Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ocak '08

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
964
 

Sonsuzluğa açılan pencere

Sonsuzluğa açılan pencere
 

Sessizlik ve sonsuzluk


“Sessizlikte sonsuzluğa açılan bir pencere vardır, onu söz ile bozmanın anlamı var mı?”

Haldun TANER


İşte böyle demiş bir zamanlar; Milliyet’teki “Devekuşuna Mektuplar” sütununu o ilk gençlik yıllarımda hiç kaçırmadan takip ettiğim, öykülerini insan sevgisi ekseninde, hayat, doğa, dürüstlük ve içtenlik övgüleri üzerine kuran, 1986 yılında 71 yaşında yitirdiğimiz, tam bir İstanbul beyefendisi olan, ünlü söz ve anlatı ustamız. Ben de not etmişim bir köşeye ta o zamanlar... Geçmişimin o sararmış, biraz tozlu ama aidiyetlerin buhurdanlığından tüten hoş kokunun beni bazen sarhoş ettiği arşivimi karıştırırken, ansızın düşüverdi kağıttaki bu not yerinden ve bu söz de zihnime ve yüreğime yeniden.

Şansa bakın ki, bu düşüşler klavyem "hazır ol"duruşunda ve yazı için “rahat” komutunu beklediği bir anda gerçekleşti. Yüzüm de sanki kızarır gibi oldu birden. Suç üstü yakalanmıştım sanki üstada karşı aniden. Kendisi ele aldığı her konuyu hep yücelterek ve çok da güzel yazardı."...Suçüstü değil de, olsa olsa bir tür suç ortaklığı gibi bir durum bu durum..." dedim kendi kendime o zaman. Onca yaşıma karşın, üstad karşısındaki "çömez" konumumun da bilinciyle koyuldum bu suç ortaklığından payıma düşeni yapmaya ve onu sizlerle paylaşmaya. Paylaştıkça da büyüsün istedim bu ortaklık.

Biraz daha düşününce, ister “dün”e; anılara, ister bugüne ya da yarınlara; umut ve hayallere, ivmesizce salınan bir hamak misali beşiklik eden uzun süreli bir "sessizliğin" , aslında (canlı ya da cansız ) nesnelerden soyutlanmış bir mekân yaratma anlamına geldiği hissine kapıldım. Nesnelerden soyutlanınca oralarda “anlam”ın da soluksuz kalıp söneceğine, canımızın da bu yüzden oldukça sıkılabileceğine kani oldum. Tabii ki bu can sıkıcılık "sessizliğin" (sanırım Sn.Taner'in de düşündüğü anlamda) kısa süreli, gereken derinlikte, tek kişilik ve yapıcı olanını aşan boyutuyla gündeme geleni olsa gerek...

Sanırım Kızılderililer; o doğa ile iç içe, hem onu, hem de kendilerini kutsal bildikleri değerlerle birlikte yücelterek saf, temiz ve cesur bir yaşam felsefesine sahip olan bu insanlar, bu konuda da çok hoş bir yaklaşım içindelermiş. Bilir misiniz? Çocuklarının doğumunu “…söz kendine oturacak bir yer buldu sonunda…” diye tanımlarlarmış. Boşuna değil demek ki; yaşadığımız ve içselleştirdiğimiz kültür kodları bağlamında çoğu kez anlamakta güçlük çektiğimiz ya da gülümsediğimiz “Oturan boğa”, “Kızıl şimşek” ya da “Yağan yağmur” gibi isimler...Meğer gizli bir felsefenin ve doğa hayranlığının tül perdesi ardından göz kırparmış bizlere bu isimler.

Sessizlik mi, çağrışımlar mı, yazmak mı, çığlık atmak mı? Hangisi?

Can sıkıntısı” demiştim ya biraz yukarıda. Suskunsan ve de ne yapacağını bilemiyorsan, dünyaya gözlerini yeni açmış tatlı bir bebek de yoksa ortada, işte o zaman kendine hemen bir sözcük edinivermeli insan derim. Bu ilk başta basit gibi gelen ve mütevazi gibi duran bir sözcük olabilir, örneğin "doğa" gibi. Ya da, zorlu deneyimlerin, hoş niyetlerin ve zihnin gözlerinin keşfettiği bulmacamsı bir sözcük de olabilir. Mesela ben KARUM sözcüğünü severek kullanırım bu gibi durumlarda. Bu sözcüğün antik Hatti dilinde alışveriş yeri, çarşı anlamına geldiğini bilsem de, ne gam!.. Ankara GOP’ da yerleşik, bu adı taşıyan yerde olanı biteni, oraya gireni çıkanı “dur” komutu nedir bilmeyen bir kamera edasıyla kaydeden zihnimin gözleri, nezaket kurallarından kısa bir müsaade isteyerek ve hemen başharflerini seçerek günümüzde kendimce karşılık geldiği anlamı yapıştırıverir. Küreselleşmenin Avanaklarını Rahatlatarak Uyutma Merkezi !..( ASPAVA gibi metafizik ve basit bir temelde oluşmasından da biraz çekinerek). Tabii ki bu rahatlatan uyutulma hizmeti hiç de bedavaya olmamaktadır. “Öz”e değil “görünüş”e ve “imaj”a, doğal, bilinçli ve üretken bir insan “olmaya” değil de, “sahip olmaya” koşullanmış bir yanılsama içinde, gerçek ihtiyaçların ötesinde, gereksiz yere alınan onca giysi ve eşya için savrulan milyonlara mal olmaktadır.

Sonrasında da haykırmalı o sözcüğü boşluğa doğru derim. Neden mi? Çünkü söylemeden duyan, çağırmadan gelen, anlatmadan ya da yazmadan da sizi anlayan pek olmaz da ondan!..

Ediniverdiğimiz o diğer, sözde basit fakat mucizevi anlamlar içeren sözcüğümüze dönersek. Yani “Doğa” ya!..Şairin (Akgün Akova) tanımladığı tarzda muhteşem bir koro oluştursun diye zihinlerde; ırmağın sonrasız sesi, rüzgarın serin sesi, kumsalın ürperen sesi, ağacın terli sesi, toprağın bereketli ve yüreğin içli sesi.

Eeee…şair dedi yaa..Sen de devam edesin gelir artık kaldığı yerden, hani o testlerden alıştığın boşlukları doldurma tarzı...

Irmağın sonrasız sesini bardağa koy, kaşığının solo sesini düete dönüştürsün keyif çayında;

Yağmura ve kara bırak rüzgârın serin sesini, kirli olan her şeyi bir güzel yıkasın, temizlesin.

Bırak kumsalın ürperen sesini deniz alsın, tek mürettebatlı teknelere yol arkadaşı olsun, ürpertisi geçsin.

Ağacın terli sesini ise alsın kuşlar ve o sesle bu karda, bu kış da ısınsınlar.

Sonunda da yüreğinin içli sesini koy zihin-çalara ( ya da eski moda anı-çalara), ve saygıyla an, yakınlarını, dostlarını. Bir de idealleri(n) uğruna toprağın bereketli sesine güvenip yarınların verimli başaklarına ıslık çala, çala, gözlerini kırpmadan, o sonsuz dinginliğe gidenlerini an!..Arınarak o sesin deniz maviliğinde, mahir kulaçlarınla ve uğurlar içerisinde...

Yok... olmuyorsa eğer tüm bunların hiçbiri? Bırak o zaman, doğanın o anlamlı çığlığı kalsın içinde. Çınlayarak ama sessizliğini de bozarak.

Bu gelip geçici, güzel ama kısa yaşamda onurlu bir çiğlık da az bir şey mi?

Hem zaten sonsuzluğa açılan o pencereden girilerek, er ya da geç hepimizi bekleyen o gizemli, sonsuz ve dingin istirahat zaten yaşanmayacak mı? Peki o zaman "sessizlik", bu yaşamda ve sürekli niye?

Ersin KABOĞLU,

20 / 01 / 2008 Ankara,

Fotoğraf:www.gumuscafe.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Anı- çalar tıka basa dolu ezgili yürek sesleriyle. Onları dinlerken sessiz olmak, günden kopmak doğal gibi gelmede oysa bugün atamadığımız çığlıkların bedelini de ödeyeceğiz sanırım günün birinde. esenkalın...

Ezgi Umut 
 26.01.2008 3:31
Cevap :
"Anı-çalar"daki özgün eserler "atılamayan çığlıkların" da ikamesidir belki bir yerde ve o ezgiler ki yarınlar adına u-mutluluk hallerini de besleyebilirler.  26.01.2008 10:56
 

Atalarımız böyle söylemişler.. Kimi zaman sessiz kalmak, gönül gözüyle görüp, hissedebilen biri için, bir çığlıktan çok daha derin anlamlar taşıyabilir.. Çok güzel bir yazıydı, saygılarımla..

Dolmakalem 
 23.01.2008 11:43
Cevap :
Evet, evet "...gönül gözüyle görüp hissedebilmek..." de belirttiğiniz gibi son derece önemli ve erdemli bir özellik.Katkınız ve beğeniniz için sonsuz teşekkürler.Sevgi ve saygılarımla.  23.01.2008 11:53
 

Sakin akan bir nehir gibi ama bir nefeste okudum. Hele bu dize yok mu bu dize, her zaman konuk olmaz şairin kalemine. Süperrr. Süper işte ne diyim. "Irmağın sonrasız sesini bardağa koy, kaşığının solo sesini düete dönüştürsün keyif çayında;" Diyorum ki insanın sevgilisi, kocası, eşi, her neyse ve kimse. Doğa olsa ve keşfedecek şeyler hiç bitmese. Sonsuza değin sürse o pür ve tatlı telaş. Değil mi?:)

Ayrıntıda gezinmek 
 21.01.2008 4:42
Cevap :
Senin zeka ve duygu yüklü bu yorumun var yaa..eşleştirmeyi yine tam da gözünden vurarak yapmışsın yine. Onca deneyim ve arayış sonrası o yanındaki (ler) ile o "...pür ve tatlı telaş..."ı yakalayabilen küçük azınlığa da "helal olsun" diyerek, bir tür "pozitif ayrımcılık" yapıp selam yollayalım buradan hep beraber.  21.01.2008 18:34
 

..bu sakin pazar sabahında sessiz çıklıkların sesini yeniden duymuş gibi oldum.. elinize yüreginize saglık..sevgiler..

mehmet selim 
 20.01.2008 17:09
Cevap :
Bu duyumsamayı ve anımsamaları yaşamanız konusunda aracı olabildimse ne mutlu bana.Mutlu pazarlar.Sevgi ve saygılarımla.  20.01.2008 17:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 355
Toplam yorum
: 3313
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2351
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster