Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ekim '17

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
35
 

Sorun Cevaplayalım

Sorun Cevaplayalım
 

Gün geçmiyordu ki karşısına şu herşeyin cevabı içinizde diyen yazılardan biri çıkmasın. Uzun yıllardır ders kitabı çalışır gibi ciddiyetle söylenenleri yerine getiriyordu. Ama sonuç hep hayalkırıklığı sonuç hep hüsran. Henüz tek bir sorusunun bile cevabına erişememişti.

Sorularını doğru adrese ulaştırmak için var gücüyle debeleniyordu. Herşeyi kurallara uygun yapıyordu ama olmuyordu işte. Karşısına hep cevapları bulduklarını yazanlar çıkıyordu ama birisi de demiyordu ki: "Ben kalbime şu soruyu sordum ve kalbim bana şu cevabı verdi." Hep bir muğlaklık vardı yazılarda onun karışık kafasını daha da karıştıran. Soruyu sorun ve unutun diyordu bazıları. Evren size o mükemmel zaman geldiğinde cevabı mutlaka söyler. Kalbinizi cevaba açın duymak istemediğiniz birşey olsa bile.

Sonra tam bunu uygulamaya razı olmuşken başka bir yazı görüyordu. Harekete geçin enerji yaratın. Çaba değil ama emek verin. Siz isteğinizi belli etmezseniz biz özgür iradenize saygı kapsamında karışamayız size. Ee hani unutacaktık da hiç ummadığımız bir anda gelecekti o cevap. Şimdi de evren sizin yerinize hiç bir şey yapmaz ama siz farkında olup size sunduklarımız arasından özgür iradenize seçmelisiniz diyorlardı.

Huzuru bulmak için sordukça, daha derine inmek için araştırdıkça daha çok kayboluyordu. Daha huzursuz oluyordu. Evren yasalarına güvenin. Tamam. Bir lokantada yemek sipariş ettiğinizde onun gelmeyeceğinden endişe etmezsiniz değil mi? (Offf ben ederim. Gerçekten ederim. Ya istediğim gibi gelmezse yemeğim diye endişe ederim ve ya o garson benim yemeğimi unutur ya en son onu getirir ya yanlış bişey getirir. Ben evren yasalarına nasıl güveneyim şimdi?) Kendinizi kimliklerle tanımlamayın. Siz olduğunuz gibi zaten eşsizsiniz. Bu sizi diğerlerinden daha değerli yapmaz. Çünkü onlar da en az sizin kadar eşsiz. Hımmm. O kadar emin değilim. Evet kimseyi kendimden daha değersiz görmem (zaten daha değersiz olmak pek mümkün değil şu anki durumumu düşünecek olursak). Ama dünyada bu kadar savaşlar, açlık, açgözlülük varken herkesin olduğu haliyle eşsiz olduğunu nasıl kabul edebilirim?

-Herkesin mi dedin sen?

-Evet, ne demeliydim ki?

-Herkes kim?

-İnsanlar işte. Sen, ben, o, öteki, beriki.

-Hımmm, sen yani kendini sadece şu aynada gördüğün formla mı özdeşleştiriyorsun?

-Evet, o aynada görünen beden ve görünmeyen duygu ve düşüncelerimin toplamı.

-Başka?

-Yani tabi ki işin bir de ruh kısmı var. Ben onu da kabul ediyorum. Ama orası kafa karıştırıyor. Eğer o ruh ya da bilinç ya da farkındalık, adını sen koy, o an sahip olduğu en üst seviyedeyse (buraya kadar hemfikirim) ve öğrenme sonsuzlukta dahi devam ediyorsa neden bazı ruhlar için yollarını bulamadılar diyorsun? Madem zaten o, o an için yapabileceğinin en iyisini yaptıysa yolunu bulamamak demek ki onun fıtratı. O ne yapabilir ki bu durumda?

-Özgür iradeyi unutuyorsun. Hangi yoldan gideceğini seçme özgürlüğü olduğunu unutuyorsun.

-Ama o, o an için seçebileceği en doğru şeyi seçmiş.

-Peki, seçerken hangi sesi dinlemiş? Kalbini mi egosunu mu? BİRin parçası olan ben ne istiyor mu demiş yoksa BEN ne istiyoruM mu demiş?

-İyi de hani herşey önce kendini sevmekle başlıyordu? Hani uçaklarda bile annelere önce kendi maskeniz sonra çocuğunuzunki diyordu? Hani siz önce kendi kapınızın önünü temiz tutarsanız mahalle otomatikman temiz olurdu? Şimdi de bizi bencillikle mi suçluyorsun?

-Suç değil ders. Neden sürekli savunma halindesin? Neden süngülerin hep açık? Neden duyduklarının görünürdeki anlamlarına diş biliyorsun ama derinindeki anlamı görmek için emek vermiyorsun?

-O zaman bana sen söyle. Kalbimin beni ile egomun beni arasındaki farkı nasıl anlarım? Ama o kitaplardaki gibi ortaya karışık salata bir cevap olmasın. Net olsun sözlerin ki ben cevabını endişelenmeden kavrayabileyim.

-O zaman sana bir örnek vereyim. Seçim yapmanın gerekli olduğu bir misal yaratalım. Ve sen bana o misali yaşasan ne seçim yaparsın onu söyle. Bir iş teklifi aldın ama başka şehire taşınman gerekli. Şimdi işini sevmiyorsun ama hiç olmazsa ay sonunda kiramı nasıl öderim diye kara kara düşünmüyorsun. Yaptığın iş seni mutlu etmiyor ama senelerdir aynı işi yaptığın için artık zorlanmıyorsun. Ne yapardın?

-Bu misalde seçim yapmaya ne var? Çok basit. Rahat mı battı durduk yere tüm hayatımı tepetaklak edeyim? Gelen gideni aratır üstelik. Ya yeni iş de beni mutlu etmezse? Garantisi yok ki. Hem taşınmak bir yakınının ölmesinde yaşadığın strese eşdeğer stres yaşatıyor sana. O yüzden seçimimi yaptım bile. Eski işimde kalır tanıdığım bildiğim düzenime devam ederim.

-Peki bu sözlerin hangisini söylerken kendini kuş gibi rahatlamış hissettin?

-Tamam, hiç rahatlama olmadı ama bunu söyleyeceğini tahmin etmedim mi sanıyorsun? O kadar kitap boşuna okumadım herhalde. Şimdi sana öbür seçeneğimi söylüyorum. Bu, belki de o mutsuz olduğum işi değiştirmem için bir fırsat. Tebdil-i mekanda fayda vardır. Bu, benim kariyerim için güzel kapılar açabilir bana. Evet bu iş belki evrenin bana sunduğu o işaretlerden biridir. Şimdi sen sormadan söylüyorum ve sana soruyorum. Bu sözlerin hiçbiri de beni söylerken kuş gibi özgür yapmadı? Şimdi ne olacak? Elimdeki iki seçenek de fos çıktı. Gördün mü evren taraf tutuyor ve ben o tarafta değilim işte. Buna ne diyeceksin? Misal benim kalbimi özgür yapmalıydı ama şu an kendimi tam da kapana kısılmış hissediyorum. Cevaba o kadar yakın olduğumu hissetmiştim ama sen de beni yarı yolda bıraktın. Deminden beri konuşuyorsun. Şimdi neden sessizleştin. Çünkü senin de bana verecek cevabın yok değil mi?

-Cevaplar, çözümler, işaretler her yerde vardır. Onları sana sunarım ama sana şunu seç diyemem. Biliyorsun, özg.......

-Evet, özgür irade. Biliyorum. Bana öyle geliyor ki işin içinden kolayca çıkmak için özgür iradeyi siz yarattınız. Sorulara verecek cevap bulamazsak özgür irade deyip uzaklaşalım konudan diyorsunuz.

-Öyle diyorsun çünkü sana sunduğum çözümü göremediğin için kendine kızıyorsun. Çözümü avuçlarının içine bırakmadığım için bana da kızıyorsun. Hata zaten sana güvenende deyip tekrar kendine kızıyorsun. Bu duyguların sana ne dediğini dikkate almayıp sadece gözlerine görünen başarısızlığa odaklanıyorsun. O öfke, o güvensizlik, o herşeyi kontrol etme isteği, o neyin en doğru olacağını bilme hırsı gözlerini kör ediyor. Yanlış yapmaktan o kadar korkuyorsun ki en iyisi olduğum yerde durmak diyorsun. Eğer en iyisi o olsaydı, ki bazen en iyisi sadece durmaktır, o zaman bu öfke açığa çıkıp sana birşeyler söylemeye çalışmazdı. Tamam o zaman hareket edeyim diyorsun ve yine kalbini dinlemeden sadece hareket etmek olsun diye istemediğin bir adım atıyorsun. O zaman da ortaya pişmanlık çıkıyor. Sana birşey söylemek istiyor pişmanlık ama sen onu sadece dinlemek yerine verdiğin o yanlış karardan dolayı kendini örselemekle meşgul oluyorsun.

-Peki o zaman bana duyguların dilini öğret. Öfkem, pişmanlığım neyin sinyallerini veriyor bana? Neden benim seçimlerim hep iki ucu bo.... yani yukarı tükürsem bıyık aşağı tükürsem sakal tadında oluyor?

-Şimdi sakinleştiğine, beni ve kendini suçlamayı bıraktığına göre dersimize başlayabiliriz. Sen sürekli kendini eski model merdaneli çamasır makinalarının sıkma kolunda pestilin çıkıyor gibi hissediyorsun çünkü özünle yani kalbinle yani ruhunla yani bütünle olan bağında bir tıkanma var. Gözünde camları kirli bir gözlük nereye bakarsan bak, neye bakarsan bak kirli görüyorsun. Sonra bana sözlerini net duymak istiyorum diyorsun. Gözlük camın kirliyken kulakların da duymaz bunu biliyor muydun?

-Benimle dalga mı geçiyorsun yoksa şaka mı yaptın emin değilim?

-Şaka sadece yeryüzüne mi ait sandın? Göklerde biz sürekli nasıl mutlu oluyoruz sanıyorsun? Devam edelim. Sen bize inanmak istiyorsun ama emin olamıyorsun. Gerçekten göksel şeylerden mi bahsediyoruz yoksa bunlar deli saçması mı diye ikilem yaşıyorsun. Başkaları ne der diye düşünmekten kalbine dönmeyi hatırlamıyorsun bile. Evet bunlar doğruysa senin için büyük bir hafifleme olacağı doğru. Hayatı kontrol etme yükünden, gelecek endişelerinden, geçmiş pişmanlıklarından bir anda özgürleşecek olmak ne kadar rahatlatıcı olmalı. Ama hemen kafandaki ses seni uyarıyor. Ya doğru değilse? Ya sen şu an içinde bulunduğun çıkmazdan kurtulmak için bunları uyduruyorsan. Ceza-i ehliyeti olmayanlar bir sürü beladan kurtuluyor ya senin o bilmiş mantığın bu işlere inanırsam dünyevi yüklerimden kurtulurum diye yazıyorsa bütün bu senaryoları. O zaman hapı yuttun işte. Bütün o limon gibi sıkılma hissinin temelinde yatan soru bu. Attığın her adımda içindeki ses ya.... ya.... ya.... diye seni tedirgin etmeye devam ediyor. Korkuların sürekli ayakta. Hep en kötü senaryoları düşünmekten nefes alamıyorsun artık. Ve ben şimdi sana desem ki sen gözlüklerini temizleyip bakmaya başla. Ve diyelim ki bunlar doğru. O zaman işte o göremiyorum dediğin cevapları net bir şekilde görürsün gözlüklerin temiz olduğu için. Ve diyelim ki bunlar doğru değil. Ne kaybedersin? Tek gerçek üzerinde yaşadığın dünya ise ve hayat bitince herşey bitecekse en azından yaşadığın ömür boyunca herşeye temiz gözlükler ardından bakarsın. Her şekilde şimdikinden daha huzurlu olmaz mısın? Sana hiç bir cevabı sen hazır olmadan veremem. Biliyorsun özgü......

-Evet biliyorum özgür irade.

-Ama sana bir öneride bulunabilirim. İlk olarak gözlüklerinin camını temizle. Gerisini oluruna bırak. Temiz gözlüklerden yaşamı izle, yaşama katıl. Küçük adımlarla başla. Dünyayı bir anda yerinden oynatmak zorunda olmadığını kabul et. Derin bir nefes al. Sorularını sormaya devam et. Cevapları alacağına emin ol. Hayır, bu o yukarı şakalarından biri değildi. Ama seni gülümsettiyse sözlerim hedefine ulaşmış demektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 126
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 300
Kayıt tarihi
: 25.03.14
 
 

"Kalp çarpar, beyin böler." Yankı Yazgan ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster