Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Şubat '11

 
Kategori
Sektörler
Okunma Sayısı
497
 

Sonradan Üzülmemek Patent İle Mümkün

Sonradan Üzülmemek Patent İle Mümkün
 

“Sivrizekalı” bir millet olduğumuzu dilden dile dolaşan söylencelerle sık sık işitmişizdir. Sınırsız fikre sahip olan zihinlerimiz en olmadık anlarda dahi devreye girerek akıl almaz buluşlar gerçekleştirebilir, sorunlara bakılmadık gözle bakabilir, yepyeni ve denenmemiş çözüm önerileri sunabilir. Çocukluktan gençliğe, toplumsal baskıların kurbanı olan yaratıcılık becerimiz, doğru güdülendiği sürece yapılmamış olanı yapmak üzere yepyeni fikirler koyabilir ortaya.

“Türk’ün zekası”, “Türk’ün dahi fikri”, “Türk’ün inanılmaz buluşu” cümleleri çok uzak değil bizlere. En büyük sorunumuz zihinsel süreçlerimizde meydana gelen ve sık sık dile de getirdiğimiz bu fikirlerimizi gerçekleştirme yolunda bir adım atamamamız. Bu atamadığımız adım; hem fikirlerimizin gerçekleşmesini engelliyor, hem de gerçekleşemeyen fikirlerle beraber ortaya çıkamayan ürünlerin getirilerini henüz yolun başındayken yok ediyor.

Yapabilenlerimiz yok mu? Var elbette! Ancak yapabilenlerin meydana getirdikleri çok geçmeden uçup gidiyor başka ellere. Belki ciddiye almadığımız, belki bir türlü aklımıza yerleştiremediğimiz, çoğu kez nasıl ulaşacağımızı bilemediğimiz “patent” olgusu yüzünden fikirlerimiz, buluşlarımız başkalarının ceplerine her geçen dakika daha fazla katkı sağlıyor. Bu haksız kazancı engelleyebilmek ve fikirlerimizin, emeğimizin karşılığını alabilmek şüphesiz yine fikir sahibi olarak bizlerin elinde.

Gelişmiş olan ülkelerin uzun yıllar önce öneminin farkına vardığı patent, gündelik yaşamda sıkça karşılaştığımız bir kavram olmamakla beraber; zihin ürünlerimizin korunması, emek hırsızlığının önüne geçilmesi, fikri yaratıcılığımızın teşviki yönünde en büyük güvencemiz aslında. Bu “altın güvencenin” farkına varabilmek sadece fikir sahibi olan bizlerin değil, dolaylı ve doğrudan etkileşim içerisinde ülke ekonomisine kazandıracağı artılarla oldukça önem taşıyor.

Avrupa’da giderek yaşlanan nüfusun aksine, ABD Nüfus Ofisi’nin araştırma raporu ile dünyada Meksika’dan sonra en genç nüfusa sahip ikinci ülke konumunda olan Türkiye’de bu genç ve dinamik nüfusun zihnini iyi okumak; onları teşvik ederek yeni fikirlere, düşüncelere, buluşlara yönlendirmeyi başarmak gerekiyor. Uygun şartları oluşturmadıkça potansiyellerimizin farkına varabilmek ve harekete geçirmek çok gerçekçi görünmüyor.

Genç nüfusu dikkate alırken dikkat etmemiz gereken unsurlar da var haliyle. Tek başına genç nüfus olgusu yeterli olsaydı bugün hala patent sahibi olan buluş sayısında gelişmiş ülkeleri üst sıralarda görmezdik. Özellikle yoruma, tartışmaya ve sorgulamaya kapalı bir eğitim sistemine sahip olan ülkemiz test usulüne dayalı sınav anlayışı ve eğitici odaklı pasif öğrenme biçimlerinden kurtulmadıkça genç nesillerin yeniliklere açık olmasını beklemek anlamsız olur. İlköğretim düzeyine kadar yaratıcılık adına büyük bir hayal dünyasına sahip olan bireyler okul yaşamlarına adım attıkları andan itibaren ise sonuç odaklı tek tip bakış açısına bürünüyorlar. “Öğrenmeyi öğretme” ve “düşünmeyi düşündürtme” biçimleriyle eğitim sistemi baştan aşağı yenilenerek sıradanlaşan üniversite yaşamları sosyal etkinlik ve atölye çalışmalarıyla desteklenerek ön açan, yol ve imkan sunan bir hâl almalıdır. Yoksa sıradanlaşan üniversite eğitimi binalar içerisinde kaybolan üniversite öğrencilerinden başka bir şey yaratamamaktadır günümüz şartlarında.

Ancak uygun şartlar, uygun imkanlar, özgür düşünme ortamı ve öğrenci merkezli bir anlayıştan yola çıkarak yeni fikirlerin önü açılarak buluş sayısında olumlu bir artış gözlenebilir. Bu noktada buluş yapmanın sadece üniversite okuyan bireylere has bir durum olmadığını da hatırlayarak toplumun her kesiminden özgün fikirlere sahip olan ve emek vererek ürün ortaya koyan kişilere özellikle medya aracılığı ile buluşların değerlendirme biçimleri yönünde iletiler yollanmalı, “patent” kavramından uzak olan topluma patentin ne olduğu ifade edilmeye çalışılmalıdır.

Düzenli aralıklarla Türkiye’nin dört bir yanından özgün buluş gerçekleştiren ve işin eğitimini almamış bireylerle, üniversitelerin ilgili bölümlerinde okuyan öğrencilerin kendi alanlarında yaptığı buluşların karma olarak sergilendiği, tartışıldığı ve özellikle “patent” kavramının anlatıldığı patent günleri düzenlenerek, patentin çok uzaklarda olmadığı gözler önüne serilmelidir.

Geleceği yakalayabilmek adına patent sayısı hızla artan ve dünya ölçeğinde rekabet eden bir Türkiye, bilinçli bireyleriyle her geçen gün “kendi adıyla, patentleriyle” büyümeye devam edecek

Ahmet Buğra TOKMAKOĞLU

abtokmakoglu@gmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ülkemizde icat ve buluşlar TÜBİTAK'ın çalışma alanı. Ne yazık ki pasif kalıyor. Üniversitelerdeki eğitim sistemi uygulamalı ve öğrenci odaklı olduğunda eğitim gören çok sayıdaki, hayalleri geniş ve zeki öğrencilere imkanların önü açılacaktır. Aksi halde şimdiki gibi, pek çoğu bilgilenerek değil de, ellerinde "diploma" denen imzalı tasdikli evraklarla eğitimlerini noktalamış oluyorlar. Fikir ve emek hırsızlığı da sık görülüyor, bunları güvence altına almak patentin tescili ile mümkün. Kurulan bir şirketin isminin bile patenti alınırsa, bir başkası o ismi kullanamıyor. Patenti tescil edilmeyen şirket ismi, sonralardan aynı isimle kurulmuş bir başka şirket patent tescilini de yaptırınca, yıllar evvel aynı ismi kullanan şirket, ismini iptal etmek zorunda kalıyor. İhmal etmemek gerek, patent almak gerçekte önemli.

Yurdagül Alkan 
 24.02.2011 0:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 430
Toplam yorum
: 738
Toplam mesaj
: 99
Ort. okunma sayısı
: 2064
Kayıt tarihi
: 18.06.07
 
 

20 Nisan 1989'da İzmir'de doğdu. İlköğretim ve lise öğrenimini Karşıyaka'da tamamladı. 20..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster