Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ocak '07

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
3332
 

Sonsuza uzanan köprü

Sonsuza uzanan köprü
 

Martı’yı okuduğumda bir serüven gibi gelmişti bana hayat. Kaçıp gidebilmeyi hayal etmiştim, özgürlüğün bedelini düşünmüştüm sonra ve mutluluğunda. Richard bach sonsuza uzanan köprü kitabını elime aldığımda yine özgürlük düşlerinin peşin düşen bir adam buldum. Vede özgürlüğünü bir kadınla genişletebilen bir adam. Kitaptan başımı kaldırdığımda (kahvemi almak için) aklımda sinameda düşündüğü sözler aklıma takılmıştı. ''perdede gördüğüm oyuncular şimdi ödediğim bu dolardan 20 cent kazanacaklar. Yalnız benim bletimden istedikleri çeşitten bir küllah dondurma satın alabilecekler'' oysa ben hiç film izlerken ya da bir kitap alırken yazarını oyuncusunu yani emektarlarını hiç düşünmemiştim.

Sonra öğrenmek üzerine deiklerine takıldım kahvemi yudumlarken. ''neyi blmek istersek onu kitaplardanöğrenebiliriz'' diyordu. Oya biz kitap okumayı seven bir toplum değildik, ne çok şeyi kaybettiğimizi hayal ettim. O kadar çok kayıpla yaşıyoruzki...

Serüven bir aşka aşk bir öğrenmeye ve sevgiye dönüşüyor. Özgürlüğünü kaybetmek istemeyen bir adamın arayışına. Sevginin özgürlüğü kısıtlamasını sorgulayan bir sürecin içine dalıyorsunuz. Özgürlüğü kısıtlamayacak olansa kusursuz bir özeştir. ''eğer kusursuz bir özeş diye düşündüm, bütün gereksinimlerimizi her an karşılayansa ve gereksinimlerimizden biride değişiklik ise öyleyse tek başına hiçkimse kusursuz eş olamaz!''

Kitap ilerledikçe kendimi bir hayatın içinde buldum. Sorgulayan düşünen bir hayatın. ''balinaları nasıl kurtarabilirsiniz? ONLARI SATIN ALARIZ1 eğer balinaları satın alıp amerikan, yada fransız, Avustralya veya japon yurttaşı yaparsanız hiçbir ülke onlara dokunmaya cesaret edemez'' bu gerçek karşısında sarsıldım.

Sonrasında yaşamak için ''ev biçimli kutu ve arabalar'' fikri beni güldürdü. Yazdıklarımızı satma başarısından sözediyor. Zamanın akı giderken hızına yetişemediğimizi ne güzel anlatmış. ''o günü düşündüm... yirmi yıl öncemi yoksa dünmü? Aklımıza ve zamana neler oluyor?''

Sevgimizi ne kadar zor söylebildiğimizi haykırdı aniden. “onu sevdiysen,onu sevdiğini söylemende ne sakınca var.” En son kime sevdiğimizi yrek dolusu haykırdık. Yalnızca benim kültürümde değil başka kltürlerde de erkeklerin ağlamasının doğal olmadığın öğrendim. İşlerden isyan eden bir cümle, “ günde iki kere hesap verdiğim kontrol saatinin tak-tuk ile yaşamaktansa, açlıktan ölmek daha iyidir” insanoğlunu trajedisi bu olsa gerek.Hiçbir canlı yaşamak için çalışmak zorunda değil, insanoğlu hariç. “kaybetmek garip bir biçimde kazanmaktır” diyor du kayıplarımızdan kaçımız kazanç çıkarbilidk?

Hayatı paylaşma arzusunun ne kadar büyüleyici lduğunu düşündüm. Paylaşmak içinse iletişim gerkli idi. “ ama ondan işitilecek ve ona söylenecek o kadar çok şey vardıki” söleyecek neyiniz var düşündünüzmü hiç. “ dünya daki son tatlı dilimi kırıntı oluncaya dek seninle konuşur, seni dinleyebilirdim bunu biliyormusun?” hiç böyle ilanı aşk eyledinizmi peki?

“önemli olan tek şey sevgi” diyo özgürlüğü aradığını unutarak. Kaçımız sevgi uğruna özgürlüğümüzü feda edebildik. Siz hiç yabancılık çekmediğiniz biriyle uyanabildinizmi?

Hayattan zırhlarımız kaybetmekten bahseder kitapta richard bach. Sizce yalansız bir yaşamın zırha ihtiyacı varmıdır? Hayatı savaş olarak algılayanlar elbette zırhlara bürünmek zorundalar. Oysa yaşam savaştan öte bir şeydir. Evliliği sorgulayan yanı ile yada kadın erkek arasındaki ilişkide beklentilerin, tek kadında/erkekte bulamayacağımızı gözümüze sokuyor. Bizle olağanüstü lanı arıyoruz belki oysa olağan üstü lan tanrısaldır. Tanrı ise ise içimizde küçücük bir kırıntıdır.

“uçmanın baka bir anlamını biliyormusun richard kaçmak, uzaklara kaçmak” hangimiz richard gibi kaçmak istenedikki kimi zaman. Tabiki ölüm korkusunu yenenlerin öyküsüdürde. Birine bağlanmak kadar kötüdür belki ölümde. “birine bağlanmak neden o kadar kötüymüş? Kötüdür çünkü tek bir insana koskoca bir umut yatırımı yapıp, sonrada tümüyle yitiriyorsun” sonrada kendimizden başka güvenecek kimsemiz kalmadığını ölümcül bir gerçekle öğreniyorum. Sonrada milyon dolarların tatsız yüküyle yaşamın ağırlığını görürsünüz. Bir milyon dolarmı yok ben almayım çünkü onun stresine tahammül edemem. Sizin fikriniz farlı olabilir ama kitabı okuyunca çok da isteyebileceğinizi sanmıyorum.sonrasında hükümetlerin kendilerinin mutlak hakimi oldukları yalanını size sunuyor. Gerçeğin bir avuç insanın mücadelesiyle ters yüz olabildiğinide bize gösteriyor.

Düş ile gerçeği harmanlayıp sunuyor bize, Richard bach....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Richard Bach'in hayatımdaki yerini asla inkar edemem. Sonsuza Uzanan Köprü, Mavi Tüy gibi eserleri ile düşüncelerime çığır açan, sonsuza uzanan köprüde yürümeye beni sevk eden ve kendi sitemde yayınladığım bloguma bile isim babası olan bir adam, uçan bir adam. Bu harika yazı ile beni heyecanlandırdın, aynı köprüden geçen biri olmak güzel bir duygu. Sevgiler...

Siracel 
 01.01.2007 22:59
Cevap :
hayat zaten bir serüven çelişkiler ve umutlarımızla birlikte. teşekkürler yorumunuz için.  02.01.2007 13:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 147
Toplam yorum
: 383
Toplam mesaj
: 116
Ort. okunma sayısı
: 2641
Kayıt tarihi
: 01.07.06
 
 

Ziraat mühendisi ve iktisatçıyım. yatırım danışmanlığı ve kişisel gelişim konularında  Simurg Con..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster