Gecekondusunun puslu penceresinden ötede yüksek binaların fabrika gibi çıkan dumanları seyrediyor bir ara kadın. “Komşusu açken tok yatanlar” geliyor aklına. Çaresizliğini sonsuz rahmet sahibine aktarıyor.” “Duy beni” diyor, elleri titriyor. Dudakları hareket etmiyor. Ölmekten değil yetimlerini yalnız soğukta bırakmaktan korkuyor. Odanın ortasındaki soba korkuluk gibi gölge olmaktan başka işe yaramıyor.

Öteler duyarsız kalmıyor bu çağrıya. Buz tutan gönüllerin içersinde hala sıcak akan ırmaklar var. Gidin çalın bu yetimin kapsını diyor. Kapısı çalınıyor gecenin bir vakti gecekondunun. Yatağından son bir hamle ile çıkıyor kadın, çocuklarının üzerini örterek. Kapıyı açıyor. Kapıda belirsiz yüzler. Sırtladıkları çuvalları içeri taşıyorlar kadın kimsiniz demeden. Kadın çuvallardan birisini açıyor. Kara kömür. Kapkara kömür gözlerinin önünde. Çölde su bulmuş mecnun gibi kömürü eline alıp dudaklarına götürüyor. “Şükür diyor rabbim şükür” ve kapkara kömürü öpüyor, öpüyor…

Bir yardım kuruluşunda gönüllü çalışan bir dostun hatırası bu. Bu ülkede binlerce insandan biri o kadın. Onun gibileri şehirlerin arka sokaklarına monte edilmiş gecekondularda hayata tutunmaya çalışıyorlar.

Ve bir nüfus sayımında yaşadığım küçük bir hatırayı aktarayım. Kalkınmışlıkta ülkenin ileri gelen şehirlerinden birinde, şehrin en ücra köşesinde elime almışım defteri sayıyorum kelle hesabı insanları.

Şehrin en sonunda bir evdekileri de kaydettim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasına tam işim bitti demiştim ki alt katta birileri daha var dediler.

3–4 metre karelik ilerde dükkân olarak kullanılmak için yapılmış bir küçük oda. İçerde bir kadın. İki okul yaşında çocuk. Biri hasta. Doktora gitmemiş parasızlıktan. Okula gitmemişler. Komşulardan gelenlerle yaşıyorlar. Babaları başka bir şehre gitmiş. Kaç ay olmuş para pul göndermemiş.

Bu küçük odanın sahibi hayrına vermiş bu insanlara bu odayı. Belki diyebilirsiniz bunlardan bizim bildiğimiz çok hikâye var. Vardır ama hikâyenin en acı kısmı ne biliyor musunuz? Bu küçük odada yaşayan insanlar tuvalet ihtiyaçlarını üst komşularının evine giderek karşılıyorlar.

Bugün ramazan, yardımlaşmanın en güzel günleri. Zekâtın, sadakanın, fitrenin, gıda paketlerinin elden ele dolaştığı günler. Vermenin ve almanın, sevmenin ve sevilmenin ayı.

Aç kalınca açın halinden anlamanın, diğerinin yerine kendini koymanın günleri.

Diğerinin yerine kendisini koyanlar, sıcak yataklarını bırakıp kapı kapı dolaşıyor, nerede bir garip, nerede unutulmuş, insan varsa kapısını çalıyorlar. Bazen derdine merhem oluyorlar dertlilerin bazen gönül alıyorlar.

Sokaklara aş evi kurmuşlar. Olan veriyor, olmayan bu aş evinden tabağını dolduruyor.

Ve bu ülke ve bu ülkenin insanları tok yatarken etrafındaki açları kolluyor. Bunun için bireysel çabaların yetmediğini bildikleri için dernekler kurmuşlar. Havuzda toplayıp havuzdan dağıtıyorlar.

Karnı doyan insanlar sokağa çıkıp zengin düşmanlığı yapmıyor. Verilen nimete nankörlük edip zenginin evini, fabrikasını, işyerini yağmalamıyor. Veren asıl malın sahibini bildiği için veriyor. Gönülden gönle köprüler kuruluyor. Yardım damlaları, sevgi denizlerine dönüşüyor. Ve biliyor ki bu huzuru sevmeyenler, bu sevgi denizi büyüdükçe bu ülkenin yıkılması zor. Bu ülkenin kalkınmasını durdurmak zor.

Tam denizin rahmet denizi ile kucaklaştığı bu ayda birileri denizi bulandırmaya çalışıyor. İktidar hırsları ile gül bahçesine giren fil gibi bu sevgi denizine dalıyorlar. İki günlük saltanatları adına farkında değiller neleri engellediklerinin. Hangi çamları devirdiklerinin.

Şimdilerde bir “Deniz Feneri davası ” üzerinde bu ülkenin kardeşlik köprüleri bir bir yıkılıyor. Umurunda mıdır bilmem rakı mezesi ile en az on fakirin duyabileceği gazetenin yayın yönetmeni manşetlerini atarken bu durumun.

Farkında mıdır bilmem medyanın yarısını elinde bulunduran medya patronun halkı sermaye düşmanlığının yönlendirdiğinin.

Halkçı takılıp “ iki çuval kömüre oylarını satıyorlar” diye aşağıladıkları halkın kapsına kömür karası olmuş yüzlerle nasıl çıkacaklar.

Eğer birileri umudun deniz fenerini söndürmek için içini boşaltmışlarsa en ağır cezaya çarptırılmalı. Ama cezaya çarptırılanlar kömür gözlü dudakları kömür lekesi insanlar oluyor.

Ve yakındır karın şehirlerin üzerine örtmesi. Öksüzlerin, yetimlerin, dulların, yaşlıların, öğrencilerin gözleri kapılarda olacak. Onları hayatın bir yerinden tutunmaya çağıran ellerde olacak.

Yardımın, paylaşmanın önüne manşetler atanlar, öfkelerinin emrine girenler, iktidar hırslarını ve istikballerini garibin ekmeğine, kömürüne endeksleyenler kışın üşümezler belki, açta kalmazlar.

Ama toz duman dağıldığında ortalık durulduğunda. Hangi denizin hangi feneri söndürdüğü gün yüzüne çıktığında, arkalarında bıraktıkları gözyaşlarının hesabını vicdanlarına verebilirler mi?

İçimizden başlayarak ayıklayalım ayrık otlarını. Atalım gül bahçesinden. Yıkmayalım gönülden gönle uzanan köprüleri. Söndürmeyelim deniz fenerlerini.

NOT: BU YAZI MİLLİYET BLOGTA YAYINLANMIŞSA BİLİRİMKİ HALA İNSAF BU TOPRAKLARDA VAR.

www.hasanmahir.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Deniz Feneri Derneği, müfettişler tarafından incelendi ve olumlu rapor aldığı için hala çalışmalarına devam ediyor. Bu meseleye Alman hükümetinin ince siyasi hesapları gözüyle bakıyorum ben. Bekleyelim görelim :)

shalimar 
 12.09.2009 11:16
 

Hasan bey yazınızı bir kez daha okudum. Atladığım yer varsa hakkınız kalmasın diye.Ya hafızanızı bir yoklayabilirmisiniz? Bizim fakirimiz önceleri daha mı azdı? Yoksa şimdi mi? İyi bir gözlemci olduğunuz belli. Dünya bankasının,BM nin rakamlarını boşverin.Yaşadığınız şehre bakın yeter. Arada bir yerde, tuvaleti olmayan evi anlatmışsınız. O çok saygı duyduğunuz denek ve vakıflar neden yaptırmayı düşünmezler acaba. Halbu ki tv. çekimleri de yaptırabilirler, dimi. Nedenini bildiğinizi sanıyorum....Bu toplum yıllardır FAKİRİYLE EKMEĞİNİ PAYLAŞMIŞ bir toplumdur. Merak etmeyin deniz fenerinden öncede fakire yardım yapılırdı,deniz fenerinden sonrada yapılacaktır.Pardon..deniz fenerine bir şey olmaz ki.Siz onu ADD'İLE KARIŞTIRIYORSUNUZ DA KORKUNUZ O YÜZDEN. Hem daha önce ve bundan sonra yapılanlar BİZİM PARTİMİZE OY VERME KRİTERİNE DE BAĞLI DEĞİL.Son satırı yazmaktan gerçekten hicap duyararak mecburen yazıyorum. Verdiğini yalnızca ALLAH için,karşındaki İNSAN olduğu için vereceksin.Anlatabildi

sezar pan 
 13.09.2008 13:55
 

Hasan bey, sizce o " FENER AYDINLATMASI GEREKENLERİ HAKKIYLA AYDINLATTI MI? Birde yanlış anladımsa düzeltin lütfen, BİR ÇUVAL KÖMÜRE OYUNU SATANLARI MASUMMU GÖRÜYORSUNUZ? banamı öyle geldi. EĞER DOĞRU ANLAMIŞSAM, onları bir çuval kömüre muhtaç bırakıpda, bundan nemalanan ZİHNİYETİ sorgulamayı, ben size daha yakışan bir hareket olarak görürdüm. Hem yargıya intikal etmiş bir konuyu burada gündeme getirmek ne kadar doğru. Belkide masumlar. Ama rakamlar televizyonlarında, 3-5 gecekonduya dağıtılırken gösterilenlerden ÇOK FAZLA OLDUĞUNU GÖSTERİYOR. Ben karşıda değilim. Güzel bir davranış. Ama bir takım art niyetler beslenmeden yapılırsa. Dinimize göre nasıl yardım yapılır bilirsiniz. Siz ben biliyoruzda onlar bilmiyorlarmı? Onlarda biliyorlar, hemde bir fazlasını.Bu işin OYA ve PARAYA dönüştürmesini. İnşallah dediğiniz ve inandığınız gibidir. Kalın SAĞLICAKLA.... Bir öneri:Melih AŞIK'ın 15 gün kadar önce,köşesinde yazdığı BILDIRCIN ETİ SATAN LOKANTA adlı kısa fıkra, yeni ufuklar açabili

sezar pan 
 13.09.2008 13:31
 

Yazdığınız blog'u okudum. İnsafa gelin ve yardımları kardeşliği esirgemeyin diyorsunuz. Meraklanmayın hiç bir vicdan sahibi yardımlarını esirgemez. Meraklanmayın Türk halkı elinden geleni yapar. Fakat insanların bu vicdan duygularının sömürü düzeni yokmuş gibi hareket etmemek gerekir. Sadece fener hikayesi değil ki bu. Hadi feneri Almanyada yargılıyorlar. Peki sizce hiç mi kötü kokular gelmiyor burunlara? En basitin den dilenciler bile vicdani duygularımızı sömürerek kazanç elde etmiyorlar mı? Yardım müssesine sesim çıkmaz ama yardım edenlerin haklarının gaspları bence hoş değil. Saygılarımla...

Engin Şahin Karadeniz 
 12.09.2008 11:26
Cevap :
hata varsa mahkeme kararını verir ceza gider. fillerin kavgasından çimleri kurtarmalı  12.09.2008 14:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 68
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 3239
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

Çeşitli dergi ve gazetelerde, gezi, deneme, öykü, şiir yazan bir yazar. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster