Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Nisan '08

 
Kategori
Pratik Bilgiler
Okunma Sayısı
832
 

Sorular, sorular, sorular...

Sorular, sorular, sorular...
 

Durup dururken eskilerden bir şarkı takıldı dilime bugün. Şarkıyı mırıldanarak yürürken sözlerin acımasızlığı dikkatimi çekti. İlk dörtlük neyse ama ikinci ve üçüncü dörtlük çok feci. “Annen bile okşasa, benim bağrım taş olur” diyor mesela. Kıskançlıkta gelinen boyuta bakar mısınız? Devamında “sana açık kucaklar, … kara toprakla dolsun” diyor. Ve hatta “sana benim gözümle bakan gözler kör olsun”…

Bu nasıl hastalıklı bir aşk, anlamadım gitti.

Faruk Nafiz Çamlıbel’e ait olan şiiri Suat Sayın bestelemiş, Zeki Müren de söylemiş. Zamanında güle oynaya söyleyip dinlediğim şarkıya şimdi niye “Yok canım, bu kadar da olmaz…” diye tepki veriyorum acaba?

Bazen böyle gereksiz sorular takılıyor aklıma işte.

Mesela yoğurt!

Biliyorsunuz, yoğurt yapmak için sütün içine maya niyetine belli ölçüde yoğurt katmak gerekiyor.

Peki ama ilk yoğurt nasıl yapıldı?

Konuyu biraz araştırdım. Karınca yumurtası ve hatta karınca yuvasının girişindeki toprak tepeciği süte katıldığında maya görevi görüyormuş. İyi de bu atalarımız ellerinde süt kovasıyla hangisinin yumurtası yoğurt yapar acaba diye börtü böcek peşinde mi koştular? Yoğurt elde edinceye kadar kaç deneme yaptılar? Yoğurt diye bir maddenin varlığından habersizken niye süte bir şeyler katıp sütün katılaşmasını beklediler? Olay tesadüfen gerçekleşmiştir diye düşünmek istiyorum ama süte düşen karınca mayalamaya yaramıyor ki, süte karınca yumurtasının düşmesi gerekiyor. Ne zor bir ihtimal…

Geçenlerde de canlıların günlük ortalama nefes sayısı ile ilgili soruların peşindeydim. Biz insanlar günde 23 bin civarında nefesle idare ediyoruz. Köpeklerin günlük ortalama nefes sayısı ise 43 bin civarında ve bildiğiniz gibi ömürleri azami 15 yıl. Bu durumda kaplumbağalar uzun yaşadığına göre nefes sayıları bizden az olmalı diyorsunuz değil mi? Haklısınız, çok az nefes alırlarmış. Kesin bir rakam bulamadım araştırmalarımda ama sonbaharda derin bir nefes alıp suya dalan ve kışı su altında geçiren kaplumbağalar bile var. Varın düşünün nefes konusunda ne kadar idareli olduklarını.

Az nefes alanın çok yaşadığı şeklindeki teoriden yakın bir arkadaşıma bahsettim. Kızcağız o gün bugündür nefesini tuta tuta geziyor.

“Word”de yazı yazarken bazı kelimelerin altında çıkan tırtıklı çizgiye sinir oluyorum. Mesela şimdi “tırtıklı” diye yazdım hemen altını çizdi. “Argo veya kaba sözcük” diye uyardı beni. Tırtıklı kelimesinin neresi argo? Duyan da küfür ettim sanacak. Bazen haklı olarak uyarıyor, teşekkür edip düzeltiyorum. Bu kadar da kibarım yani… Ama bazen altını çizdiği kelimeyi “Yine ne var?” diyerek mausun sağ tarafıyla tıklayıp baktığımda “Yazım önerisi yok” diyor. İyi de kardeşim, madem bir önerin yok benim yazdığıma niye itiraz ediyorsun? Varsa bir önerin oturup tartışalım kim haklıysa diğeri özür dilesin. Ama sen hem altını çiz hem de kalk “doğrusunu ben de bilmiyorum ama içimde bir his var, bana yanlış yazdın gibi geliyor” de. Hiç mantıklı değil, hiç…

Not: Bilginin gereklisi gereksizi yoktur, bu yazıda da ufak tefek bilgi vardı, o yüzden kategori "Pratik bilgiler"

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Zihinsel çevikliğiniz içimi ürpertti, aşkai yoğurda ve duyguya olan bağlılığınız gözlerimi yaşarttı. İnanıyorum ki, sizinde birgün beni okumak hususundaki azminiz ve kararlılığınız ilerki nesillere örnek olacak, blogun karanlık çağlarında bizlere ışık tutacaktır. Bu blogunuzunda; asırlarca bilimadamlarınca araştırılacağından, tarihçilerce etraflıca tartışılacağından, yine de tam olarak anlaşılmayacağından hiç şüphem yok. :)))

silik 
 30.06.2008 13:47
Cevap :
"Bunlar münferit olaylardır, endişeye mahal yoktur" şeklindeki standart yorumunuza ne oldu? Zaman aşımına mı uğradı? Hem siz ne zaman yazmaya (kaldığınız yerin bir öncesinden) devam edeceksiniz? Sonuncu yazınızı sevmedim o yüzden onu saymıyorum ve bir öncesinden devam etmenizi talep ediyor, istiyor ve bekliyorum. Ufkunuzu genişleten yazılarımı takibe devam edin lütfen.  30.06.2008 22:35
 

bende çok merak etmiştim bir zamanlar ilk yoğurt nasıl oldu peki diye, annem de sütün içine yanlışlıkla keçi idrarı kaçmış ve yoğurt haline gelince insanlar yapmaya devam etmiş demişti, çooook uzun bir süre yoğurt da yememiştim:)))), sevgiler

Dilek Fuçucı 
 25.04.2008 9:33
Cevap :
Sizin anneniz de şaka konusunda fena değilmiş :)) Yoğurt çok sağlıklı ve gerekli bir yiyecek, içine ne kaçarsa kaçsın yerim ben :)) Sevgiler  25.04.2008 13:21
 

Peki ineğin sütünü ve tavuğun yumurtasını yemeyi nasıl akıl ettik ? Hadi biri akıl etti, diğerleri demedi mi "tü senin midene..." Hadi sütü beğendik, ne diye illa ki tavuk yumurtası diye tuturduk, örneğin yılan yumurtasını neden yemedik ? Ya da ıspanak denilen otu neden yedik ? İlk kim yedi ? Ispanağın keşfi sırasında sarımsaklı yoğurt keşfedilmiş miydi ? Edilmediyse yoğurtsuz yenir miydi o ot ? Rakıyı ilk kim denedi ? Nerden aklına geldi ? Daha bir sürü soru var... Of, sizin yazılarınızı okumamak lazım. Bana rahatsızlık veriyor şahsen. Düşünüp duruyorum, ispinozla benim ne alakam var, yoğurdu kim buldu, ıspanak ve yoğurt aynı gün mü bulundu vs vs vs. Yok, bir daha okumayacağım. Sevgilerimle. :-)

Haluk Seki 
 17.04.2008 19:21
Cevap :
Aslında biliyor musunuz, hep aklımı kurcalamıştır bu tür sorular. Mesela ıspanak :)) "Hadi bunu yiyelim demir gibi olalım" demeden önce hangi lüzumsuz otları yediler, "Bunda demir yok ama kurşun var, metal metaldir" deyip hangi yanlış maddeleri yediler ve sonra "vay be, kurşun faydalı değilmiş" deyip vaz geçtiler.. Tavuk yumurtasını elde etmek kolay ama yılan yumurtası öyle mi? Belki de birkaç deneme yaptılar ve onlar yılanın yumurtasını alana kadar yılan onları yedi. Etme bulma dünyası işte :)) Tavuğu aciz görüp yumurtasını yersen yılan da kalkar seni yer. Bu konu da böyle uzar gider, içinden çıkılamaz hale gelir.  17.04.2008 22:04
 

Yoğurdun ilk defa nasıl yapıldığını sayenizde öğrendik. Şimdi de aklıma peynir ve tereyağ ilk defa nasıl yapılmış sorusu geldi. Bu arada vakayinüvis in iskender kebabı hakkındaki yorumunu okuyunca, bu kebabın nasıl yapıldığını bursadaki meşhur iskender kebapçısının masa camlarının altına koyduğu yazıdan öğrenmiştim. Yeri gelmişken burada paylaşayım bari. Efendim, Türkler eskiden beri kuzu çevirirlermiş. Bilindiği gibi kuzular yatay olarak çevrilir. Bursalı İskender bey ise, kuzuların kemiklerini çıkarıp, dikey olarak çevirmeye başlamış. Bunun da adına döner kebap demişler. Döneri de pideyle birlikte servis yaptıklarında ise ona iskender kebabı adı verilmiş. Yalnız yoğurt mu önce keşfedilmiş yoksa iskender kebabı mı onu bilmiyorum. Artık bi zahmet siz onu da araştırırsınız. Sevgiler, esen kalın.

Erol Özışık 
 12.04.2008 12:31
Cevap :
Demek İskender kebapla ilgili bilgi masa camlarının altındaydı. İnsanın nerden hangi bilgiyi alıp dağarcığına ekleyeceği hiç belli olmuyor değil mi? O yazıyı okurken yeri geldiğinde bize anlatacağınız aklınıza gelmiş miydi? Teşekkürler değerli yorumunuz için. Sevgiler.  13.04.2008 22:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 61
Toplam yorum
: 1166
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2242
Kayıt tarihi
: 24.01.08
 
 

17 yaşımdaydım yazmaya ilk başladığımda. Dünyayı tanımaya çalışırken kendimi de tanıdım zaman içinde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster