Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Profesyonel Koç Gizem EKİCİ

http://blog.milliyet.com.tr/gizemekici

08 Mayıs '19

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
83
 

Soru Sorma Sanatı

Evet, soru sormak diye bir sanat var. Edebiyatta buna "istifham" deniyor. Anlatımı güçlendirmek, cevap alma amacı gütmeden, dikkati çekmek için kullanıyor sanatçılar. 
Ya felsefe ne ile başlar? "Soru sormak." Ve tüm bilimlerin doğuşunun da felsefe ile başladığı kabul edilir. Felsefenin soru sorma sanatı ise” Sokratik yöntem” etrafında şekillenir. Sokratik yöntem, Antik dönem Yunan filozofu Sokrates'in felsefi düşünüşü ve bilgiyi sınayarak öğretme yöntemidir. Sokrates aslında karşısındakine yeni bir şey öğretmemektedir. O sadece bilineni anımsatmakta ve hakikati tekrar buldurmaktadır. Bu bir anlamda ebeliktir. Zira Sokrates bunu annesinin mesleği olan ebelikle de bağdaştırmıştır.
 
Peki, Dünya gezegeninde bilinen 2 milyon canlı türünden ileri düzeyde gelişmiş bir beyne sahip insan türünün yavrusu kendini, etrafını ve yaşadığı gezegeni nasıl öğrenir? Soru sorarak. Kurabildiği en basit cümle olan “Bu ne” ile işe başlar ve beyin gelişimi ilerledikçe “Ben nasıl oldum?”, “ Neden yağmur yağar?”, “O ablanın/abinin nesi var, neden ağlıyor?”, “Bu nasıl çalışıyor?” gibi sorularla filozofvari keşfine devam eder.
 
Ama gün gelir bu meraklı insan yavrusu yavaş yavaş soru sormayı bırakmaya, unutmaya başlar. Bunun sebebi kimi zaman dünya! işleriyle çok meşgul bir ebeveynin ona gerekli ilgiyi göstermemesi, kimi zaman da onun enfes merakına kulak vermeyen bir öğretmenin gafletidir.
 
Soru sorma sanatı artık ya sadece edebiyatla uğraşan değerli sanatçılara kalmış ya da ne olursa olsun soru sormaktan hiç vazgeçmemiş çılgın! insanlardan biz sıradan insanlara bilim ve teknoloji olarak bahşedilmiştir.
 
Ne yani biz sıradan insanlar soru sormadan mı yaşıyoruz? Hayır, tabii ki. Biz de sorarız, sorarız da yoğun hayat koşturmacasının içinde çok fazla zamanımızı almayacak şekilde sorarız. “Niye/Neden/Niçin” üçlemesinden ağzımıza ilk geleni kullanarak soruveririz mesela:
 
X- Kusura bakma(yın), biraz geç kaldım.
Y- Neden? 
 
Elinizde olmayan sebeplerden bir yere geç kaldığınızda, özellikle işe veya derse, karşınızdaki otorite figürünün( yani patron/müdür/şef/öğretmen bazen de eş veya anne/baba) ne kadar sakin, şefkatli ve sempatik olursa olsun “Neden” diye sormasının bizde yarattığı hissi sadece bir anlığına düşünmeye, yaşamaya çalışalım. Nasıl hissederiz? Utanmış, suçlu, yargılanmış, ne sebep söylersem söyleyeyim boş gibi değil mi? Bu his din, dil, ırk, yaş fark etmeksizin aynıdır.
 
Peki, şöyle sorsak:
 
X- Kusura bakma(yın), biraz geç kaldım.
Y- Geç kalmanı(zı)n sebebi ne (olabilir)? (İğneleme, tonlama yapılmayan sıradan bir diyalog için)
 
Bu durumda ne hissederdiniz? Sadece açıklama yapma ihtiyacı değil mi? Sizi içten içe huzursuz/ rahatsız eden herhangi bir histen bağımsız olarak düz bir açıklama ihtiyacı o kadar.
 
Bırak allah aşkına demeyin, deneyin.
Sonra bu beceri nasıl kazanılır ve kazanıldığında neler olur konuşalım…
 
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 62
Kayıt tarihi
: 29.04.19
 
 

2011 yılında Ege Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden, 2012 yılında Anadolu Üniversites..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster