Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Kasım '18

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
105
 

Sorunumuz Sonumuz Olmasın

Sorunumuz Sonumuz Olmasın
 

Sorunumuz Sonumuz Olmasın


Dünya acayip bir hızla acayip bir geleceğe doğru gidiyor. Bu acayiplikten ülke olarak biz de nasibimizi alıyoruz. Hatta başka ülkelerin istihkakından aşırdığımızı bile pek ala söyleyebiliriz. Ondan olsa gerek bizde acayip olaylar bitmek bilmiyor. Son olarak Necmettin Erbakan Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Dekanı düşünce özgürlüğünü kullanarak "Uzay kuvvetlerini kurmanın zamanı geldi." dedi. Şaka şaka. Öyle bir şey olmadı tabii ki. Bu cümleyi ABD Başkan Yardımcısı ağustos ayında kurmuştu. Bizim Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Dekanımız ise birkaç gün evvel "Kadınlara oy vermeyeceğim." dedi. Birkaç gün sonra da pişman olduğunu pek de belli etmediği bir açıklamayla istifa ettiğini açıkladı.
 
Sanatta, sporda, siyasette, sanayide, tıpta... Memlekette nereye, hangi açıdan bakarsanız bakın yukarıdakine benzer acayipliklerle karşılaşmak mümkün. Üstelik dün de böyleydi bu durum bugün de böyle. Elbette acayiplik kat sayımızda bir artış olduğunu kabul ediyorum. Ama bunu bir zaman dilimine bağdaştırmak yanlış bence. Aksini düşünen onar yıl arayla gazete manşetlerine baksın. 
 
Bu acayip olayların nedenini kime sorsak eğitimi işaret edecektir. Gerçekten yoldan geçen kimi çevirirseniz çevirin, neyi sorarsanız sorun bir süre sonra cümleler eğitimdeki olumsuzluklar üzerine kurulacaktır. Çünkü eğitim işini bir türlü başaramıyoruz. Ama neden? Sorun ne? Binalar mı yetersiz, öğretmenler mi kötü, öğrenciler mi çok yeteneksiz, veliler mi bilinçsiz, sistem mi sorunlu yoksa dış güçler mi bizimle uğraşıyor? Yoksa hepsi mi?
 
Mustafa Kemal Atatürk, Sakarya Savaşı'nda kelimenin tam anlamıyla uğrunda ölmeye hazır olan askerlerine "Hattı müdafaa yoktur. Sathı müdafaa vardır. O satıh da bütün vatandır." diyor. Bu konuya Nutuk'ta şöyle değiniyor:
 
“... Savunma hatlarımız kısım kısım kırılıyordu. Fakat kırılan her kısmın yerine, en yakın bir yerde hemen yeni bir savunma hattı kuruluyordu. Memleket savunmasını başka türlü ifade etmeyi ve bu ifademde direnerek şiddet göstermeyi yararlı ve etkili buldum. Savunma hattı yoktur, savunma alanı vardır. O alan bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için küçük, büyük her birlik, ilk durabildiği noktada yeniden düşmana cephe kurup savaşa devam eder.”
 
Bugün eğitim sistemimiz de deyim yerindeyse kısım kısım kırılıyor. Öyle ki cehaleti açık açık savunan sözde âlimlerimiz bile var. Artık eğitimde de en üst perdeden "Hattı müdafaa yoktur. Sathı müdafaa vardır. O satıh da bütün vatandır." demenin vakti geldi de geçiyor. Bunu Mustafa Kemal gibi birisinin çıkıp söylemesini bekleyen varsa bunun nafile bir bekleyiş olduğunu söylemeliyiz. Öncelikle Mustafa Kemaller öyle kolay yetişmiyor. Devamındaysa bütün sorunu çözecek bir kahraman beklemek hiç çağdaş değil. Bu noktada yeni bakanımıza da haksızlık yapıldığını, çok fazla beklenti içerisinde olunduğunu düşünüyorum. Nitekim kendisi de bu yönde ifadeler kullandı.
 
Bence... Sorun bizzat biziz, komple. Evet, biz! Biz kim miyiz? Biz oy kaygısıyla yapısal reformları yapmayan siyasileriz. Biz pek bir şey bilmediği hâlde bilim insanı pozisyonunda olan akademisyenleriz...  Biz eğitimi, öğretmeni, öğrenciyi düşünmek yerine siyasetçilik oynayan sendikacılarız... Biz torpille hak etmediği koltuklara oturan yöneticileriz. Biz kırk yıldır aynı yöntem ve teknikleri kullanan öğretmenleriz... Biz mesleğe başlayana kadar "Ne iş olsa yaparım." dediği hâlde işe başlayınca yan gelip yatan genç öğretmenleriz. Biz evde çocuğa uyanık olduğu müddetçe tablet, televizyon, telefon kullandıran pek sayın velileriz...
 
Gerçekten bizzat sorunun kendisi olan "biz" çok kalabalığız. Peki ne yapacağız? Pes mi edeceğiz? Ölmekte olan hastaya bir neşter de biz mi vuracağız? Yahut yıllardır yaptığımız gibi suçlu mu arayacağız? Sorunu kişilerde, sistemde, dış mihraklarda hatta dinde mi arayacağız? Elbette hayır. Yüzlerce, binlerce kez hayır. Eğitim sorunumuzu çözeceğiz. Aksi takdirde sorunumuz, sonumuz olacak!
 
Biz tıpkı Sakarya Savaşı'nda olduğu gibi hareket etmeliyiz. Bir okulu, bir mahalleyi, bir ili ya da bir bölgeyi değil tüm ülkeyi düşünerek hareket etmeliyiz. Başarısızlıkla karşılaştığımızda tek bir öğrenci bile yeniden mücadele için bize güç vermelidir. Aklımızdaki güzel şeyleri gerçekleştirmek için de öğretmen olmayı, müdür olmayı, bakan olmayı beklememeliyiz. Şartlar ne olursa olsun gelecekten ve yeni nesillerden asla umudu kesmemeliyiz. Bulunduğumuz noktada, elimizdeki imkanlarla harekete geçmeliyiz. Sadece hattı değil sathı müdafaa etmeli, o sathın da bütün vatan olduğunu asla unutmamalıyız.
 
Evet, sorun biziz bence... Biz ve olaylara bakış açımız, yorumlayışımız... Ama düşmanımız sadece ve sadece cehalettir. Cehalet de ancak ve ancak gerçek öğretmenler marifetiyle yenilebilir. Sorunumuzu kabul edip üzerine gitmeliyiz. Ki gerçek düşmanımızla savaşabilelim.
 
Çözüm için çağdaşlarımızı takip edeceğiz evvela. Onlardan esinleneceğiz. Hatta yer yer taklit edeceğiz. Ta ki bize uygun olanı bizzat biz keşfedene kadar... Elbette her kültürün kendisine has özellikleri var. Farklılıklar illa ki olacaktır, olmalıdır. Ama bazı şeyler değişmez. Mesela demokrasiden, eşitlikten, laiklikten, bilimsellikten, hukuktan ödün vermeyeceğiz. Ki başa dönmeyelim!
 
Son olarak tüm öğretmenlerin Öğretmenler Günü'nü kutluyor, Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün izinde giderken şehit olan ve ebediyete intikal eden tüm öğretmenlerimizi minnetle anıyorum.
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 103
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 405
Kayıt tarihi
: 10.09.10
 
 

Kısaca kendimi tanıtacak olursam "Evlat, eş, baba, öğretmen, yönetici, yazar ve tabii ki okur." y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster